Adaletin dokunulmazlığı

Bazı meslek grupları var ki, dokunulmazdır. Doktorluk gibi, hakimlik ve savcılık gibi… Vatandaşa söz söyletmezler, konuşturmazlar bile… Halkın içinden yetişen bir hakim veya savcı görev üstlendiğinde aslan kesilir. İçinden yetiştiği insanları dinleme lütfunu göstermez, onlara tahakküm etmekten keyif alır. Emreder, tehdit eder. Burada istisnaları ayırıyorum.
Recep Tayyip Erdoğan, devletin en tepesindeki isimdir. Ama zaman zaman halkın arasına karışır, onları dinler, dertlerini öğrenip çözüm üretmeye çalışır. Ama hakimlerin öyle bir derdi yoktur. Doktorların da… Tepeden bakarlar. Mahkeme salonunda seni konuşturmaz; itiraz etsen, söz söylemeye kalksan hemen susturur, tutuklamakla, cezalandırmakla tehdit ederler.
Üniversite okurken annemi Ankara’da ameliyat ettirecektim. Doktoru bekledim çıkınca da arkasından koşup seslendim, bakmadı bile... Omuzuna dokundum, dönüp beni bir tersleyişi vardı ki… Yerimde donakalmıştım. Doktorlar yeni yeni insani bir yaklaşım içine girmeye, insanla uğraştıklarını fark etmeye, insana hizmet etmeleri gerektiğini idrak etmeye başladılar.
***
İzale-i şuyu, ortak bir taşınmazın bölünmesi, bölünemiyorsa satılarak paylaşılması için açılan davaya deniyor. Ama eski alışkanlıklar devam ettiği için hâlâ taraflara zarfla-kağıtla tebligat yapılıyor. Bir tebligat ulaşmayınca hakim davayı 5 – 6 ay sonraya erteliyor. İki kez tebligat ulaşmazsa yazı muhtarlığa bırakılıp tebliğ edilmiş sayılıyor. Büyük zaman ve mesai kaybı.
Ulaşılamayan vatandaş için çözüm ise e-devletine tebligatta bulunmak. Halbuki dijitale geçtik, kimliklerimiz bile dijital. e-devleti herkes kullanıyor. Mevzuat değiştirilip e-devlete tebligatın yeterli sayılması lazım. Bu davaları hızlandırır, zamandan ve paradan tasarruf sağlar. Herkesin cep telefonu var. e-devlete veya telefona mesaj yeterli tebligat sayılmalı.
Ak Parti’nin açık yazılışı “Adalet ve Kalkınma Partisi”dir. Büyük şehirlerde ilk olarak adalet sarayları yaygınlaştırıldı. Hakim ve savcıların rahat görev yapabilecekleri dev binalar yapıldı. Ama yarım asır öncesinde kalmış zihinler değiştirilemedi. Hakim ve savcılar vatandaşın işini çözmek yerine sürekli ertelemeyi, uzatmayı seçiyor. Bu da hakkın teslimini geciktiriyor.
***
Bir yakınımızın İstanbul Anadolu Adliyesi’nde izale-i şuyu davası vardı. Ben de gözlemci olarak katıldım. Bir konuda itiraz edecek oldum, genç hakimeden azar işittim. Konuya vakıf değildi, gözü kapalı davayı 8 ay sonraya erteledi. Araştırdığımda çocuğu olacağını, davayı doğum izininden dönüşe ertelediği öğrendim, üzülmüştüm. Hakim olmuş, adam olamamıştı.
Bir de neden avukat tutmadınız diye çıkışmıştı. ‘Vatandaş dava açıp hakkını arayamaz mı’ diye sorunca bozulmuştu. Sonraki her duruşmada hakim değişti, yeni gelen her hakim çözümü değil davayı ertelemeyi seçti. Sıradan bir izale-i şuyu davası tam dört yıl sürdü. Davaya son bakan hakim, “Bu dava nasıl bu kadar uzamış” diye şaşkınlığını dile getirdi ve sonuçandırdı.
Adalet sistemi çözümü geciktiriyor. Adalet Bakanı Akın Gürlek’in bir ekip oluşturup, gecikme sebeplerini belirleyip davaları hızlandırması şart. Adalet gecikince ya herkes kendi adaletini uyguluyor, ya da vatandaş haksız yere süründürülüyor. Hizmet içi eğitimle hakim ve savcılara insan oldukları hatırlatılıp, vatandaşa da insan gibi davranmaları sağlanmalıdır.
Adaletin hızlandığı nice bayramlara…