Siyasetin amacı insan yetiştirmek, yetiştirdiği insanları ihtiyaç duyduğunda gerekli siyasi ve bürokratik mekanizmalara atamak mıdır, yoksa başka herhangi bir çaba içerisine girmeden halihazırda yetişmiş insanları organize ederek, zaten yetişmiş olanları gerekli yerlerde değerlendirmek midir? Doğrusu bu sorunun cevabı sadece "evet" ya da sadece "hayır" olmayacak kadar karmaşık, kritik, stratejik ve girifttir. Eğer ülkemizde bugün "Yeni Türkiye" diye bir durum oluşmuşsa "Eski Türkiye'nin" siyasetçilerinin, akademisyenlerinin, yazarlarının hatta vatandaşlarının en çok şikayet ettiği konulardan birisi bürokratik vesayet idi. Askeri vesayet, sivil bürokratik vesayet, jüristokratik vesayet, dördüncü kuvvet vesayeti, aşılmaz birer kale olarak fonksiyonlarını ifa etmekte, siyasetçinin elini kolunu bağlayan birer güçlü vesayet alanı olarak yerlerini muhafaza etmekteydiler. Özellikle devlet organizasyonuna dahil her bir üst kurul adeta siyasetin etki alanı dışına çıkarak bağımsız birer güç merkezi olarak temayüz etmekteydiler. Hem hesap vermemekte hem de baş sorumluğu, hesabı siyasetçiye bırakmakta, yüklemekteydiler. Halen de öyledir. MB'nin faiz meselesindeki ısrarı buna bir örnek olarak verilebilir.