Hayat kitabını doğru okumamıza yardımcı olacak, anahtar cümlelerden biri sanıyorum şudur:
"Konfor insanı çürütür, acılar büyütür."
İnsan potansiyelinin harekete geçmesi ve insanın kendini gerçekleştirmesi ciddi sınavlar ve zorlu süreçler ile mümkündür…
Konforu amaçlaştıranlar hayatın anlamından hızla uzaklaşır ve hazlarına yenik düşerler… Acılara tahammülü, tevekkülü ve takva yükleyenler yücelirler...
Yaşamın çetin rüzgârlarına rağmen dağılmayan ve kendini dağıtmayanlar, bilgelik kapısını aralayanlardır…
Allah katındaki kıymetimiz zorlu sınavlardaki duruşumuza bağlıdır…
İnsanlık tarihi refahla şımaranların ilahi itab ve ikaza nasıl maruz kaldıklarını bize hatırlatır… Musibetler her zaman cezalandırmak için değildir, çoğu terbiye ve tezkiye içindir… Acılarla arınırız... Adanmayı öğreniriz… Aşkınlığa yürürüz... Acılar ilahi kurbiyyeti artırır…
Doğrusu acılar istenmez, ancak kaçınılmaz acılar geldiğinde ibret ve hikmet nazarıyla karşılamak gerekir...
Gam ve keder bizi eksiltmez, aksine açığımızı ve aczimizi görmeye yardım eder...
Acılar hayat mektebinin öğretileridir… Her biri bir not… Bir nota… Bir işaret... Bir ihtar...
Çevremizde gamla güçlenen, kederle kavileşen, acı ile anlam ve amaca ulaşanları görebilirsiniz...
Olgunlaşmanın bir yolu da çile ile yoğrulmaktan geçer...
Zorlanmadan zirveye yürünmez... Yokuşlar aşılmaz... Zinde kalınmaz...
Doğrusu biz acılar için yaratılmadık fakat acılarla kemale yürümek için yaratıldık diyebiliriz...
Gam üstüne gam... Bela üstüne bela... Acı üstüne acı...
Bunu Allah'ın bir gazabı görme belki kulluk eğitim ve terbiyesinin bir gereğidir…
Bizi yoran ve yoğuran kaderimiz, kederimiz bizi daha güçlü, daha güzel, daha gerçek kılmak için olamaz mı?
Biz sarsıcı sınavlarla savunma dinamiklerimizi tahkim etmiş oluruz çoğu zaman...
Müminler için meşakkat ve mahrumiyetler bir yönü ile Allah'ın sessiz terbiye sistemidir… Çektiğimiz sancılar, yaşadığımız acılar yeniden Allah'ın ruhu ile ruhlanma temrinleridir...
Acı çekmeyen bir nebi, bir veli, bir salih, bir dava eri gösterebilir misiniz?
Zahmetsiz nimetlere, bedelsiz güzelliklere müşteri olmak, sanıyorum sünnetullahı yanlış okumaktır…
Belki bugün yük ağır, yol uzun, nefes dar, sine giran fakat unutmayalım ki, acılar insan ruhunun doğum sancısıdır...
Şu dünyada acılar mümin için varoluşun doğal tezahürüdür…
Ve bilelim ki acılar kalıcı değil... Bağışıklık ve dayanıklılık sistemimizi güçlendiren uygulamalardır…
Her gözyaşı kalbin abdestidir…
Her ter yarınlara yönelik bir yatırımdır...
Her damla kan aidiyetin kanıtıdır...
Mücadele ve meşakkat insanın yeryüzü ödevidir…
Hayat bir yolculuksa, zorunlu olarak yürüyeceksin, yorulacaksın ama yılmayacaksın. Çetin seferlerde dik durmayı, dinamik kalmayı, duruşunu bozmamayı başaracaksın…
Acı çekeriz ama acze düşmeyiz... Kaybederiz, katlanırız, karamsarlığa asla fırsat vermeyiz… Her durumda kararlılığımızı koruruz…
İnsan zannedildiği gibi rahatlık için değil, mümin dayanmak ve direnmek için yaratılmıştır…
İnsanoğlu daha dünyaya gelirken ağlayarak başlar hayata... Çünkü dünya güle oynaya, gönül eğlendirecek bir yer değildir…
İnsanın kendine yapabileceği en büyük kötülük; konfor alanından çıkmamak ve özellikle tefekkürden teberri edip kafa konforunu bozmamaktır… Ve bu konfor halleri zihni, ruhu, kalbi, iradeyi felç ediyor...
Konfor, lüks, israf, heva, heves, nefis, haz ve hoyratlıklar tüm İslami ve insani değerleri çürütüyor...
Kafasına göre takılan, keyfine göre yaşayan, fıtrata başkaldırmış, misakı bozmuştur… Ne acıdır acı değil mi?
Yozlaşmanın, çözülmenin, kokuşmanın, gevşemenin sebebi nedir sizce? Sürekli daha müreffeh, daha konforlu bir yaşam arzusu...
Şükür ki, acılarla büyüyen bir Gazze aynamız var...
Keşke Gazze aynasında kendimiz ile yüzleşebilsek...
Belki o zaman maruz kaldığımız miskin, bezgin, bitkin ve boşvermişlikten kurtuluruz…