AK Parti, Kürtler, PKK ve HDP

0

Geçtiğimiz Pazar, AK Parti'nin 15. Kuruluş Yıldönümü'ydü. Genel Merkez önünde yapılan konuşmalarda AK Parti'nin kuruluş felsefesine birçok atıf yapıldı. AK Parti'yi diğer siyasi partilerden ayıran temel özellik, AK Parti'nin bölgesel, etnik ve mezhepsel millyetçilik yapmamasıdır kuşkusuz. Bu yüzden kurulduğu günden beri yedi bölgenin tamamında karşılık bulmuştur.

AK Parti, diğer siyasi partiler gibi kıyılara, bölgelere, etnik kimliklere kendisini hapsedip, siyaset alanını daraltmadı. Bütün kimliklere, inançlara ve yaşam biçimlerine hitap edecek bir retorik geliştirerek bir bakıma siyaset kurumunun ontolojisiyle oynadı, genetiğini değiştirdi.

15 Temmuz Darbe Girişimi'nde Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın bir çağrısıyla Türk, Kürd, Alevi, Sûnni demeden yedi bölgenin tamamının meydanlara inmesi ve topyekûn darbecilere karşı direnmesi, AK Parti hareketinin 15 yılda Türkiye toplumunu değiştirip dönüştürdüğünün ve bir çatı altında birleştirdiğinin en büyük kanıtıdır.

7 Ağustos'ta Yenikapı'da yapılan miting de, siyaset kurumunun milletin talepleri doğrultusunda hareket etme mecburiyetinin ete kemiğe bürünmüş halidir.

Hakkı teslim etmeliyiz. Halktaki ve siyaset kurumundaki bu değişim ve dönüşümün katarizörü AK Parti, lokomotifi Recep Tayyip Erdoğan'dır.

Eğer bir tarih okuması yapılacaksa "Erdoğan'dan Önce ve Erdoğan'dan Sonra" ayrımı mutlaka yapılmalıdır.

Zira Erdoğan'dan Önce (kabaca 20 yıl önce) siyaset kurumunun öncelikleri, küresel sermayenin, dış ve iç burjuva sınıfının ve uluslararası baskı gruplarının önceliklerine göre belirleniyordu. Türkiye halkı, siyaset kurumunun önceliklerini belirleyemiyor, siyasetçilere söz geçiremiyor, taleplerini doğrudan iletemiyordu. Erdoğandan önce, "millete rağmen" sürmekte olan bir politika anlayışı vardı.

Erdoğan'dan Sonra, siyaset kurumu değişti, siyaset kurumunun öncelikleri değişti. Halk, 2002'den sonra tedricen siyaset kurumuna ağırlığını koymaya başladı. Öncelik sıraları değişti. Bugün "siyaset pramitinin" en tepesinde halk var. 7 Ağustos'ta Yenikapı Mitingi'ndeki fotoğraf karesini bu açıdan değerlenmek mümkün. Türkiye halkı, siyaset kurumuna "birlikte olun" mesajı vermiş, muhalefet ve iktidarı aynı sahnede görmek istemiştir. Muhalefet ve iktidar da halkın bu talebi karşısında sahnedeki yerini almıştır.

Ne var ki, bütün bu paradigma değişimine karşı direnen ve statik durmayı tercih eden bir HDP var karşımızda. Burada Kürtleri kalın çizgilerle ayırmak gerekiyor. Zira Kürtler, Türkiye halkının değişip dönüştüğü nisbette değişti ve dönüştü. Kürtler de, diğerleri gibi siyaset kurumunun önceliklerini belirliyor. Sözgelimi bölgede daha önce görülmemiş bir oranda PKK'ya ve HDP'ye tepki gösteriyor. Hesap soruyor. Burada değişmeyen tek şey HDP'dir. Statüko HDP'dir. Çağdışı kalmış HDP'dir. Zamanın ruhunu okuyamayan, seçmenlerinin taleplerini göremeyen HDP'dir.

Kuşkusuz HDP, bu tarzı siyasetinin bedelini ağır ödeyecektir. 15 Temmuz'da meydanlara dökülen, kendi kaderini Türklerin kaderiyle bir tutan, iradesine ve ülkesine sahip çıkan Kürtleri anlayamayan veya görmezden gelen HDP bunun bedelini bölgede "marjinalleşerek" ödeyecektir.

Ancak tam da bu dönemde AK Parti hareketine düşen ev ödevleri bulunmaktadır.

AK Parti, bölgede ender görülen, halkın PKK'ya ve HDP'ye karşı tepkisini iyi okumalı, kendisini siyaseten boşlukta hisseden halkın yanında durmalıdır.

AK Parti bu dönem bölgeye çıkartma yapmalı, teşkilatlarını yenilemeli ve güçlendirmeli, siyasi ve sosyal açılımlara hız vermeli, alan kazanmalıdır.

Son yıllarda bölgede yaşanan süreç tam bir "kırılma süreci"dir. HDP ve PKK bölgede hızla taban kaybetmektedir.

Kritik sorular şunlardır:

AK Parti, bölgedeki bu tarihsel fırsat ve büyük kırılma karşısında doğru hamleler yapacak mı?

Tepki gören ve taban kaybden HDP ve PKK'yı zihinlerde bitirecek siyasi açılımlar yapacak mı?

Teşkilatlarını yenileyecek ve güçlendirecek mi?

PKK ve HDP'nin varlığını tamamiyle anlamsızlaştıracak "çıkartmalar" yapacak mı?

Bekleyip göreceğız...