ABD'nin Suriye Özel Temsilcisi ve Ankara Büyükelçisi Tom Barrack, Şam ile SDG arasında varılan 'Haseke' anlaşmasına ilişkin konuştu. "SDG'nin sahadaki birincil anti-DEAŞ gücü olma yönündeki asıl amacı büyük ölçüde sona ermiştir." diyen Barrack, "O dönemde ortaklık kurulacak işleyen bir merkezi Suriye devleti yoktu; Esed rejimi zayıflamıştı, tartışmalı bir durumdaydı ve İran ile Rusya ile olan ittifakları nedeniyle DEAŞ'a karşı uygulanabilir bir ortak değildi. Bugün durum temelden değişmiştir." ifadelerini kullandı.
Son gelişmeler, ABD'nin ayrı bir SDG rolünü uzatmak yerine bu geçişi aktif olarak kolaylaştırdığını gösterdi.
ABD’nin Türkiye Büyükelçisi ve aynı zamanda Suriye Özel Temsilcisi olan Barrack, Vaşington’un Suriye’nin kuzeydoğusundaki askeri varlığına ve Suriyeli Kürtlerin geleceğine ilişkin dikkat çekici değerlendirmelerde bulundu.
SDG için 'DEAŞ'la mücadelede ortak' vurgusu
Barrack, ABD’nin bölgedeki askeri varlığının tarihsel olarak DEAŞ’la mücadeleye dayandığını belirterek, terör örgütü SDG'nin 2019 yılına kadar DEAŞ'ın toprak hakimiyetini sona erdirmede sahadaki en etkili ortak olduğunu söyledi. SDG’nin bu süreçte binlerce DEAŞ mensubunu el-Hol ve el-Şeddadi gibi kamp ve cezaevlerinde tuttuğunu ifade etti.
O dönemde Suriye’de işlevsel bir merkezi devlet bulunmadığını vurgulayan Barrack, Esad rejiminin zayıf ve tartışmalı bir konumda olduğunu, ayrıca İran ve Rusya ile olan yakın ilişkileri nedeniyle ABD açısından DEAŞ’a karşı uygun bir ortak olarak görülmediğini ifade etti.
"Şam DEAŞ'a karşı iş birliği yapıyor"
Ancak Barrack’a göre bugün tablo köklü biçimde değişmiş durumda. Suriye’nin artık uluslararası alanda tanınan bir merkezi hükümete sahip olduğunu belirten ABD’li diplomat, Şam yönetiminin 2025’in sonlarında Küresel DEAŞ Karşıtı Koalisyon’a 90. üye olarak katıldığını ve bunun ABD ile terörle mücadelede iş birliğine işaret ettiğini dile getirdi.
"SDG'nin anti-DEAŞ gücü olma rolü büyük ölçüde sona erdi"
Bu gelişmelerin ABD-SDG ortaklığının gerekçesini değiştirdiğini kaydeden Barrack, SDG’nin sahadaki ana anti-DEAŞ gücü olma rolünün büyük ölçüde sona erdiğini söyledi. Barrack’a göre Şam yönetimi artık hem DEAŞ’la mücadelede istekli hem de tutukluların bulunduğu tesisler dahil olmak üzere güvenlik sorumluluğunu devralabilecek kapasitede.
Barrack, Suriye’de Kürtler açısından en büyük fırsatın ise Ahmed Şara liderliğindeki yeni hükümet döneminde ortaya çıktığını belirtti. Esad sonrası geçiş sürecinin, uzun yıllar vatandaşlık hakkı, kültürel koruma ve siyasi katılım gibi temel haklardan mahrum bırakılan Suriyeli Kürtler için önemli imkanlar sunduğunu ifade etti.
"Yeni dönem tek ve birleşik Suriye'nin önünü açtı"
Esad döneminde çok sayıda Kürdün vatandaşlıksız bırakıldığını, Kürt dilinin yasaklandığını ve sistematik ayrımcılığa maruz kalındığını hatırlatan Barrack, yeni dönemin tek ve birleşik bir Suriye devleti içinde tam entegrasyonun önünü açtığını söyledi.
ABD’nin Suriye’de uzun süreli bir askeri varlık sürdürme niyeti olmadığını vurgulayan Barrack, Washington’un önceliklerinin DEAŞ kalıntılarının bertaraf edilmesi, ulusal uzlaşının desteklenmesi ve ayrılıkçılık ya da federalizmin teşvik edilmeden Suriye’nin birliğinin güçlendirilmesi olduğunu kaydetti.
Barrack’a göre bu süreç Suriyeli Kürtler için özel bir fırsat penceresi oluşturuyor. Yeni Suriye devletine entegrasyonun; vatandaşlıksız kalanlar dahil olmak üzere tam vatandaşlık, Kürtlerin Suriye’nin asli halklarından biri olarak tanınması, Kürt dili ve kültürünün anayasal güvence altına alınması, Kürtçe eğitimin önü açılması ve Nevruz’un ulusal bayram olarak kutlanması gibi haklar sağlayabileceğini belirtti.
ABD’li diplomat, bu perspektifin iç savaş koşullarında SDG’nin sahip olduğu yarı özerk yapıdan çok daha ileri ve kalıcı bir çözüm sunduğunu ifade etti.