İnsan olarak kendimizi ilmek ilmek örmek, nakış nakış dokumak ve içimizde nefes alacak temiz bir anlayışla, düşündürecek temiz bilgilerle ve temiz anlayışlı insanlarla çevremizi donatmak; var edilmiş olmamızın hakkını verebilmenin başlangıcıdır. İnsanın bedeni kendi evi gibidir. Bakımlı bir bahçeye girince içimiz açılır ve çıkmak istemeyiz. Bakımsız bir bahçenin de dikenlerle yaban otlarıyla kaplanmış olmasından dolayı içine girmekte zorlanırız. Bir pencerenin önünü süsleyen çiçekler, sadece o pencerenin önünden geçenleri değil, asıl o evde yaşayanları mest eder. Özenle kurulmuş bir sofra daha görünüşüyle buyur ederken, özensiz ve bakımsız bir sofra ise, o sofrada bal bile olsa yeme isteği oluşturmaz. Bedenimizi de bir eve benzetecek olursak, biz de konuşmamız, davranışlarımız ve görünüşümüzle; bizi görenlere beden evimiz hakkındaki ilk bilgileri vermiş oluruz.
Yediğimiz yiyecekler sağlıklıysa bizi besler, sağlıksızsa hasta eder. Sorumlu
olduğumuz ilk kişi kendimiziz. Duruşumuz, iç yapılanmamıza bağlıdır. İçimizde
iyi malzemeler varsa duruşumuz sağlam, kötü ve yanlış malzemeler varsa
duruşumuz bozuktur. Doğru olmak, doğru durmakla mümkündür. Doğru durmak
ise, doğru malzeme ve aynı zamanda güzel duygular ile mümkündür. Var olan ve
inanca dönüşmüş telkin, görgü, tecrübe ve okumalarla düşünür ve hareket ederiz.
Bu inançlarımız eşliğinde değer verir veya vermeyiz. İlgilenir veya uzak
dururuz. Ne yapacağımızın ilk bilgi kaynağı olan ailemizden ayrışmaya
başladıkça, kendimize ait kanaatlerimiz ortaya çıkar. Bilgi kaynaklarımız ve
çevremiz değişmeye ve çeşitlenmeye başlar. Ailemizin yaşama biçimi, öne çıkan
anlayışları ve alışkanlıkları; eğer ailemizle aramız iyi ise, bizi de kuşatır.
İyi değilse, tam tersi istikamete bizi savurabilir. Bilgi kaynaklarımız ne
ise biz o oluruz. Duygularımız da davranma biçimimize göre değişir. Doğru
davranış huzur, yanlış davranış huzursuzluk getirir. Nasıl ki beslendiğimiz
su ve gıda kaynaklarını temizlemek, hastalıktan kurtulmak ve iyi olmaya doğru
adım atmak için ilk yapılacak şeydir. Aynen bunun gibi hayatımızın da doğru
ilerlemesi için, helâl rızık başta olmak üzere, gördüğümüz, dinlediğimiz,
muhabbet ettiğimiz kimselerin ve okuduğumuz kitapların seçimi elzemdir. Bu,
zihnimize ve gönlümüze aldıklarımızın ayıklanmasıdır.
Temizlendikçe iyileşir ve makam sahibi oluruz. Zarar
kaynaklarından uzaklaştıkça dengeye kavuşuruz. Bakışımız ve duruşumuz değişir.
Daha insanca yaşamanın altyapısı tamamlandıkça, biz de insani hayat
mertebelerinde ilerlemeye başlarız. İşte o zaman, bulunduğumuz yerler çiçek
bahçesine döner ve insanın iyi yönlerini açığa çıkaran yaklaşımlar bizde
belirir. Böyle olmadığında ise, hep başkalarına bakar, onların kusurlarını
görür kendimizde görmemiz gerekenleri kaçırırız. Bu da bizdeki hataların
artması ve verdiğimiz zararın hem bizde hem de karşımızdakinde derinleşmesi
anlamına gelir.
Elimiz kirli ise her dokunduğumuzu kirletiriz. Bu yüzden önce
elimizi temizlememiz lâzım. Görme kusurumuz varsa her baktığımızı kusurlu
görürüz, önce bizim kendi kusurumuzu gidermemiz lâzım. Önce kendimizi
temizlememiz, doğru gıdalarla beslememiz ve insana dair algımızı düzeltmemiz
lâzım ki beden evimizi mamur edebilelim.
