AKSÂ’NIN KAPILARI

Yolu Filistin’e, başkent Kudüs’e düşen ve Mescid-i Aksâ’da alnı secdeye varan herkes bu mübarek alanın kapılarına meftun olmuştur. Hepsi birbirinden farklı, kimi açık kimi tamamen kapalı on beş kapı bulunur. Bedir ashabını ezberden sayar gibi Aksâ kapılarının adı da ezberletilmeli; müfredata muhakkak eklenmelidir. Silsile Kapısı, Kattânîn Kapısı, El-Mathara Kapısı, Esbat Kapısı, El-Nâzır Kapısı, Gavânime Kapısı, Mağâribe Kapısı, Atem Kapısı, Hıtta Kapısı ve El-Hadid Kapısı açıktır. Kapalı olan kapılar ise şu şekildedir: Rahmet Kapısı, Bab’ul Sülâsi, El-Müfred Kapısı, Bâbü'l-Cenâiz ve El-Müzdeveç kapısıdır.

Sabah namazına giderken ilk selamı Esbat Kapısına yani Aslanlı Kapı’ya verirsiniz. Direnişin, sabrın ve asaletin sembolüdür. Hemen ilerisinde Hıtta kapısı göz kırpar. Hıtta, af ve bağışlanma anlamına gelir. İlmin, hikmetin ve istiğfarın kapısıdır burası. Batı duvarına sırtını veren Mağaribe Kapısı’dır. Çoğu kapının anahtarı İslami Vakıflar’da bulunmakta iken Mağaribe yani Faslılar Kapısı’nın anahtarı 1967 yılında işgalci İsrail’in eline geçmiştir. O nedenle en hüzünlü kapı burasıdır. Siyonistler, mübarek Aksa’ya bu kapıdan necis ayaklarıyla adım atarlar. Mağaribe’nin ahşabı, mermeri, demir halkaları içli içli ağlar sanki. Gavanime, Atem, Nazır kapıları talebelerini bekler. İhyâ’sını buralarda kaleme alan Gazali’nin nefesi hangi kapılara çarpıp durmuştur kim bilir?

En süslemeli kapı elbette Kattanin yani Pamukçular Kapısı’dır. Memlüklülerin bir armağanı olan bu eserin yeri ayrıdır. Kudüs’ün en görkemli kapısı olan Şam Kapısı’ndan gelenlerin Aksâ’ya girmek için en çok kullandığı kapı Nâzır Kapısı olduğu için olayların en çok yaşandığı kapı burasıdır, işgalcilerin baskısı üst düzeydedir. Kubbetü's Sahra'nın batı revakında bulunan Mathara Kapısı, Memlüklüler zamanında inşa edilmiştir. Kattanin Kapısı'nın hemen yanında yer alır. Buradan girdiğinizde abdesthaneleri görürsünüz. Suyun, temizliğin ve şırıltının yeridir burası.

Aksâ’ya girebilmek için size hizmet eden pek çok kapı bulunur. Her bir kapının ayrı hikâyesi, ayrı sembolü ve ruhu vardır. Kudüs’e revan olanlar bu nedenle sık sık farklı kapılardan içeri girmek isterler. Bunun için uzun yollar göze zor görünmez. Zeytindağı’ndan Aksâ’yı izleyin. 144 dönümlük dikdörtgen bir alandır burası. Emeviler, Abbasiler, Fatimiler, Eyyubiler, Memlüklüler ve Osmanlılar bu mübarek alanı nakış nakış işlemişler. İslam Tarihi’nin her aşaması gözünüzün önünden akar gider. Süslemelere bakın. Hiçbir dönem bir öncekini yok etmemiş aksine üstüne eklemiştir. İslam’ın tarihi izlerini katlar halinde ihtişamlı bir şekilde görürsünüz.

Kapı, sadece bir yere girmek için değil gideni beklemek ve geleni onurlandırmak içindir. Kapıların aşınmışlığı, üzerine basılıp geçilen eşiklerin zaman içinde formunu yitirmesi yüzlerce yıl içinde milyonlarca Müslümana hizmet veren bu kutlu mabedin ne kadar bereketli olduğunu gösterir. Kıble Mescidi’nin yeşil kapılarına bakın ve dokunun. İşgalci İsrail’in saldırılarında kırılan, kurşunlanan, tekmelenen ve üzerine kardeşlerimizin kanı sıçrayan bu kapılar direnişin adeta cansız tanığıdır.

Mescid-i Aksa’nın 15 kapısı, aslında tek bir hakikate açılır: vahdete. Hangi kapıdan girerseniz girin, ulaştığınız yer Kubbetü’s Sahra’nın altındaki o muazzam boşluk ve göğe yükselen o mukaddes kayadır. Kapılar değişir, devirler kapanır, hükümdarlar geçer; fakat Aksa’nın kapıları, insanlığın vicdan eşiği olarak kıyamete kadar beklemeye devam eder.

Bu kadar kapı bahsini neden yaptık? Çünkü bu mübarek kapılar 1967 yılından sonra ilk kez bu kadar kapalı kaldılar. Mescid-i Aksâ’da teravih kıldırılmadı. Cuma namazı kıldırılmadı. Bayram namazı kıldırılmadı. Haftalardır içeriye kimse giremedi. Mekke ve Medine’den sonraki en kutlu mabed, 2 milyar Müslümanın ilk kıblesi Siyonistler tarafından ibadete kapatıldı ve küçük gösteriler ve kınama mesajları dışında dişe dokunur bir şey yapılmadı. Yıllardır Aksâ’nın altına oyanlar, İran ile girdikleri savaş bahanesiyle kirli ve lanet planlarını devreye sokabilirler. Aksâ’yı yıkıp yerine Süleyman Mabedi yapmak isteyen Siyonistler, niyetlerini hiçbir zaman gizlemediler. Bir sabah kalktığımızda -Allah muhafaza etsin- Mescid-i Aksâ’yı yerle bir olmuş görebiliriz. Bu manzara yaşanmadan bedeli ne olursa olsun Aksâ’ya sahip çıkmak gerekir. Aksâ, alem-i İslam’ın şeref, haysiyet ve namus nişanesidir. Ayaklar altına alınamaz!