Allah Resulüne suikast girişimi

0

Allah Resulü, hicretin 9. Yılında Bizans'a karşı giriştiği askerî sefer sırasında Tebük'te 20 gün kaldı ve düşmanın gelmesini bekledi. Karşısına savaşacak bir düşman çıkmayınca, sahabileriyle bir meşveret meclisini topladı. Onlarla daha ileri gidilmesi veya geri dönülmesi konusunu meşveret etti.

Hz. Ömer Efendimiz:

– Eğer Cenab-ı Hak tarafından daha ileri gitmekle emrolundu isen, buyur gidelim, dedi.

Peygamberimiz:

– Eğer Cenab-ı Hak tarafından emrolunsa idim, sizin görüşlerinize başvurmaz, bu emrin gereğini yapardım, buyurdu.

Hz. Ömer, bunun üzerine, konu ile ilgili görüşlerini Efendimize sundu:

– Ya Resûlallah! Şam tarafında kuvvetli ve organizeli topluluklar çoktur. Fakat Müslümanlardan hiç kimse oralarda yoktur. Sizin bu derece onlara yaklaşmanız bile, onların kalplerine korku ve dehşet vermeye yetti. Bu sene, bu kadar netice ile yetinelim de, bakalım ileride Cenab-ı Hak ne gösterir, dedi.

O sırada Şam'da taun denen veba hastalığının çıktığı da duyulmuş olduğundan, Hz. Ömer'in bu görüşü, ashap tarafından onaylandı. Medine'ye geri dönülmeye karar verildi.

Allah Resûlünün devesini Ammar bin Yasir çeker, Huzeyfe bin Yeman da geriden izlerdi.

Medine'ye dönmek üzere yola çıkıldığında, İslam ordusu içindeki münafıklardan 12 kişilik bir grup, kendi aralarında Allah Resûlüne bir suikast yapmak üzere anlaştılar.

Peygamberimiz geceleyin dar bir geçitten geçerken, daha önce bu geçitte pusuya yatmış olan münafıklar, Peygamberimize aniden baskın verecekler ve onu öldürmek için ellerinden gelen her şeyi yapacaklardı.

Allah, Peygamberimize, bu grubun suikast girişimini ve hazırlığını vahiyle bildirdi.

Allah Resûlü, devesi üzerinde, azami dikkat göstererek yoluna devam etti.

Münafıklar, Efendimiz dar geçitten geçerken, kurdukları sinsi planı uygulamak üzere harekete geçti. Efendimiz, tetikte olduğu için, karşısında suikastçıların gölgesini görür görmez arkasında yürüyerek emniyeti sağlayan Hz. Huzeyfe'ye durumu haber verdi.

Huzeyfe, Efendimizden sinyali alır almaz, gür sesiyle:

  • Ey Allah'ın düşmanları, diye suikastçılara bağırdı. Münafıklar, planlarının deşifre olduğunu anlayarak korkuyla kaçtılar, kalabalık arasına karışarak izlerini kaybettirdiler.

O sırada, Üseyd bin Hudayr:

– Ya Resûlallah! İzin ver de, şu münafıkların boyunlarını uçuralım, dedi.

– Hayır, müşriklerle savaşa son verince, Muhammed şimdi de kendi ashabını öldürmeye başladı, diye yaygaraya kara propagandaya yol açarız, dedi.

Üseyd:

– Ya Resûlallah, bunlar nasıl senin ashabın olabilirler ki, diye sorunca Efendimiz:

– Madem ki dilleriyle kelime-i şehadet getiriyorlar, onlara dokunamayız (katliam yapamayız), buyurdu.

Allah Resûlü, şüphesiz ki münafıkları bilirdi. Ama onları ilan edip teşhir etmezdi. Topluca yok etmeye kalkışmazdı. Ancak Hz. Huzeyfe'ye bir sır olarak isimlerini söylerdi.

Bu sebeple Hz. Huzeyfe, Medine'deki tüm münafıkları tanırdı. Ama o da Allah Resûlü gibi bu sırrı kimseye açmaz, saklardı. Bu yönüyle Hz. Huzeyfe, Efendimizin mahrem-i esrarı idi. Hz. Huzeyfe, münafıkların adını açıklamasa bile, onlardan biri öldüğü zaman onun cenaze namazını kılmazdı. Ancak o zaman, o kişinin münafıklardan biri olduğu anlaşılırdı.