Günümüzde, sosyal medya ve dijital dünya, bilgi kaynaklarımızı ve çevremizi
şekillendiren önemli unsurlar haline geldi. Sosyal medyada takip ettiğimiz
hesaplar, okuduğumuz haberler ve izlediğimiz videolar, zihnimizi ve
duygularımızı doğrudan etkiler. Bu nedenle, dijital dünyada da seçici olmak,
doğru bilgi kaynaklarını takip etmek ve zararlı içeriklerden uzak durmak büyük
önem taşır. Örneğin, sürekli olumsuz haberler ve tartışmalarla dolu bir
sosyal medya akışı, ruh halimizi olumsuz etkileyebilir ve bizi strese
sokabilir. Bunun yerine, ilham verici, eğitici ve pozitif içeriklere
yönelmek, zihinsel ve duygusal sağlığımızı korumamıza yardımcı olur.
Kendimize inanmak ve güvenmek, psikolojik sağlamlığımızı artırır. Beden gücümüz
yerinde olsa bile, psikolojimiz iyi değilse, o gücü kullanma enerjimiz olmaz.
Fakat moral değerlerimiz yani psikolojimiz yerinde olduğu müddetçe, beden
gücümüz kısıtlı bile olsa, onu en iyi şekilde kullanma fırsatını yakalarız. Bu,
en başta kendimize inanmayı ve güvenmeyi gerektirir. Pek çok şey,
yaşadığımız ilişkilerin kalitesine bağlıdır. Özellikle aile dışındakiler,
çoğunlukla bizde gördüklerine göre bir tutum içine girerler. İşte burada da
aile içinde çocuğun edindiği kendilik algısı ve değerlilik duygusu devreye
girer.
"Ben yapamam" diye inanmak, zihinsel engelli olmaktan daha
engelleyicidir. Daha çocuk yaşlarda iken çocuğumuza ev işlerinde yardımlaşmayı, bazı
işleri yapma karşısında harçlık kazanmayı, birilerinin yanında çırak olarak
çalışmayı, emeğin değerli olduğunu öğretmeyi başarmışsak; zorluklar o çocuğu
yıldıramaz. Çocuk, kendisinin, basit bile olsa bir şeyleri başarabildiğini
ve bunun ona onay sağladığını gördükçe; daha iyisini yapma azmiyle dolacaktır.
Psikolojik sağlamlık arttıkça, göze alabilirlik oranı da artacaktır. İşte bu
yüzden, ilk önce insanın kendisine inanması; ikinci olarak da, bizzat
kendisinin kendisine iyi gelen şeyleri yaparak, hem kendisinin inanması, hem de
sosyal onaya zemin hazırlaması açısından çok önemlidir.
Kendimizi sevmek, koruyucu kalkanlarımızı güçlendirir. İnsanın en iyi
tanıdığı kendisidir. Buna rağmen, bu bile tam olarak mümkün değildir.
Yaşadığımız herhangi bir olayda, bir de bakmışız ki hiç beklemediğimiz bir
tepkiyi vermişiz ve “bunu nasıl söyledim” ya da “yaptım” diye şaşırıp kalmışız.
İnsanın gerçeği adına, sadece şunu bilsek yeter; en iyisi de en kötüsü de
insan için. Her an her şey olabilir. Bu durumda, daha iyisi için dua eder
ve elimizden geleni yaparak yola devam ederiz. Böyle beklenmedik, ani
tepkilerin en aza inmesi için çok şey yapılabileceğini görüyoruz. Bunun için
ise, en başta kendimizi sevmemiz lazım. Her şeye rağmen kendimizi
sevmeliyiz.
Koruyucu kalkanlarımız neler olabilir? Güçlü sosyal
bağlar, stresle başa çıkmada ve duygusal destek sağlamada kritik bir rol oynar.
Aile, arkadaşlar ve topluluklarla kurulan sağlam ilişkiler, zor zamanlarda
dayanıklılığımızı artırır. Düzenli egzersiz, sadece fiziksel sağlığımızı değil,
aynı zamanda zihinsel sağlığımızı da iyileştirir. Egzersiz, endorfin
salgılanmasını artırarak ruh halimizi iyileştirir ve stresle başa çıkmamıza
yardımcı olur. Dengeli ve sağlıklı bir diyet, vücudumuzun ve zihnimizin optimal
şekilde çalışmasını sağlar. Omega-3 yağ asitleri, antioksidanlar ve vitaminler
açısından zengin gıdalar, beyin fonksiyonlarını destekler ve duygusal
sağlığımızı iyileştirir. Yeterli ve kaliteli uyku, zihinsel ve fiziksel
sağlığımızı korur. Uyku, vücudumuzun yenilenmesine ve zihnimizin dinlenmesine
yardımcı olur. Meditasyon vebilinçli farkındalıkgibi teknikler,
zihnimizi sakinleştirir ve iç huzurumuzu artırır. Bu teknikler, stres
yönetiminde ve duygusal dengeyi sağlamada büyük rol oynar. Meditasyon,
zihnimizi boşaltarak şu anın farkında olmamızı sağlar ve bizi geçmişin
yüklerinden ve geleceğin kaygılarından arındırır. Zihinsel berraklık
ise, bilinçli farkındalık anlamına gelir ve günlük yaşamda anı yaşama
yeteneğimizi geliştirir. Bu teknikler, zihinsel berraklık ve duygusal
dayanıklılık kazanmamıza yardımcı olur.
