Her Ramazan’da İslam ülkelerine saldıran İsrail, suç ortağı ABD ile birlikte bugünlerde yine Müslüman kanı döküyor. Azgın ikili, İslam dünyasını kaosa sürüklenmeye çalışılıyor.
Bazı safdiller “ABD, mübarek Ramazan’da İran’a savaş açıp da İslam dünyasını küstürmek istemez.” kehanetinde bulunduysa da gerçek böyle olmadı. Her sene Ramazan ayında Filistin topraklarına ve diğer İslam ülkelerine hayâsızca saldırmayı alışkanlık hâline getiren kanlı Siyonist İsrail terör örgütü, bu sefer ipini elinde tuttuğu ABD’yi de bu cinayetine ortak etti. Gazze’de 75 bin masumun katili olan ‘devlet’ görünümle bu iki şeytani güç, şimdi de İran ve Lübnan’ı gece gündüz bombalıyorlar. Sivil alanlara hücum ediyorlar. Camileri, okulları hedef seçip 2 milyarlık İslam dünyasına meydan okuyorlar. İlkokulda 165 yüzlerce masum kız çocuğunu katleden sapık adam Trump, utanmadan milyonlarca Kızılderili ve Zenci’nin katledildiği kirli topraklarında ahlaksız din adamlarına günah çıkartıyor. Dünyayı ateşe vermekten zerre kadar çekinmeyen haydutlar, insanlığın nefret oklarını üzerlerine çekseler de soykırımlarına devam ediyorlar.
Sicili bozuk olan ABD, dünyanın küstah kovboyu olmayı sürdürüyor. Dilediği ülkeye girebileceğini ve istediği yönetimi seçebileceğini düşünüyor. Ancak ben dünyada ABD ve İsrail’e karşı bir dip dalga oluşmaya başladığını düşünüyorum. Başta İslam dünyası olmak üzere bütün hür ülkelerde saldırgan ikiliye yükselen bir öfke var. Bunun öncülüğünü yapan ülkelerden biri de İspanya! Sadece bu ülke değil, huzurları bozulan Körfez ülkeleri de, katil ve hırsız İsrail’i her halükârda destekleyen ABD’ye diş biliyor. Ülkelerin tabanlarında başlayan bu itirazın yükseleceğini ve bu iki vicdansız saldırgana haddini bildireceğine inanıyorum. Emperyalist ABD, bugün İsrail terör örgütünü cansiperane destekliyor. Daha önce PKK, DAEŞ ve FETÖ’yü de destekledi. Bu azman ülke, barış, huzur ve insanlık düşmanıdır. Ancak bu gidişat onlar için iyi değil. Bir zamanlar Vietnam, Irak ve Afganistan’ı işgal ederek savaş suçu işleyen Amerikalılar yine mağlup olacak. Siyonizm muhakkak yenilecek. ABD’de Trump’a büyük kızgınlık var. Ben bu sömürgeci ülkenin Sovyetler Birliği gibi parçalanacağına inanıyorum, İsrail de işgal ettiği topraklarda tutunamayacak. Telaviv’de sirenler asla susmayacak. Tek kurtuluş yolları olan “İslam Birliği” anlayışına bağlanacak olan Müslümanlar bu kanlı uru topraklarından söküp atacaklardır. Türkiye’deki büyük İslam âlimleri, asırlardır İttihad-ı İslam’ı, tek çözüm yolu olarak görmüş, göstermişlerdir. İslam dünyası eninde sonunda bu noktaya gelecek ondan sonra düşmanları olan kâfirlerle gerçek cihada gireceklerdir. Bölgede akl-ı selim sahibi olan büyük ülke Türkiye’nin sağduyusuna, vicdanına, önderliğine ihtiyaç büyük.
