YAZARLAR

Tüm Yazıları Abdülbaki Değer

Mültecilik, biz ve riskler

07.12.2018 00:04

Geçen gün basına Edirne'nin iki köyünde donarak ölen üç mültecinin cesedinin bulunduğu haberi yansımıştı. Haberin içeriğinde Avrupa'ya kaçak yollardan geçmeye çalışan üç göçmenin, Yunanistan'da fark edilip aynı yollardan Türkiye'ye geri gönderildiği belirtiliyordu. Göç, göçmenlik, iltica, mülteci, geçici koruma altındakiler veya sığınmacılar gibi kullandığımız bu kelimelerin yaşananları, yaşayanları tanımlamakta çok yetersiz kaldığını belirtelim öncelikle. Kelimeler böyle olunca bir takım hoşnutsuzluklar üzerinden yolculuğa çıkan insanlar var izlenimi uyanıyor. Sanki isteseler çoğu bu tarz bir yolculuğa çıkmayıp bulunduğu yerde asgari yaşam koşullarıyla hayatını devam ettirebilirmiş gibi düşünülüyor. Oysa karşımızdaki manzara böyle değil.

Bugün ülkemizde resmi rakamlara göre 3 milyon 600 bini geçen Suriyeli olmak üzere bu durumdaki çoğu insan 'turistik' bir seyahate çıkmış değil. Çoğu çıktığı bu yolculuğa isteyerek, planlayarak çıkmış değil. Doğrudan yaşam tehdidi üzerinden başlayan bu yolculuk salt yerinden edilmişlik üzerinden de ele alınmamalı. Bu insanlar yerinden edilinceye kadar da bir süreci yaşadılar. Yolculuk, basit bir yer değiştirme olarak değil bir habitat yitimi olarak ele alınmalı. Habitat yitimi derken maddi, fiziksel koşulların kaybına vurgu yapmıyoruz. Yaşamın, yaşam alanının kaybı söz konusu. Mesele bununla bitmiyor. Başlı başına travmatik olan bu durum aynı zamanda göçün seyrinin belirsizliği ile bir kat daha ağırlaşıyor. Gidilecek yer belli değil, güvenlik endişesi, geleceğe ilişkin öngörüsüzlük vs. var. Dolayısıyla elden giden geçmiş, anın ve geleceğin belirsizliği ile iç içe geçen büyük bir krizle karşı karşıyayız.

Lakin mesele burada da bitmiyor. Bizler yani göç etmeyip göçmenleri karşılayanlar da sorunu bütüncül kavramakta eksik kalıyoruz. Çoğunlukla sorunu bir acıma duygusuyla 'onların' sorunu olarak görüyoruz. Malesef millet ve devlet olarak yaptığımız inanılmaz yardımlara rağmen sorunu hala 'dışsal', 'teknik', 'arizi' olarak görüp değerlendiriyoruz. Bizi etkilese de, sorun bizim sahamıza taşınmış olsa da esas itibariyle sorun onların sorunu olarak görüp davranıyoruz. Tekrar belirtiyorum; yürüttüğümüz açık kapı politikası ve yürüttüğümüz onca takdir edilesi yardıma rağmen. 

Kendi kimliğimizin, hatta ülkemizin ve sınırlarımızın sabitliğine ve muhkemliğine ilişkin o kadar dolu bir vaziyetteyiz ki ülkemize ve bölgemize kalıcı etkisi olan ve olacak olan bu tür durumları yapısal şekilde kavrayacak bir performans gösteremiyoruz. Göze, göçün doğasına, özellikle de ulusal ve bölgesel gelişmelere, uyum ve entegrasyon çabalarının ne olduğuna, nasıl olması gerektiğine ilişkin ciddi arayışların içerisinde olamıyoruz. Edirne'de donarak hayatını haybeden üç gencin ve her gün tarjik şekilde can veren diğer mültecilerin ölümünü meseleyi ciddi şekilde ele alma için vesile kılalım. 

Tekrar edelim, mültecilik turistik bir seyahat değil. Mülteci olanın sığındığı yere uyum göstermesi ile etkileri bitecek bir şey değil. Ondan daha önemlisi gelen mülteciyle beraber evin ve ev sahibinin de değişiminin zorunlu olduğu bir süreçten bahsediyoruz. Evden, evin işleyişinden kendimizin bile memnun olmadığımızı, bizim bile değişmesi için bir sürü gerekçemizin olduğunu unutmayalım. Bizi taşımaktan aciz olan bir yapının gelenlerle çehresi bambaşka olan yeni durumu taşıması nasıl düşünülebilir? Örneğin eğitim sistemi normal Türkiyeli öğrenciyi taşımakta apaçık yetersiz iken Suriyeli öğrencilere bu sisteme dahil ederek sorunu çözdüğümüzü düşünmemiz akıl karı olabilir mi? Meseleyi ciddiye almalıyız. Ciddiye almadığımız her meselenin maliyeti olacak. 
 

Öne Çıkanlar

Yusuf Suresi hakkında her şey...

Bedelli askerlik yapacaklar dikkat!

Doğu Türkistan sorunu BM'ye taşındı

Diyarbakır'da büyük korku

Diriliş Ertuğrul 128. yeni bölüm fragmanı

Hikikomori nedir?