Gözyaşı dökmenin erkek kısmına yakışmadığı telkiniyle büyütülen bir nesildenim. Hatta ağlayan erkek çocuğuna "Kızlar gibi ağlama, bıyığın çıkmaz" tehditlerine de tanık oldum, hatta ağlamaktan imtina etmeye başladım ta ki, çok sonraları Lise 1. Sınıftayken okuduğum Üstad Necip Fazıl Kısakürek'in cezaevi hatıralarını kaleme aldığı "Cinnet Mustatili" kitabında şu pasajı okuyana kadar:
İsrailoğullarından biri Allah'a hitap ediyor: "Ya Rabbi,ben ne günahlar işledim ve Sen bana cezasını vermedin! Allah, O'nun peygamberine vahyediyor: "Git ona de ki; Ben ona cezaların en büyüğünü verdim ama, farkında değil; ondan gözyaşı ve duayı kaldırdım!"
Ağlamakla ilgili tüm yaklaşım ve önyargılarım 15 yaşımda bu sözleri okuduktan sonra zail olup gitti diyebilirim. Ve bu andan itibaren ağlama hususunda cimri davranmadım. Hakikaten ağlamak öyle film ve dizi setlerindeki gibi, ilk zamanlar soğan ile başlayan daha sonraları da göz yaşartıcı damla ve Vicks ile sağlanabilen bir şey değil.
Rahmetli dedem çok sert ve ciddi görünen bir bilge adamdı. Bir keresinde gizlice ağlarken gördüm ve çocukluk merakı ile gözyaşlarının sebebini sordum. Cevaben: "Yavrum, öz ağlamazsa göz ağlamaz"dedi.
Geçen akşam Başbakanımız bir canlı yayına katılmış. Ve yayın içinde, Mısır'da anti-demokratik darbe sonrası barışçıl ve sivil gösteriler yaparken eli kanlı cuntanın askerleri ya da keskin nişancı tetikçileri tarafından şehid edilenlerden birisi olan ESMA kardeşimizin babası, İhvan-ı Müslimin'in liderlerinden Mavi Marmara gazisi Muhammed Baltacı'nın şehadetinin ardından kendisine yazdığı mektubu dinlerken gözyaşlarına gark olmuş. O gün ben de Dursun Ali Erzincanlı'ın hisli bir biçimde okuduğu bu mektubu internette dinlemişve doğrusu hem de çocuklarımın yanında ağlamıştım. Aynı gün gazetelere yansıyan bir haberde Başbakan'ın kızı Esra Hanım da, babasını ağlarken gördüğünü söylemişti. Bir kız babası olarak bu hazin durum karşısında ağlamayan adamdan zaten Allah cc tüm rahmet ve nimetini kaldırmış, ve ona yukarıdaki İsrailoğulları'ndan adamın başına gelen en büyük cezayı vermişdemektir. Başbakanın ağladığı günün sabahında aynı zamanda tarihin en büyük sivil ve masum katliamlarından biri yaşanmıştı. Baasçı katil ve hunhar Beşar Esed'e bağlı 155. Tugay, Kasyun dağından ateşlediği 19 füze ile kendi halkını uykuda kimyasal sarin gazı ile vurdu ve 2 bine yakın sivil ve silahsız masum zehirlenerek dakikalar içinde öldü. Ölenlerin kahir ekseriyeti de çocuk ve kadın. Şimdi bir Başbakan düşünün hemen sınırlarından birkaç yüz kilometre uzakta bu vahşi katliamlar işleniyor. Bu kişi şayet iman, vicdan ve insaf sahibi ise elbette ağlayacaktır.Bu ağlamanın arka planında sadece aşırı hislenmek, kendini onların yerine koymak değil aynı zamanda ve kanaatimce daha da çok; bu vahşete ve mezalime karşı elinde güç olduğu halde müdahale edememe ve mani olamamanın verdiği azap da vardır.Son tahlilde ben vatandaşYavuz Selim Kurt olarak elbette üzülürüm, ağlarım, dua ederim ama gece olunca pijamamı giyer yatarım; oysa Başbakan'ın mes'uliyeti bizimkine nazaran çok daha fazla ve bunun suali de bizimkinden farklı olacak. Kanaatimce o samimi ve her biri dua mesabesindeki gözyaşlarının ardında bu çaresizlik hissi de mevcut.
Ağlamak bu tür durumlarda asla bir zaaf değildir. Rasulullah da (sav) müteaddid defalar ağlamıştır. Hatta kimse O'nun kahkaha atarak, katıla katıla güldüğüne tanık bile olmamıştır. Hanımı, mü'minlerin annesi Hz. Hatice vefat edince ağladı; hüzün yılında vahiy kesintiye uğradığında ağladı; güzel ata yurdunu terkedip Medine'ye hicret ettiğinde ağladı; Uhud'da şehid olan amcası Hz. Hamza'ya ve Mus'ab bin Umeyr'e ağladı; Hendek Savaşı'nda şehid olan Sa'd bin Muaz'a ağladı; Mariya annemizden olan evladı İbrahim'in bebek yaşta vefat etmesine ağladı. Geceler boyu eda ettiği saatler süren gece namazlarında secdelerde, rükularda ağladı. O, gelmişgeçmişen büyük ve satvetli erkekti, ağladı. Erkekler de ağlar, hatta imanlı erkeğin yerinde ağlaması bir mecburiyettir. Ağlamayan erkek değildir, kadın değildir, mü'min değildir, insan değildir..
Dünya mazlumları için sorumluluk hisseden, onların ızdırapları ile hemhal olup ağlayan Başbakan'a selam olsun. Ağlaması bir vazifeydi, yönettiği topluma da çok güzel bir örneklik teşkil etti. Zira gitgide dünyevileşen ve kalbi katılaşan milletimizin de buna ihtiyacı vardı. Ancak şimdi ağlama sırası ve zamanı geçti! Şimdi O'ndan beklenen; masum ve mazlumları ağlatanları ağlatmasıdır!Ben bundan sonra Başbakan'ın ağlamasını değil, atacağı somut adımlarla; zalim Esed ve Sisi'yi canlı yayınlarda ağlatmasını bekliyorum! Yazıma, Üstad merhumun unutulmaz dizeleri ile son veriyorum:
Ağlayın su yükselsin, belki kurtulur gemi…
Anne seccaden gelsin, bize dua et e mi?
İKİDOĞU ve İKİBATI'nın Rabbine emanet olun…