YAZARLAR

Tüm Yazıları Ali Aydın

Akademisyenlikten televizyonda atılabilir düşünce uzmanlığına

08.11.2018 00:02

Her konunun eğlencenin bir parçası hale getirilerek izleyiciye ‘iyi’ vakit geçirme ülküsüne kurban edildiği popüler bir mecra televizyon. İçeriği eğlenceye müsait olmayan konuların bile televizyonda süre alabilmeleri bu amaca ne kadar uygun hale geldiklerine bağlı. Haberler ve haber-yorum programları, talk show ve dizilerle çakışan saatlerde haber alma ve öğrenmenin tam zıddı olan ‘demagojik basitleştirme’ tarzları ile oyunun bir parçası durumundalar.   

Sosyolog Pierre Bourdieu ‘Televizyon Üzerine’ isimli kısa ama etkili çalışmasında medya dünyasının işte bu halini gözler önüne serer. Uzman (!)  konuklarla tahkim edilmiş haber-yorum programlarından ve onların konuk tercihlerinden bahseder Bourdieu. Kulis gazetecileri olarak tanınan medyatik ancak mesleğin prekaryalaşmış kesimine çok benzemeyen figürlerin “Basın Kulisi” formatında esasa ve öze dokunmayan programlarının işlevine dair eleştirel tespitlerini sıralar.

Bourdieu televizyondaki haber-yorum, açık oturum türündeki programları “kurmaca söz alışverişleri” olarak tanımlar. Bu programlarda gerçekten neyin söylendiğini ve özellikle de neyin söylenmeyeceğini anlamak için ABD’de panelist olarak adlandırılan kişilerin seçilme ölçütlerini ayrıntısıyla tahlil etmek gerekir, der. Bourdieu bu ölçütleri şöyle sıralar:

“Daima boş olmalı, yani her zaman gelip katılabilmeli; aynı zamanda oyunun bir parçası olarak her şeyden bahsetmeyi ve gazetecilerin her sorusunu, hatta en saçma, en şok edici sorularını bile cevaplamayı kabul etmeli; her şeye hazır olmalı (…) Derinlemesine bilgiden kaçınılmış basit, açık ve çarpıcı ifadelerle görüşlerini somutlaştırmaya çalışmalı.”

Bu ölçütler küreselleşmiş bir aygıt olan televizyonun bizdeki mantığı ve işleyişi için de geçerli. Ortalama 10-15 kişilik bir grubun sabahtan akşama kadar her kanalda her açık mikrofona konuşarak her soruya cevap verdiklerine şahit oluyoruz. Haber-yorum ve açık oturum türü programlarda konular farklılaşsa da konuşan kişilerin aynı olduğunu görüyoruz. Öyle ki artık ekranda konuşan prof ya da doçent titri taşıyanın bir kişi mi yoksa ekran için seçilmiş daimi bir dekor mu olduğuna dair ayrımın belirsizleştiği bıktırıcı bir devridaim söz konusu olan.

Bu devridaimin televizyoncular aksini iddia etseler de izleyici beklentisi ile zerre miktar alakası yok. Televizyonda orta çıkan iş halkın değil televizyoncuların bakış açılarının ve eğilimlerinin eseri. Bu devridaimde sürekli konuk statüsünde, çoğunun isimlerinin önünde prof, doçent unvanlarını gördüğümüz akademisyenler ise başka bir bahis.

Bourdieu’nun onlar içinde son derece çarpıcı bir adlandırması var: fast-thinkers (atılabilir düşüncenin uzmanları)

“Benim fast-thinkers, atılabilir düşüncenin uzmanları, diye adlandırdığım kişilere, profesyoneller (TV programcıları) “iyi müşteri” adını verirler. Bunlar çağrılabilir insanlardır, iyi bir bileşim oluşturacakları, size güçlük çıkarmayacakları bilinir; üstelik bolca ve hiç güçlük çekmeden konuşurlar.”

Televizyon gibi popüler bir mecrada, keyfe keder süren bir söz alışverişi esnasında akademik unvanların iri puntolarla gözümüzün içine sokulması da ayrı bir garabet.

Uzmanlık denen şeyin karikatürleşmesi ile de karşı karşıyayız. Üniversitedeki kürsüsünde “şu bilimsel değil”, “bu bilimsel değil” diyerek konuşan akademisyen, konuk olduğu programda; tarih, hukuk, aşk, din, kadın, diyanet, siyaset üzerine uzmanlık alanı dışında yaptığı serbest atışları prof ve doçent unvanlarının ekrandaki yansımasının arkasından yapıyor. Konunun köpüğünde seyreden tartışma zaten hiçbir zaman öze temas etmezken bir de teatral tonlamalar, mimik ve jestler, ara ara beliren öfke halleri ile temaşa kıvamında sona eriyor.

Üniversitelerimizin ve akademisyenlerimizin bilimsel üretime, uluslararası sempozyumlara, yayımlanmış makale ve eser sayısı ile alt üst edecekleri indekslere katkı vermelerini hatta şu çokça bahsi geçen ilk 500 üniversite sıralamasını yeni baştan yaptırmaya namzet olacaklarını beklerken eğlencenin içinde Bourdieu’nun yerinde tanımlamasıyla atılabilir düşüncenin uzmanlığına soyunmaları üniversite ve akademik kimliğin hal-i pür melali üzerine düşünmemiz gereken bir ikaz olarak da görülebilir.

Öne Çıkanlar

Milat Gazetesi 1. Sayfa

Yitik kadınlar kendini bulsun diye!

Bakan Soylu açıkladı!

Bakan Turhan müjdeyi verdi!

Lokanta ve kafelerde yeni dönem!

Benzin ve motorinde indirim müjdesi!