GÜNDELİK HAYATIN SAHNESİ
Değerli yazar Fatma Barbarosoğlu’nun Gündelik Hayatın Sahnesi (Ânın Kelimelerle Kaydı) isimli eseri Profil Kitap’tan çıktı. Önsözde, yazarlara düşen görev şu satırlarla ifade ediliyor: “Gezegenin, kalbi olanlar coğrafyasında meskûn vatandaşları olarak, insanın biricik olma özelliğini sonuna kadar savunmak üzere sözü söze eklemekle yükümlüyüz. Acımızı, kederimizi, neşemizi, hayat tecrübemizi dile getirmek için közü söndürmeden, sözü döndürmeden, yaşanmış olanın kaydını tutmaya devam etmeliyiz, tıpkı bizden evvelkilerin yaptığı gibi.”
Denemeler okuru düşünmeye zorluyor, can alıcı sorular soruluyor, satır aralarında farklı ufuklara yolculuklar yapılıyor. İşte o yazılardan bazılarının başlıkları: “Akraba Düğünü Değil Akran Düğümü”, “Eski Çocuklar Yeni Çocuklara Bir Şey Anlatamıyorsa Suç Kimin?”, “Doğru ile Yanlışın Sınırını Belirsizleştiren Hak”, “Yeni Nesil Patron Anneler”, “21. Yüzyılı Kim Temsil Ediyor? Aptallar ve Aptallıklar mı?”, “Biz Gülemedik, Bizim Yerimize Emojiler Gülsün Dedik”, “Nesrin Sipahi Şarkılarıyla Büyümek”. Kitaba serpiştirilen hatıralar, denemelere farklı boyut kazandırıyor, incelikli anlam ve değer katıyor: “Telefonla konuşuyorduk. Ben onu doğup büyüdüğü ve hiç ayrılmamakla iftihar ettiği Fatih semtini yazması için ikna etmeye çalışıyordum ‘Mesulsün.’ dedim. ‘Her tanıklığın bir bedeli var. Çocukluğundan başlayarak mekânların, seslerin, gölgelerin, Fatih’i Fatih yapan kişilerin aksini kâğıt üzerine düşürmelisin.”
CİHAN AKTAŞ KİTABI
Mustafa Uçurum’un kitabı Bizi Dinleyen Biri Var, Çıra Edebiyat etiketiyle vitrinlerde. Bir yazarın, bir başka edebiyatçı hakkında yazması ne kadar güzel! Uçurum, bu yazıları çoğaltmış, biriktirmiş ve heybesinden bir Cihan Aktaş Kitabı çıkarmış. Örnek alınası bir hâl. Yazar “Ön Söz”de şöyle diyor: “Cihan Aktaş, kırk yıldır yazıyor, ben ise yıllardır onu okuyorum, dinliyorum, not alıyorum. Ondan okuduğum ilk kitap, Suya Düşen Dantel’le tanıştığım günden beri onun romanlarında, öykülerinde, denemelerinde dolaşıp durdum. Bana Uzun Mektuplar Yaz’la 70’li yıllara, Seni Dinleyen Biri’yle 80’li yıllara gittim; Şair ve Gecekuşu’nda Esesi köyünde gece kuşu oldum, Atkaracalar’da Cevriye Bânû’nun divanını yaktım. İran sineması üzerine yazdıklarını okurken Şark’ın şiirini öğrendim; Esenler sokaklarında Rüzgârla İyi Geçinmek’le yürüdüm. O yazdıkça, ben dinledim. Bu kitap, işte o dinlemenin birikimi.” Mustafa Uçurum, iyi yürekli, vefalı ve hakkaniyetli bir edibimiz. Yazıların başlıkları birer kilometre taşları gibi. Onlar bizi eserin muhtevasından haberdar ediyor. İşte iyi bir yazardan kıymetli bir edebiyatçının portresini oluşturan metinlerin başlıkları: “Suya Düşen Dantel ile Başlayan Serüven”, “Bizi Dinleyen Bir Yazar; Cihan Aktaş”, “Düşünce ve Duyarlılık İnşası”, “Cihan Aktaş’ın Edebî Dünyası”, “Cihan Aktaş’la Yürümek”, “Cihan Aktaş Öykülerinde Aile”, “Şair ve Gecekuşu Ya da Üzüntüyle Yaşamak”, “Hikâyeden Romana Cihan Aktaş”, “Hikâyeci Cihan Aktaş”, “Romancı Cihan Aktaş”, “Cihan Aktaş ve İran Sineması”, “Cihan Aktaş’a Sunulan Kırk Çiçek”, “Cihan Aktaş’ın Seattle Günlüğü”, “Cihan Aktaş’tan Kar Gibi Patiskalar”, “Türkiye’yi Dinleyen Bir Yazar; Cihan Aktaş”, “Kırk Yıllık Bir Hakikat Arayışı”.
