Soykırımcı İsrail’in milletvekilleri içinde Zvi Sukkot’un Gazze’ye ilişkin 2025 yılında kurduğu şu cümle hâlâ hafızalarda tazeliğini korumaktadır: “Bu gece Gazze’de 100 kişiyi öldürdük, kimsenin umurunda değil. Çünkü herkes bir gecede 100 Gazzelinin öldürülebileceği gerçeğine alışmış durumda.” Her gün en az 100 Gazzeli kardeşimizin ölümüne verdiğimiz tepkiler gün gün artmak yerine ne yazık ki azaldı. Alışıldı. Kanıksandı. El-Ehli Hastanesi, Siyonistlerce vurulduğunda gece vakti sokağa inen binlerce insan, Gazze’nin kalan hastaneleri kazınarak yok edilirken sessizliği tercih etti.
1969 yılında Kudüs’te Michael Dennis Rohan adında Avustralya vatandaşı olan alçak bir adam, her gün Müslüman kılığıyla Mescid-i Aksâ içindeki Kıble Mescidi’ne geliyordu. Rohan, Müslümanlarla birlikte ibadet eder olarak görünüyordu. Her gelmesinde yanında getirdiği yanıcı maddeleri camii içinde gizlice istifleyen bu adam, 21 Ağustos günü güzelim mescidi ateşe verdi. Eş zamanlı olarak külliyenin sularını kesen işgalci İsrail yönetimi, mescidin ateşlere teslim olmasına sebebiyet verdi. Selahaddin-i Eyyubi’nin hediyesi, benzersiz ahşap minber küle dönüştükten sonra açılan suların hiçbir hükmü olmadı. Mescid-i Aksâ Külliyesi tarihinin en büyük hasarını aldı. Tüm bunların yaşandığı gece dönemin işgalci İsrail başbakanı Golda Meir’in şu cümleleri kurduğu iddia edilir: "O gece sabaha kadar korkudan uyuyamadım. Zannettim ki, Müslümanlar dört taraftan İsrail'e girecekler. Ama korkulan olmadı. O zaman idrak ettim ki: Biz dilediğimizi yapabiliriz, zira Müslüman ümmeti uyuyan bir ümmettir.” Golda Meir’in bu cümleleri kurup kurmadığı hep tartışıldı ama o gece sabotaja uğrayan Mescid-i Aksâ’ya hiçbir yerden yardım gelmediği gerçeği, kesin olan tek şeydi.
Aksâ Tufanı sonrası işgalci İsrail’in başlattığı soykırım ve buna mukabil büyük bir ağırbaşlılıkla devam eden direniş sonrası 10 Ekim 2025'te, Hamas ile İsrail arasında sağlanan ateşkes sağlanmıştı. Arabulucu ülkelerin ısrarıyla elindeki son esirleri de serbest bırakan Hamas, İsrail karşısındaki kozunu arabulucu ülkelere güvenerek teslim etmişti. Ateşkes başladı ama soykırımcı İsrail, her zmaan yaptığı gibi verdiği sözü tutmadı: ne taahhüt edilen yardımlar düzenli olarak Gazze’ye girdi ne de tam anlamıyla ateşkes gerçekleşti. İstisnasız her gün şehit edilen Gazzeli kardeşlerimizin haberleri sosyal medyaya akmaya devam ediyor. Batı Şeria’da da “yerleşimci” kisvesiyle hareket eden Siyonistlerin cinayetleri, hırsızlıkları ve gaspları artarak sürüyor.
İşgalcinin fütursuzluğu öyle noktalara ulaştı ki, insanların öldürülmeleri için herhangi bir nedene ihtiyaç duymuyorlar. Filistinlilerin hiçbir kıymeti yok onlara göre. İşgalci cezaevinde yapılan insanlık dışı uygulamalar kameralar önünde işlenebiliyor. Mahkûmlara tecavüz etmeleri için köpeklere eğitim verildiği bizzat yetkililer tarafından haber olarak servis ediliyor. Hüsam Ebu safiye gibi mesleği sadece doktorluk olan ve eline neşterden başka kesici alet almamış olan insanlar bile sebepsiz tutuklu kalabiliyor ve her türlü işkencelere maruz bırakılabiliyorlar.
El Halil'de, Kiryat Arba'ya giden 60 numaralı yolda, Beyt Aynun kavşağında okuluna gitmekte olan 14 yaşındaki Muhammed Mecdi Caberi’yi, dengesizliği ve zalimliği ile meşhur Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben-Gvir’in konvoyu ezip geçiyor. Muhammed Mecdi’nin akıbetini kimse merak etmiyor. Oracıkta can veriyor çocuk. İşgalin başka bir yüzünün kurbanı oluyor.
Hemen birkaç gün önce Gazze Şeridi’nin kuzeyindeki Beyt Lahiya’da Ebu Temmam Okulu yakınlarına soykırımcı İsrail tarafından insasız hava aracıyla saldırı düzenlendi. Saldırıda Abdülmalik ve Abdüssettar el-Attar isimli iki Filistinli kardeş oracıkta can verdi. Topçu atışları, tankların makineli tüfekleri, keskin nişancı ateşleriyle de kıyım devam ediyor. Gazze’deki Filistin Sağlık Bakanlığı verilerine göre, ateşkesin yürürlüğe girmesinden bu yana devam eden ihlaller sonucu en az 765 Filistinli şehit olurken 2 bin 140 kişi de yaralandı. Tüm bu sayılara tıbbi yetersizlikler nedeniyle, açlıktan, bakımsızlıktan can verenler lidteye ekli değil. Çekirge, hamam böceği, cırcır böceği, köpek ve farelerden usanan, temiz suya hâlâ hasret kalan Gazzeli kardeşlerimizin yaşadığı tarifsiz acı ve yokluk ise hiçbir hesaba dâhil edilmedi. Alışma ihanetinin kolaycılığını seçenler artıyor. Yeni Sumud filosu oluşturup ablukayı kırmaya çabalayanlar da sahaya iniyor. Alışma ile hesaplama arasında sarkaçta insanlık gidip geliyor.
Ateşkes günlerinde Nusayrat Mülteci Kampı’nda arkadaşlarıyla top oynarken etraflarında bulunan patlamamış mühimmatın infilak etmesiyle 14 yaşındaki Muhammed Atıf Ebu Mualla isimli çocuk yaralanıyor. Eli ameliyatla kesilen çocuk başkaca yaraları da var. Savaşta annesini kaybetmiş. Yüzünde harika bir gülümseme var. Gazeteci mikrofon uzatıyor. 4 Nisan Dünya Mayın Farkındalık Günü imiş. Çocuk, mikrofona dönerek akranlarından şüpheli cisimlere uzak durmaları ve bu durumda yetkililere derhal haber vermeleri konusunda uyarılarda bulunuyor. Tekerlekli sandalyede şükür hâleleri eşliğinde hayatını sürdürüyor. Yüz bin tondan fazla bombayı Gazze’ye atan İsrail’in ve ona bu mühimmatı veren Amerika’nın zerre umurunda olmuyor bu cümle. Muhammed Atıf’ın mikrofonlara söylemediği ahı, binlerce akranının ahıyla buluşarak kelebek etkisine dönüşüyor. Nasıl ki Suriye’deki zulüm, yapanların yanına kâr kalmadıysa Gezze de hesap soracağı günün sırasını bekliyor.