Fiziksel aktivite, beden sağlığımız kadar ruh sağlığımız için de elzemdir. Düzenli egzersiz,
endorfin salgısını artırarak mutluluk hissi yaratır ve stresle başa
çıkmamıza yardımcı olur. Egzersiz, aynı zamanda uyku kalitemizi artırır,
enerji seviyemizi yükseltir ve genel olarak daha sağlıklı bir yaşam sürmemizi
sağlar. Yürüyüş, koşu, yoga gibi aktiviteler, hem bedenimizi hem de
zihnimizi güçlendirir.
Sağlıklı beslenme, vücudumuzun ve zihnimizin optimal şekilde çalışmasını sağlar. Omega-3
yağ asitleri, antioksidanlar ve vitaminler açısından zengin gıdalar, beyin
fonksiyonlarını destekler ve duygusal sağlığımızı iyileştirir. Dengeli bir
diyet, enerji seviyemizi korur, bağışıklık sistemimizi güçlendirir ve genel
sağlık durumumuzu iyileştirir. Doğru beslenme alışkanlıkları, uzun
vadede hem fiziksel hem de zihinsel sağlığımızı korur.
Yeterli ve kaliteli uyku, zihinsel ve fiziksel
sağlığımızı korur. Uyku, vücudumuzun yenilenmesine ve zihnimizin dinlenmesine
yardımcı olur. Uyku düzeni, gün içindeki performansımızı ve duygusal
dengemizi doğrudan etkiler. Kaliteli uyku, hafızamızı güçlendirir,
öğrenme yeteneğimizi artırır ve stresle başa çıkmamıza yardımcı olur.
Sosyal bağlar, duygusal destek sağlamada ve stresle başa çıkmada kritik bir rol oynar. Aile,
arkadaşlar ve topluluklarla kurulan sağlam ilişkiler, zor zamanlarda
dayanıklılığımızı artırır. Sosyal destek, kendimizi değerli hissetmemizi
sağlar ve duygusal sağlığımızı korur. Pozitif sosyal ilişkiler, mutluluk
seviyemizi artırır ve yaşam kalitemizi yükseltir.
Kendimize inanmak ve güvenmek, psikolojik sağlamlığımızı
artırır. Öz güven, zorluklarla başa çıkma yeteneğimizi güçlendirir ve
hedeflerimize ulaşmamızı sağlar. Kendimize olan inancımız,
motivasyonumuzu artırır ve yaşamımızda daha başarılı olmamıza yardımcı olur. Kendimize
güvenmek, iç huzurumuzu ve duygusal dengemizi korur.
Kendimizi sevmek, koruyucu kalkanlarımızı güçlendirir. Öz sevgi, kendimize karşı
daha anlayışlı ve şefkatli olmamızı sağlar. Kendimizi kabul etmek,
duygusal sağlığımızı iyileştirir ve iç huzurumuzu artırır. Kendimize değer
vermek, yaşam kalitemizi yükseltir ve daha mutlu bir yaşam sürmemizi
sağlar.
Hülâsa-i kelâm, kendimizi güçlendirmek, hayatımızın her alanında
daha bilinçli, daha sağlıklı ve daha mutlu bireyler olmamızı sağlar. Bu
süreçte, kendimize olan inancımızı artırmak, sürekli öğrenmek, pozitif
sosyal ilişkiler kurmak ve topluma katkıda bulunmak, hem kendi yaşam
kalitemizi hem de çevremizdeki insanların yaşam kalitesini yükseltir. Unutmayalım
ki, kendimizi güçlendirmek, sadece kendimize değil, aynı zamanda bu dünya ve
içindekilere karşı da bir borcumuzdur. Bu borcu ödemek, daha iyi bir
gelecek için atacağımız en önemli adımdır.