28 Şubat’ın Düşündürdükleri

28 Şubat, tankların ve postalların insan hak ve onurunu çiğnediği lanet bir darbe idi. Yiğit, düştüğü yerden kalkarmış. 28 Şubat ile dışlanan, ötelenen ve örselenen, fikir ve vicdan hürriyetinden mahrum bırakılan millet de düştüğü yerden kalktı.

28 Şubat'ın toplum üzerindeki tesirini iyi analiz etmek lazım. 28 Şubat darbesi, yönetime el koymaktan ziyade siyaseti, ekonomiyi, eğitimi, kültür ve sanatı değiştirme, dönüştürme ve ülkenin ve toplumun sosyal yapısını belirleme darbesi oldu. Bu etki hala devam ediyor. 28 Şubat'ın açtığı tahribatı çok farklı bir bakışla değerlendirmek lazım.

28 Şubatçı zihniyetin özellikle eğitimdeki kesintisiz 8 yıllık arzusunun bugün daha da ileri taşınarak devam ediyor olmasını anlamak mümkün değil. Burası garip bir durumdur. Şimdi ise zorunlu eğitim 12 yıl oldu. Kimi eleştireceğimizi şaşırdık! Elbette kademeli bir geçiş var ama yine de bu işin zorunlu oluşu tartışılıyor.

Genç nesil mantalite olarak, 28 Şubat'a direnen ve 28 Şubat'tan muzdarip ebeveynlerinin tersine bir sosyal hayata kendilerini kaptırmış durumdalar. Nesiller arasındaki uçurum artmaktadır. Makas açılıyor. Zıtlaşma devam ediyor. Bu dip etki 28 Şubat zihniyetinin arzuladığı bir değişimin görüntüsü değil de nedir? Günümüz gençliği; bilinç, ideal ve istikamet olarak 28 Şubat döneminde darbeye karşı duruş sergileyen ve inancı uğruna başörtüsünü çıkartmayan, hatta eğitimini bırakan o dönemin gençliğinden çok uzakta değil midir? Bu savruluşun temelinde 28 Şubat zihniyetinin ektiği tohum yok mudur? 2002 yılından itibaren iktidarda olan AK Parti'yi de düşündüğümüzde bu durumu nasıl izah edeceğiz? Özellikle gençler için 28 Şubat ne ifade ediyor? 2000 kuşağı gençlerimizin bizden kopuşu gittikçe artıyor, sosyolojik bir vaka olarak önümüzde duruyor. Dokunamadığımız, uzak kaldığımız, umursamadığımız, görmezden geldiğimiz, hesap edemediğimiz bir durum var.

Bugünün güç sahipleri kabul edelim etmeyelim, hala 28 Şubat'a direnen, her şeye rağmen inancından ve davasından taviz vermeyen, ilkeli ve şahsiyet sahibi bir neslin ekmeğini yiyor, yiyoruz. O dönemin lider şahsiyetlerinden olan ve mağduriyet de yaşayan Cumhurbaşkanı Erdoğan da o dönem gösterdiği duruş ile bugün iktidarda. Bunun çok iyi farkında olanlar, o dönem mağduriyet yaşamamış olsa bile 28 Şubat'tan nemalanma yolunu seçiyorlar. Şayet 28 Şubat olmamış olsaydı, bu insanlar neye sarılacaktı? Bugün Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın en hassas olduğu konu olan "imam hatip, kat sayısı, başörtüsü" gibi davanın simgesi ve nirengi noktası olan bu kavramlar birileri için ne ifade ediyor? 28 Şubat'ın vurduğu dindar Anadolu toplumu, o sancılı günleri çok iyi bildiği için her seçim döneminde R. Tayyip Erdoğan'a sahip çıkıyor.

28 Şubat'ın sürekli bu toplumun önüne konulmasına artık çok daha farklı bir noktadan bakmak gerekiyor. Evet, 28 Şubat darbeydi, çok sancılar yaşattı, çok zulümler gördü bu toplum. Hala 28 Şubat'ın açtığı yaralar sarılmış değil. Mahkûm olanlar var. Ancak bugün 28 Şubat'ın sancısını hatırlatarak değil, 28 Şubat'tan aldığımız ders ile bir daha 28 Şubat'lar yaşamamak için ilerlettiğimiz demokrasimiz, temel hak ve özgürlükler noktasındaki kazanımlarımızla şeffaf ve hukukun üstünlüğünü savunan bir devlet olarak toplumun huzuruna çıkmalıyız. Bunca çileye, mücadeleye ve geçen zamana rağmen mağduriyetten medet umarak, 28 Şubat'ın çirkin ve zalim yüzünü hatırlatarak yolumuza devam edemeyiz. 2002 yılından itibaren elimizde bulunan imkanları ne için kullandık? 28 Şubat tecrübesi olmasına rağmen bir de 15 Temmuz ihanetini yaşadık! Bu millet gerçekten ahde vefa gösteriyor ve R.T Erdoğan'ı yalnız bırakmıyor.

28 Şubat'ta direnen, mağdur ve mahkûm olanlar hala kenarda ve tırnaklarıyla kazıyarak açtıkları yolda minnetsizce, sessizce ve ülkelerine küsmeden hayatlarına devam ediyorlar. Çünkü onlar davalarında samimiydi. Kahrolsun darbeciler, yok olsun menfaatçiler!