RAMAZAN OKUMALARI
Hayatın aynası ve anlamı olan kitap, ömrümüzün her devresinde olmalı. Zira kitaba uzak olanlar, medeniyete de düşman olmuşlardır. Cuma günü Hekimoğlu Ali Paşa Kültür Merkezi’nde “İstanbul Sohbetleri”nde hattat, musikişinas, yazar Mehmet Arif Vural’ı dinledik. Hat sanatının bizde Kur’an merkezli olduğunu mükemmel biçimde anlattı. Âdeta hüsn-ü hattın tarihini özetledi. O sohbet meclisinde iki vahşi güruhun kitaplara düşmanlık ettiğini belirtti. Biri Haçlılar, ikincisi Moğollar. Bunlar işgal ettikleri şehirlerde kütüphaneleri yıkmış, kitapları yakmışlardır. İslam dini ve Müslümanlar ise kitaba çok değer vermişlerdir. Cenabı Allah bizi, başta Kur’an-ı Kerim olmak üzere bütün iyi kitaplara yakın eylesin. Hayatımızın her döneminde okumalıyız. Çocukluk, gençlik, olgunluk ve yaşlılık yıllarımızda elimizden düşmemeli kitaplar. Diğer 11 ayda farklı konularda kitaplar okusak bile Ramazan ayında büyük ölçüde dinî kitaplara, Asr-ı Saadeti ve İslam tarihini anlatan eserlere, tasavvufî metinlere yönelmeliyiz. Ramazan’da bu aya dair neşriyatı okumak gerek. Ben de bugünlerde Ramazan ayına dair yazılmış olan kitapları ve hatıratı okumaya çalışıyorum. Onlardan bir bölümü, kütüphanemdeki hususi rafta duruyor. Bu eserlerin isimlerinj, yazarlarını ve yayıncılarını, okuyucularımın nazar-ı dikkatine sunuyorum. Ola ki ilgilerini çeker, temin edip okumaya başlarlar.
İşte bahsi geçen Ramazan kitapları: 1 Ramazan Hediyesi (Serdar Soydan-Nilgün Firidinoğlu, Kapı Yayınları), Bir Bayramdır Ramazan (Abdullah Arıdoru, Nesil Yayınları), Çölde Biten Rahmet Ağacı (Safiye Erol, Kubbealtı Neşriyatı), Dersaâdet’te Ramazan Akşamları, Dursun Gürlek, Kubbealtı Neşriyatı), Eski İstanbul Ramazanları (Halit Fahri Ozansoy, İnkılap ve Aka Kitabevleri), İstanbul’da Bir Ramazan (Cenab Şahabeddin, Hazırlayan: Abdullah Uçman, Dergâh Yayınları), Osmanlı döneminde İstanbul Ramazanları (Ziya Şakir, Akıl Fikir Yayınları), Ramazan Geldi Hoş Geldi (Ahmed Esad Ben’im, Büyüyen Ay Yayınları), Ramazan İktisâd Şükür Risâleleri (Bediüzzaman Said Nursî, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları), Ramazan Karşılaması (Ahmet Rasim, Arba Yayınları), Ramazan Kitabı (Özlem Olgun, Kitabevi Yayınları), Ramazan Sohbetleri (Ahmet Rasim, Hazırlayan: Muzaffer Gökman, Kitapçılık Ticaret Yayınları), Ramazan ve Oruç (Berat Açıl-Fahrettin Altun-Serhat Aslaner-Mustafa Demiray-Halis Kaya, Ümraniye Belediyesi Yayınları), Samanyolunda Ziyafet (Sezai Karakoç, Diriliş Yayınları), Türk Edebiyatında Ramazan Şiirleri (Filiz Kılıç-Muhsin Macit, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları),
15 TEMMUZ DESTANI
