Allah ve Rasûlü’ne savaş açmak

Kur’an’ın insanlığı sarsan ayetlerinden biri faiz hakkında iner ve kelimeler adeta bir gök gürültüsü gibi yankılanır:

“Eğer faizcilikten vazgeçmezseniz, Allah ve Rasûlü’ne karşı savaş açtığınızı bilin.” (Bakara, 2/279)

Bu ifade bir mecaz değil, bir uyarıdan öte bir ilan hükmündedir. Faiz, Kur’an nazarında sadece yanlış bir kazanç yöntemi değil; ilahî adalete karşı açılmış bir cephedir. Çünkü faiz, güçlü olanın zayıfı ezmesini sistemleştirir. Darda kalanın çaresini, zenginin fırsatına çevirir.

Aynı ayetin devamı ise adaletin temel ilkesini koyar:

“Tevbe ederseniz anaparanız sizindir. Ne haksızlık edersiniz ne de haksızlığa uğrarsınız.”

İslam ne sermayeyi düşman görür ne emeği görmezden gelir. Alacağını inkâr etmez ama fazlasını zulüm sayar. Yani mesele paranın varlığı değil, paranın başkasının boynuna ip yapılmasıdır.

Bugün modern dünyada faiz, görünmez bir zincir gibi hayatın her alanına dolanmış durumda. Ev almak isteyen ömrünü bankaya kiralıyor, iş kurmak isteyen daha başlamadan borca esir düşüyor. Krizler insanları yıkarken faiz büyümeye devam ediyor. Birileri hiç terlemeden kazanırken, milyonlar her nefesinde borç ödüyor.

Rasûlullah (sav) faizi sadece alanı değil; vereni, yazanı ve şahitlik edeni de aynı günahın parçası sayar ve “Onlar bu işte eşittir” buyurur (Müslim). Çünkü faiz, bireysel bir kusur değil; toplumu çürüten bir düzendir. Herkes bu çarkı döndürdükçe zulüm normalleşir.

Başka bir hadisinde ise Efendimiz (sav), faizin en hafifinin bile en ağır ahlaki suçlara benzetildiğini bildirir. Bu, rakamların değil vicdanların çöküşüne işarettir. Faiz, sadece cüzdanı değil kalbi de kirletir.

Kur’an, “Allah faizi mahveder, sadakaları bereketlendirir” (Bakara, 2/276) buyururken bize ekonomik bir formül değil, hayatın sırrını verir. Faiz çoğaltır gibi yapar ama tüketir; büyütür gibi görünür ama bereketi siler. Sadaka ve paylaşım ise azaltır gibi görünür ama çoğaltır, toplumu ayağa kaldırır.

Faizli düzende komşunun iflası haber bile olmaz, çünkü sözleşmeler kazanır insanlar kaybeder. Oysa vahyin inşa ettiği düzende, bir müminin dara düşmesi diğerinin imtihanıdır. Kazanç, başkasının yıkımı üzerine kurulamaz.

Ticaret helaldir; çünkü risk vardır, emek vardır, ortaklık vardır. Faiz haramdır; çünkü garanti kazançla bütün yük karşı tarafa bindirilir. Biri paylaşmayı büyütür, diğeri sömürüyü.

Bu ayet aslında her çağın insanına aynı soruyu sorar:

Paranı mı büyüteceksin, adaleti mi?

Kârını mı koruyacaksın, kulluğunu mu?

Çıkış yolu yine ayetin içinde saklıdır: Tevbe.

“Anaparanız sizindir.”

Yani hak olanı al, fazlasından vazgeç. Zulümle şişen kazancı değil, helalle küçülen ama bereketlenen rızkı seç.

Unutmayalım, faizle ayakta duran bir düzen zengin olabilir ama adil olamaz. Ve adaletin olmadığı yerde huzur, huzurun olmadığı yerde gerçek zenginlik olmaz.

Ya faizin tarafında durup Allah ve Rasûlü’ne savaş açacağız,

ya da adaletin safına geçip bu savaşı bitireceğiz.

Ortası yok.