ABD,İngiltere,İran Denkleminde; IŞİD

0

Musul'un işgal edilmesinden sonra, Ortadoğu'da IŞİD (Irak Şam İslam Devleti) adında akademi, diplomasi ve medya tarafından varlığı hakkında bilgi sahibi olunmayan bir yapı belirdi. Ortadoğu'da ABD, Rusya, İran, İngiltere ve Suudi Arabistan gibi ülkelerin nüfuz etmeye çalıştığı ve küresel sistem içerisinde büyük paraların hakimi olan ülkelerin gücünün olduğu yerde, 10-15 bin kişiden oluşan lokal bir yapının Ortadoğu'ya hakim olduğu / devlet kurduğunun söylenmesi oldukça komik. Zira bu coğrafyada, hiç kimseye sırf canı istediği için adım attırılmaz ve hiçbir şey tesadüflerle açıklanmaz.

Türkiye'nin nüfuz etmeye çalıştığı bölgelerde de sözde İslam tandanslı IŞİD-Boko Haram-El Şebab gibi marjinal örgütler, benzer refleks göstermektedir. Bu örgütlerin eylemlerini incelediğimizde aşırı şiddet eğiliminde olduklarını, kadın hakları üzerinden kısıtlamalar, kötü yaklaşımlarda bulunduklarını ve bütün bu provokatif söylem/eylemlerini İslam jargonu üzerinden gerçekleştirdiklerini görmekteyiz. Batı medyasının amacına hizmet eden bu olaylar sayesinde İslam'ın sürekli olarak kötülendiğine şahit olmaktayız. Nijerya'daki Boko Haram örgütünün, ABD tarafından kurdurulmuş olduğu Wikileaks belgelerinde açıkça görülmekte. Boko Haram'ın lokal bir yapı olduğundan bahsetmek ise hayli güç. İlginçtir ki; Somali'deki El Şebab örgütünün de tıpkı Boko Haram gibi benzer eylem/söylemlerde bulunduğunu görüyoruz. Ayrıca, Türkiye'nin misyon temsilciliklerinin hedef alınması ve tehditler savrulması, bir anlamda Türkiye'ye verilen bir gözdağı olarak yorumlanabilir.

İngiltere ve İran

2013 yılında New York Times, Ortadoğu stratejisti Robin Wright'a atıf yaparak, Ortadoğu'da 14 yeni ülkecik doğabileceği ile ilgili haber yaptı. Bu ülkeciklerden Irak ve Suriye'de olanları, Bağdat ve güneyinde Şiistan, Erbil ve Kerkük'ü içine alarak Suriye'nin kuzeyine kadar uzanan hatta Kürdistan, Irak ve Suriye'nin merkezi dediğimiz alanda Sünnistan,Akdeniz'e paralel olarak Şam-Lazkiye hattında Nusayristan'ın kurulacağı, mezhep temelli bir dizayn olacağını öngörmüştü. Şuan Irak ve Suriye'deki çatışmalar, bu resmi doğrulasa da Türkiye'nin bu oyunu bozacağı hesaba katılmadığı ve Suudi Arabistan Monarşisinin kayırıldığı görülmektedir. Robin'in analizinde, İngiltere'nin etkisi hemen belirmektedir. Çünkü İngiltere'nin bölgedeki karakolu, üssü, müttefiki, partneri adını nasıl koyarsanız koyun Ürdün, sınırları yeniden çizilen Ortadoğu'da çatışmaların yaşanmadığı ülke olarak görülmektedir. Zira İngiltere, Ürdün resmine bakıldığında bölgedeki müttefikinin bu karışıklıkların içerisinde olmasını istememektedir.

IŞİD, istihbarat örgütleri dışında tanınmayan bir örgüt durumunda. Kimilerine göre Suud, Katar, İran, ABD, İsrail, İngiltere ve Türkiye desteği var. Her türlü durumda, bir yapıyı incelemek ancak sonucu ile müteşekkil olaylarla değerlendirilebilinir. Yani eylemin/olayın kimin değirmenine su taşıdığına bakılmalı. Bu bağlamda, IŞİD'in eylemleri mezhep çatışması ile İran(Şii) ve Suudi Arabistan'a(Selefi) bölgede, nüfuz alanını genişletmesine neden olmakta. Zira küçük aşiret grupları veya yeni devletçikler, büyük devletlerin tahakkümü altına daha kolay girebilmektedir. İngiltere açısından bakacak olursak, Sünni-Şii-Selefi grupları yönlendirerek etki alanına alması, ekonomik menfaatlerini garantiye alarak, kadim sömürgesi olarak gördüğü Türkiye'nin güçlenmesini ve bölgede etkili olmasını istememektedir. Dolayısıyla, İran, ABD ve İngiltere için anti-sünnist bir politika yürüten Maliki Hükümeti, muazzam bir aktör durumundadır! Nitekim, İngiltere'nin Tahran'da Büyükelçilik açması, İran ve ABD'nin birbirini bir yandan "Büyük Şeytancılıkla" suçlarken diğer yandan bölgede ortak operasyon yapma planları, P5+1 ülkelerinin yaptığı görüşmelerin aniden (İngiltere'nin desteği ile) nihayete kavuşması az önce yaptığım analizi kuvvetlendirmektedir. ABD açısından ise; başta ekonomik kazanımlar olmak üzere, İsrail'in güvenliğini garantilenmesi ve Türkiye'nin K.Irak'la 50 yıllık enerji anlaşması yapması, aba altından sopa göstermektir.

Sonuç olarak:Türkiye'nin, özellikle MİT ve TSK gibi kurumlarıyla bölgede etkin olduğundan hiç şüphem yok. Her iki kurumun bölgedeki faaliyetlerinin zarar görmemesi adına detayları burada dile getirmeyi/ifşa etmeyi doğru bulmuyorum. Lakin meseleyi büyük resmin nasıl şekillendiğinin görülebilmesi açısından, dış politikanın yeni perspektifleri içerisinden değerlendirmek, jeo-stratejik ve ekonomik hedefleri elde etmek/tutmak önemlidir. Umarım karar alıcılarımız cesur adımlar atarlar.