"Kendilerine yazık etmekte iken canlarını aldıkları kimselere melekler: 'Ne işte idiniz?' diye sorarlar. Onlar: 'Biz yeryüzünde güçsüz bırakılmış kimselerdik.' derler. Melekler ise: 'Allah'ın arzı geniş değil miydi? Hicret etseydiniz ya!' derler. İşte onların varacakları yer cehennemdir. Orası ne kötü bir varış yeridir." (Nisâ, 4/97)
Kur'ân-ı Kerîm'in bu ayeti, insanı derinden sarsan ilâhî bir muhasebedir. Çünkü burada sorgulanan yalnızca bir coğrafya değil, bir tercihtir; yalnızca yaşanılan yer değil, yaşanılan hayattır. Allah Teâlâ, dinini yaşayabildiği hâlde ihmalkârlık edenleri değil, dinini yaşama imkânı kalmadığı hâlde hiçbir çaba göstermeyenleri ikaz etmekte ve "Allah'ın arzı geniş değil miydi?" buyurarak mümine daima bir çıkış yolu bulunduğunu hatırlatmaktadır.
Hicret, korkudan kaçmak değildir; imanı yaşatmak için cesaret göstermektir. Hicret, toprağı değil, önce kalbi değiştirmektir. Hicret, Allah'ın rızasını dünyanın bütün menfaatlerinden üstün tutabilmektir. Bu sebeple hicret, bir kaçış değil; insanın imanını, şahsiyetini ve kulluğunu yeniden diriltmesidir.
Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: "Gerçek muhacir, Allah'ın yasakladığı şeyleri terk eden kimsedir." (Buhârî, Rikâk, 26)
Bu hadis, hicretin sadece Mekke'den Medine'ye yapılan tarihî yolculuktan ibaret olmadığını göstermektedir. Her çağın Müslümanı kendi hicretini yapmakla yükümlüdür. Günahı terk etmek hicrettir. Haram kazancı bırakmak hicrettir. Faizden uzak durmak hicrettir. Kötü arkadaş çevresini değiştirmek hicrettir. İmanı zayıflatan ortamlardan uzaklaşıp salihlerle beraber olmak da hicrettir.
Allah Teâlâ hicret edenlere büyük bir müjde vermektedir: "Kim Allah yolunda hicret ederse, yeryüzünde gidecek birçok güvenli yer ve genişlik bulur..." (Nisâ, 4/100)
İnsan bazen bulunduğu çevreyi değiştirmekten korkar; rızkının azalacağını, yalnız kalacağını veya sıkıntıya düşeceğini zanneder. Oysa rızkın sahibi Allah'tır. Kapıları açan da O'dur. Allah için terk edilen hiçbir şey zayi olmaz. Rabbimiz, kendi rızası uğrunda fedakârlık yapan kullarını hiçbir zaman yalnız bırakmaz.
Peygamber Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: "Ameller niyetlere göredir." (Buhârî, Bed'ü'l-Vahy, 1; Müslim, İmâre, 155)
Öyleyse önemli olan, Allah'a yönelme iradesidir. Mümin, imanı tehlikeye girdiğinde mazeret üretmez; çözüm arar. Çünkü bilir ki Allah'ın arzı geniştir, rahmeti daha da geniştir.
Bugün hicrete her zamankinden daha fazla ihtiyacımız vardır. Evlerimizi Kur'ân'ın okunduğu mekânlara dönüştürmeye, çocuklarımızı imansızlığın ve ahlâksızlığın kuşatmasından korumaya, haramı terk edip helâle yönelmeye, gösterişten ihlâsa, gafletten zikre, isyandan itaate hicret etmeye mecburuz.
Asıl diriliş; şehir değiştirmekle değil, kalbin Allah'a yönelmesiyle başlar. Asıl hicret; bedenin attığı adımlardan önce nefsin attığı adımdır. Nice insanlar yer değiştirmiş ama hicret edememiştir; nice insanlar ise bulundukları yerde günahı terk ederek gerçek muhacir olmuştur.
Geliniz, kıyamet günü meleklerin "Ne işte idiniz?" sorusuna mahcup olacak bir hayat yerine, Rabbimizin rızasını kazanacak bir ömür yaşayalım. Allah'ın arzı geniştir; yeter ki biz O'na yönelmeyi, O'nun rızası için gerektiğinde fedakârlık yapmayı bilelim. Çünkü hicret, bir kaçış değil; imanın, ahlâkın ve kulluğun yeniden dirilişidir.Dilerseniz bu yazıyı, gazete köşe yazısı üslubunu daha da güçlendirerek okuyucuyu ilk cümleden etkileyen daha çarpıcı bir girişle de revize edebilirim.