YAZARLAR

Tüm Yazıları Ahmet Ay

Diyarbekir ismiyle müsemma şehir

12.09.2018 00:07

Bir insanın, şehrin, ülkenin ya da kuruluşun adı o şehre, insana, kuruluşa karakterini verir, şayet isim gösterişten ibaret değilse, isimle aldatma amaç değilse yani isim araçsallaştırılmıyorsa.

İsmiyle müsemma olma, yani isminin karakterle, fizikle uyumu anlamındaki bu deyim asırların süzgecinden gelen bir edebi zenginliktir.

İsimlerin fizik ve karakter üzerindeki etkisi yadsınamaz bir gerçektir. İnsanlar bilerek ya da bilmeyerek, farkında olsun veya olmasın isimlerinden etkilenirler. Bunun istisnası yok mu? Elbette var, lakin ekseriyetle kişi isminin “özelliklerini” belirgin bir şekilde karakterlerine yansıtırlar. Yeter ki o ismin taşıdığı değerlere, kodlara mugayir bir istikamet üzre olmasın.

Öncelikle isimlerin insanı kötüleştirdiği gibi bir ön yargımızın olmadığını belirtelim. Değerlere uymayan bir ismin sahibinin kötü biri olacağına dair elimizde bir veri bulunmamaktadır. Lakin mesela Hamza adında bir inananın ürkek, korkak olması yadırganır. Hamza’nın kendisi bile aslında korkulacak bir durum olmadığı halde basit bir şeyden dolayı ürperti duyduğunda, “Bana, adıma böyle korkaklık yakışır mı?”diye kendisini kınayacaktır. Keza Alparslan adındaki bir kişi de korkaklığı kendisine yakıştırmaz.

Şehirler de öyle. Çünkü şehirlere adını veren o beldenin halkıdır. O belde de söz sahibi olanlardır o mahal’e, mekâna isim veren. Ve değilse eğer, o belde o isme uygun bir düzene kavuşturulur.

Medine, adını Resul-i Ekrem’in (SAV) hicreti sonrasında aldı. Yesrib olan bu belde hicret döneminde henüz şehirleşmemişti. Hicretten sonra İslami kimliğine büründüğü gibi bu aziz dine uygun şehir düzenlemelerine de bu dönemde başlandı.

Sözü uzattığımı biliyorum, asıl meseleye gelmek istiyorum.

Geçen gün sosyal medyada rekorlar kıran kısa bir video vardı. Bir beyefendi Diyarbakır sokaklarında:

- “İstanbul’dan geldim, ancak param yok, sizde kalabilir miyim?” diye soruyor. Diyarbekirli gençler tereddütsüz bir şekilde:

- “Tabi ki misafir ederiz” diyorlar. Beyefendi tekrar soruyor:

- “Bana güvenecek misiniz?” diye sorunca Diyarbekirli tebessümle:

- “Ne var bunda? Güveniyorum elbet, başım-gözüm üstüne”diyor.

Bundan hareketle Diyarbekir’in çok misafirperver olduğu sonucuna varır isek yazık ederiz. Elbette Diyarbekirli misafirperverdir, lakin bu olaydan çıkarılacak sonuç misafirperverliği aşan bir hakikattir:

Diyarbekirli’nin kardeşliğe verdiği değer, Diyarbekirli’nin kardeşine beslediği güven, Diyarbekirli’nin kardeşinin yardımına koşma sorumluluğu ve en önemlisi de Diyarbekirli’nin kendisine olan güvenidir.

Yoksa 81 milyonuyla bu milletin kültüründe misafirperverlik değişmez değerdir.

Diyarbekir Zülkifl ve Elyesa (AS) gibi Kur’an’da adı geçen iki peygamberin vahy alıp tebliğ yaptıkları beldedir. 5 Nebi ve yüzlerce sahabinin yaşadığı, vefat ederken de yine defnedildiği bir şehirdir. Bu Resullerin, Nebilerin (AS) nakşedildikleri bu topraklar İslam ile şereflendikten sonra 5. Harem olma vasfına kavuşmuştur.

Medeniyetlere beşiklik eden şehir, Resullerin, enbiyanın, ashabın şehri -maalesef demenin de yetersiz kalacağı üzüntüyle- kimliğinden koparıldı. Evet, Diyarbekir yukarıda saydığımız değerlere mugayir bir şehir haline getirildi. Osmanlı döneminde okur-yazarın en yüksek olduğu il, okumaz-yazmazı ile başı çekti. Ticaret şehri, işsizi ile ilk sıralara yükseltildi. Terörün kol gezdiği bölgede Diyarbakır terörle özdeşleştirildi. Yetmedi, sahabe diyarı mübarek belde fuhuş ile kapkaç ile anıldı.

Yetmedi, ilim irfan şehri karpuz şehri olarak tanıtıldı. Bugün bile karpuzunu peygamberlerinin önüne geçirmek isteyen bir anlayışla karşı karşıyayız. Yukarıda “kimliğinden koparıldı” derken en başta Diyarbekir gibi letafet, merhamet, nezaket ve nezafet kokan adını mat, soğuk, itici, katı Diyarbakır olarak değiştirmekle başarıldığını kastettim.

Diyarbekir Diyarbakır olduğu günden beri buraya atanan valisi ve diğer görevlileri (istisnalar hariç) matlığın, soğukluğun, iticiliğin, katılığın en koyu tonunu göstermekten geri durmadılar. Anlayacağınız hepimiz el ele vererek 1380 yıllık geçmişi olan Diyarbekir’i gömmek istedik.

İstedik, lakin vahyin indiği beldelerde tebarüz eden ikram ve ihsanın, edilen duaların kabulü ile yoğrulan Diyarbekir’in maneviyatı buna geçit vermedi. Söz konusu paylaşımla misafirperverliği anlatılmak istendiyse de aslında o paylaşım Diyarbekir’in emniyet, muavenet, merhamet ve uhuvvet kodlarının sağlamlığına delil olmalıdır.

Hemşehrilerinin Diyarbakır Valisi Sayın Hasan Basri Güzeloğlu için, “Diyarbekir’in tarihine, şanına, maneviyatına kısacası medeniyet tasavvuruna uygun lisanıyla, duruşuyla, fiiliyatıyla bu ülkenin, bu milletin merhamet ve azametini sergileyince bizler de Diyarbekir’de yaşamanın mutluluğu ile doluyoruz” diyenlerin bu şehirde aradıkları, paylaşılan o videodaki kardeşlik ve emniyetten (güven) başka bir şey değil.

 

Çok Okunanlar

  • 1

    Erdoğan, Suudi Arabistan'a meydan okudu

  • 2

    Abdullah Gül Üniversitesi Spor Kulübü ismi değişti

  • 3

    Şeyhin 'putperestlik' suçlaması o işletmeyi kapattı!

  • 4

    'Güler yüz, tatlı kelam, aldandığımı itiraf ediyorum'

  • 5

    İtalya'nın ‘Kangal' isteğine Türkiye'den yanıt!

Son Haberler