YAZARLAR

Tüm Yazıları Abdülbaki Değer

​​​​​​​Bu karnaval bitmez!

11.10.2018 00:12

Geçen hafta, YÖK tarafından organize edilen toplantıda YÖK yetkilisinin yaptığı açıklamalara değinerek; toplantı konusu, toplananlar ve toplantıda dile getirilenler ele alındığında içler acısı halimizin neden sürpriz sayılamayacağını söylemiştim. Bugün ise İLKE Derneği tarafından hazırlanan ‘Geleceğin Türkiye’sinde Eğitim’ raporunun açıklandığı toplantıda konuşan MEB Bakan Yardımcısı Safran’ın şu açıklamalarına dikkatleri çekmek istiyorum: “Biz iyi öğretmen yetiştiremedik. MEB bütçesinin %90’ı yola, taşımalı sisteme gidiyor. Eğitim felsefesinde; neyi, nasıl, niçin yetiştireceğimiz konusunda 1939’dan beri bir yenilenme yapmamışız. Anormal bir sınav baskısı var. Bu koşullar içinde bu sınavları kaldırmamız da mümkün görünmüyor. Okullar arasındaki gelişmişlik farkı gelişmiş ülkelerde %12, Türkiye’de ise %70! Üniversitelerimiz de böyle. Okul dışı eğitim okuldan daha fazla oldu artık. En az bilgi veren ve çocuğun yetişmesinde en az katkı yapan okuldur! Okulu daha cazip hale getirmemiz lazım.”

Türkiye’de sorun alanlarına ilişkin yürütülen tartışmalar iyice gerçeklikle bağını yitirmiş durumda seyrediyor. Sorunlar, çözümler, söylenenler, yapılanlar arasında bir bağ/bağlantı kurmak giderek anlamsızlaşıyor. Artık neyi konuştuğumuzu, neyi tartıştığımızı bildiğimizden emin değilim. Yeryüzünün kimi bölgelerinde toplumsal bir katarsise yol vermesi amacıyla muayyen zamanlarda düzenlenen ve sınırların aşıldığı, tüm çekincelerin kaldırıldığı karnavallardayız sanki. Üstelik muayyen bir zaman da yok. Hep beraber karnaval tadında bir hayat sürüyoruz! Sınır yok, çekince yok, mantıklılık-mantıksızlık yok! Geçen hafta postmodernizme atıfla ‘anything goes’ demiştim. Aynı vaziyet.

Geçen yıl MEB Müsteşarı üstelik dini hassasiyeti belirgin bir kuruluşun etkinliğinde ‘Cumhuriyetin başından bugüne eğitim sisteminde paradigmatik bir değişiklik yaşanmamıştır’ dedi. Kimse ‘nasıl yani?’ demedi. MEB Bakan Yardımcısı ‘Eğitim felsefesinde; neyi, nasıl, niçin yetiştireceğimiz konusunda 1939’dan beri bir yenilenme yapmamışız’ dedi. Eğitim kamuoyunda yine ses yok! Ve anladık ki bu ıslık çalan hal ile ses çıkarması da pek mümkün değil! Peki, bu tespitleri yapanlar nasıl oluyor da ıslık çalan eğitim kamuoyu ile aynı davranmaya devam edebiliyorlar? Cumhuriyetin başından beri teknik-tali şeyler ile uğraşıyoruz, 1939’dan bu yana eğitim felsefesinde bir yenilenmemiz yok’ tespitlerini yapanlar sanırım bizleri göreve çağırırken aynı zamanda cari sistemin anlamsızlığının da altını çizmiş oluyorlar. O zaman 200 yıldır abandone olmuş şekilde sendeleyen bu toplumu söz konusu anlamsızlıktan kurtaracak müdahaleler yerine bu anlamsızlığı kurtuluş reçetesine dönüştüren kandırmacayı neden devam ettiriyorlar? Neden sınav sistemindeki değişiklikle, eklenen veya çıkarılan konuyla, açıklanan Stratejik Planla oyalandırıyorlar? El yazısı-düz yazı, kesintili-kesintisiz eğitim vs. gibi patinaj alanlarına bizi mahkûm ediyorlar?

Bu tespitler şayet gerçek tespitler ise; o zaman bunlara eşlik eden uygulama böyle olabilir mi? Mevcudu beğenmeyeceğiz, mevcudun aşılması gerektiğini ikna edici şekilde dile getireceğiz, sonra da mevcudun aynı şekilde kalması için ne gerekiyorsa onu yapacağız.

Ortada gerçekten de ilginç ve ibretlik bir durum var: Bildikleriyle amel etmeyen yöneticiler, varlığına dair bir emare bulunmayan eğitim kamuoyu ve fi tarihinden tevarüs edegelen işlevsiz bir uygulamanın cenderesinde bir ileri-iki geri modunda direnerek var kalmaya çalışan öğrenciler-öğretmenler...

Öne Çıkanlar

Fetih Suresi anlamı, Arapça ve Türkçe okunuşu ile tefsiri

Son vasiyeti yerine getirilecek mi ?

Kaşıkçı'nın cesedine ilişkin yeni açıklama

S.Arabistan'dan yeni 'Kaşıkçı' açıklaması!

İşte CHP belediyeciliği!

Suudi yetkiliden kan donduran itiraf!