Geçen hafta; “Allah’ın varlığının aklî delilleri” kapsamında, kâinatın sonradan meydana geldiğini esas alan “hudûs delili”ni ele almıştık. Bu hafta ise, Akaid ve Kelâm âlimlerinin tesbit ettikleri, “imkân delili”ni incelemeye çalışacağız inşaallâhü teâlâ.
“İmkân delili” özetle şudur: Bütün varlıklar, “mümkünü’l-vücût”tur. Yani var olmaları da yok olmaları da mümkündür. Dolayısıyla vücutları (varlıkları) zorunlu değildir. Varlığı zorunlu olmayan birşey ise; var olmak için, bir var ediciye muhtaçtır. O hâlde bütün kâinatı var eden, “vacibü'l-vücût” (varlığı zorunlu olan) bir yaratıcı vardır. “İmkân delili”nin mantıkî açılımı ise, şöyledir:
1) Kâinattaki bütün varlıklar mümkündür: İnsan, hayvan, bitki, yıldız, galaksi, atom ve bütün cisimler vardır. Fakat bunların hiçbirinin varlığı zorunlu değildir. Yani bunlar, olmaya da bilirdi. İşte varlığı da yokluğu da böyle eşit olan bu tür varlıklara, akaid-kelâm âlimleri “mümkünü'l-vücût”, demişlerdir.
2) Mümkün varlık, kendisini var edemez: Çünkü bir varlık, kendi kendisini meydana getirebilmiş olsaydı, var olmadan önce de mevcut olması gerekirdi. Bu ise, apaçık bir çelişkidir.
3) Mümkün varlıkların tamamı, var olmak için bir “müreccih”e yani (varlıklarını yokluklarına tercih eden bir güce) muhtaçtır: Çünkü tercih edici bulunmadığı takdirde mümkün olan birşey, varlık ile yokluk arasında eşit durumda kalır; bu durumda onun varlığının gerçekleşmesini açıklamak mümkün olmaz.
Dolayısıyla mümkün varlıkların meydana gelmesi, onların varlıklarını yokluklarına tercih eden bir “müreccih”in bulunduğunu net olarak gösterir.
4) Mümkün varlıklar, birbirini meydana getirmiş olamazlar: Mesela insan, anne ve babasından, onlar da kendi anne ve babalarından meydana gelmiştir. Ağaç tohumdan, tohum başka bir ağaçtan olmuştur.
Sebepler zinciri bu şekilde geriye doğru uzayıp gider. Fakat zincirdeki halkaların tamamı, mümkün varlıklardan oluştuğu için, bunların hiçbiri kendi başına varlığı açıklayamaz. Çünkü muhtaç olanların toplamı da muhtaçtır.
5) Sebepler zinciri sonsuza kadar devam edemez: Eğer her mümkün varlık, kendisinden önce başka bir mümkün varlığa dayanıyor ve bu zincirin bir başlangıcı bulunmasaydı, hiçbir şeyin var olması mümkün olmazdı. Çünkü gerçekleşmesi sonsuz sayıda önceki sebebin tamamlanmasına bağlı olan birşey, hiçbir zaman fiilen meydana gelemez.
6) O hâlde varlığı kendinden olan zorunlu bir varlık vardır: Bu varlık, başkası tarafından meydana getirilmiş olamaz. Çünkü meydana getirilmiş olsaydı, o da mümkün varlık olurdu. Hâlbuki mümkün varlıkların tamamı, O’na muhtaçtır.
7) Vacibü'l-vücûd tektir, ezelîdir ve ebedîdir: Varlığı zorunlu olanın, yokluğu düşünülemez. O değişmez, sonradan meydana gelmediği gibi yok da olmaz. Çünkü değişmek ve başkasına muhtaç olmak, mümkün varlıkların özelliğidir.
8) İşte bu “vacibü'l-vücûd” varlık, Allahü Teâlâ’dır: Kâinat, mümkün varlıklardan meydana gelmiştir. Mümkün varlıkların tamamı, var olmak için kendilerinden başka bir “müreccih”e (tercih edici güce) muhtaçtır. Öyleyse bütün bu varlıkları meydana getiren; ezelî, ebedî, varlığı kendinden olan ve hiçbir şeye muhtaç bulunmayan bir yaratıcı vardır. O da Allahü Teâlâ’dır.
İmkân delili, yalnızca dinî bir kabule dayanmaz. Aynı zamanda akl-ı selimin, zorunlu olarak kabul ettiği bir ilkeye dayanır. Çünkü insan aklı, varlığı başkasına bağlı olan şeylerin; sonunda, “varlığı kendinden olan bir güce” dayanmasını zaruri görmektedir. Aksi hâlde varlığın niçin var olduğunu açıklamak mümkün olamaz. Âyet-i kerimelerde buyuruldu ki:
“Allah her şeyin yaratıcısıdır.” (Zümer 62)
“İşte Rabbiniz olan Allah budur. O, her şeyin yaratıcısıdır. O’ndan başka ilâh yoktur. Öyleyse nasıl oluyor da O’ndan yüz çevirip yanlış yollara düşüyorsunuz?” (Mümin 62)
“Ey insanlar! Hepiniz gerçekten Allah’a muhtaçsınız.” (Fatır 15)
“Allah gökleri ve yeri ayakta tutmaktadır.” (Fatır 41)
“Allah ki, O’ndan başka hiçbir ilâh yoktur. O, Hayy (ebedî diridir.) Kayyûm’dur (varlığı kendinden olup bütün kâinatı yönetendir.”) (Bakara 255)
“O Evvel’dir, Âhir’dir, Zâhir’dir, Bâtın’dır. O her şeyi hakkıyla bilir.” (Hadid 3)
(Devamı haftaya…)