Ah ki Yeniden Vuslat Olsa

2025 Ramazan’ına Medine’de girmiştik. Hem Ramazan’a kavuşmanın sevinci hem de Âlemlere Rahmet olan Peygamberimiz Hz. Muhammed’e (S.A.V.) komşu olmanın heyecanı iç içeydi. Açlığı unutmuştuk, susuzluğu unutmuştuk. Gönlümüz, dünya yüklerinden sıyrılmış bir kuş gibi hafiflemişti.
Selam verdikten sonra, ertesi gün aldığımız randevu ile Ravza’ya yöneldiğimizde içim içime sığmıyordu. “Cennet bahçesi” diye müjdelenen o mübarek mekânda namaza durduğumda zaman sanki donmuştu. Selam veriyor, yeniden başlıyordum. Bir daha selam veriyor, yine başlıyordum. Her selam bir vuslat, her kıyam bir şükür gibiydi.
Son selamı verdiğimde bizim ekip dağılmıştı. Yanımda ata yurdumuzdan gelmiş Türk hacı kardeşleri görünce ayrı bir sevinç duydum. Bu kâinatın dört bir yanından kopup gelen ümmetin evlatları, aynı kalbin etrafında toplanmış gibiydik. Bu manzara karşısında şükür, adeta kelimelere sığmıyordu.
Fakat bir görevli, fazla kaldığımı ima eden bir el işaretiyle çıkmamı istedi. Çıktım.
Akşam teravihten sonra, paravanların arkasından Yeşil Kubbe’ye doğru yöneldim. Boynumu büktüm. Hasbihal ettim. Ertesi gün yine aynısını yaptım. Cemaat dağılmış, ortalık nispeten tenhalaşmıştı. Yeşil Kubbe’ye en yakın bir noktaya geçtim. Yine boynumu büktüm. Yine dertleştim.
Derken omzumda bir el hissettim.
Döndüm. Bir asker… Bana kapıyı işaret ediyordu. İnanamadım. Yüzüne tekrar baktım. O da aynı işareti yaptı. “Haydi, gir!” der gibi elini salladı. O an anladım. Koşa koşa kapıya yöneldim. İçerisi sakindi. Pek kimse yoktu.
Bir kez daha huzurdaydım.
Yine dua ettim. Âlem-i İslâm’ın vahdeti için… Müslümanların zulümden kurtulması için… Özellikle Gazze’deki kardeşlerimizin, bütün Filistin’in hürriyeti için… Doğu Türkistan’ın selameti için… İnsanlığın hidayette kucaklaşması için… Efendimizin şefaatine nail olabilmek için…
Öyle bir buluşmaydı ki… Öyle bir kavuşmaydı ki… Kelimeler kifayetsiz kalır.
Bir süre sonra görevli çıkmamı işaret etti. Dışarı çıktığımda hayretler içindeydim. Normalde orada en küçük bir müsamaha gösterilmezken, benim Yeşil Kubbe’ye yakın bir yerde boynumu büküp hasbihal etmeme âdeta bir izin verilmişti. Sanki bir cevap gelmişti. Sanki Rabbim o askerin kalbine bir merhamet ilka etmişti.
İşte o an, kâinattaki zerreler adedince Rabbime şükrettim. O askere de dua ettim: “Allah sağlık ve sıhhat versin.”
Bu yaşadığım, sıradan bir hatıra değildi. Bu, bir ikramdı. Bir misafirperverlikti. Efendimizin (S.A.V.) ümmetinden bir garibe gösterdiği ince bir iltifat gibiydi. Elbette her şey Rabbimizin lütfuyla… Fakat lütuf bazen bir askerin el işaretinde tecelli eder.
Hiçbir kavuşma, O’na kavuşmak kadar lezzetli değil. Hiçbir huzur, O’nun huzurunda duyulan huşû kadar derin değil. Ravza’da kılınan namaz, dünyada Cennet esintisini tatmak gibi. İnsan orada sadece secde etmiyor; kalbiyle de teslim oluyor.
Şimdi içimde tek bir sual var:
Acaba yeniden nasip olacak mı?
Ah ki yeniden vuslat olsa…

Mübarek Kadir gecenizi tebrik ve dualarınızın kabulünü Cenabı Allah'tan niyaz eder, sağlık ve huzurlar dilerim. Selamlar...