Şairler hep yaşasın. Yüreklerindeki coşkuyu, ruhlarındaki deruniliği, dillerindeki güzel sözleri bir araya getirip şiir yazabilenlere ne mutlu! Üç şiir kitabından bahsedeceğim. İlki, Mustafa Aydın’ın Yağmur Olsaydım adını taşıyor. Diksiyon ve Edebiyat Yayınları arasında okuyuculara ulaştı. Mustafa Aydın bir kültür adamı. Diksiyon ve Edebiyat dergisinin ardından aynı isimde bir yayınevi kurdu. Millî konularda hassasiyeti yüksek olan Aydın’ın “Onbeş Temmuz Destanı”nı yeni nesillerimize okutmalıyız. Zira hain darbe teşebbüsünün üstünden on yıl geçti. Hafıza bazen unutuyor, hele genç hafızalar… ABD destekli o ihanet gecesini aziz milletimiz ve yüce devletimiz, elbirliğiyle püskürtmüştü. Bugün 20 yaşında olan gençlerimiz o sırada henüz 10 yaşında birer çocuktu. Neler olup bittiğini hatırlamayabilirler. Ayrıntılı olarak anlatmalıyız. O alçaklığın ardından kaleme aldığım yazıları İstiklalden İstikbale kitabımda toplamıştım. Bütün şair ve yazarlar bu konuyu ele aldı mı? Hayır! Bir kısmı cesaretle duygu ve düşüncelerini dile getirirken bir bölümü de karanlık bir sessizliğe gömüldü. 15 Temmuz’u yazmadılar, yazamazlar. Mustafa Aydın’ın kitabındaki bu sarsıcı şiiri okumanızı isterim. Şairimizin kısa şiirlerinden olan, can dostlarımızı ele aldığı “Kedi Sevgisi” ile yetinelim şimdilik: “Sevecen bir kedi geldi yanıma,/Sürtünmeye başladı kuyruk sallayarak./Sevilmek ve okşanmak istiyordu/Hiç kedi okşamamıştım hayatımda/Allah’ım okşayarak sevdim kediyi ilk defa,/Parkta yalnızlığımı unutturdu bana/Zorla sevdirdi kendini sırnaşarak/İnsanla sevgi azalmışken/Sevgiyi hatırlattı bana yeniden.”
AŞK MAKAMIND
İsmail Yiğit’in Hey Gidi Koca Üsküdar Hey (Kitapyurdu Doğrudan Yayıncılık) kitabındaki “Maide-i Sofra” şiirini okuyalım: “Çok yaşa, az yaşa/Ne fark eder, üç eksik beş fazla/Nasıl yaşarsan yaşa/Ölümü beklerken ölümsüzlüğü yaşa/Nasıl olur, diye hayretle bakma/Hayat içinde hayat var, sen ehlisünnet takva/Adı konmamış mahlûkata rızık veren Allah/Firdevs-i âlâda hazırlıyor maide-i sofra.” Şimdi de Abdullah Tümsek’in Aşk Makamında Esintiler (Erguvan Yayınevi) kitabındaki şiirlere kulak verelim. “Kalbe Bir Nazar Gerek” şiirinde iç dünyaya yapılan bir yolculuğu görüyoruz: “Kalb Hakk’a açılınca/Masiva kovulunca/Mihman yalnız kalınca/Nazargâh olur o kalb/Nazargâhı ilahi/Şeytan atar silahı/Artık bulmuş felahı/Kalb nazargâh olunca”.
Diğer bazı kitapların isimleri ve yazarları şöyle: Aynadaki Kılavuz (Nuray Kocabaş Müslümanoğlu-İbrahim Said Müslümanoğlu, Profil Kitap), Şiirin Ayak Sesleri (Ayşe Altıntaş, Çıra Edebiyat), Bir Enver Masalı (Onur Emrullah Şavlığ, Ateş Yayınları, Lim Nehri’nde Kaldı Çocukluğum (Emine Sakarya, Çınaraltı Yayınları.)