Aileyi parçalayan şeytani plan!

İstanbul Sözleşmesi’nin aileyi parçalayan küresel bir proje olduğunu vurgulayan kanaat önderleri, “Bu sözleşme ile kabul edilen toplumsal cinsiyet eşitliği ilkesi cinsiyete açılmış bir savaştır. Toplumun temeli olan aile kurumu İstanbul Sözleşmesi ile tehlike altındadır” uyarısında bulundu.

Ezgi ÇELİKANKARA

İstanbul Sözleşmesi olarak anılan Kadına Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye Dair Avrupa Konseyi Sözleşmesi, bir süredir kamuoyunda tartışılıyor. Cinsiyetsizleştirmeden eşcinselliğe kadar her türlü sapkınlığı meşrulaştıran ve aile yapısını doğrudan hedef alan İstanbul Sözleşmesi, toplumda ahlaki dejenerasyona kapı aralıyor. Çocuklarımızın, değerlerimizin ve geleceğimizin çalınması anlamına gelen sözleşmenin içeriği, aile yapısının temeline dinamit koyan büyük bir tehlike olarak karşımıza çıkıyor.

Yeniden gözden geçirilsin

Bu kapsamda İstanbul Sözleşmesi’nin toplumsal boyutuyla ilgili uyarılarda bulunan kanaat önderleri, Türkiye’nin sosyolojik yapısına uymayan sözleşmenin yeniden gözden geçirilmesi gerektiğini vurguluyor. Gazeteci Yazar Abdurrahman Dilipak, İstanbul Sözleşmesi’ne yönelik tepkilerin hangi haklı gerekçelere dayandırıldığını anlattı.

Aileye büyük zarar veren İstanbul Sözleşmesinin tekrar gözden geçirilmesini isteyen kanaat önderleri, Milat’a konuştu.

Aileye karşı komplo kuruluyor

Sözleşmenin aileye karşı bir komplo olduğunu savunan Dilipak, İstanbul Sözleşmesi’nin maddeleri, hedefleri, destekçileri ve ona dayalı yapılan çalışmaların hepsinin sorunlu olduğunu belirtti. Dilipak, “Bunun arkasında dünya nüfusunun 2050’ye kadar yüzde 50 azaltılmasını öngören şeytani bir akılsızlık var. Vestfalya anlaşması ile başlayan yeni dünya düzeninin günümüzde sona ermesi ile yeni bir dünya düzeninin inşası için nüfus olarak 1700’lere geri dönüşü hedefleyen bir sürecin öncü, şok dalgalarını yaşıyoruz. Bu çevrelerde adeta ‘İnsanlık aleminin en büyük düşmanı ailedir ve her görüldüğü yerde ezilmelidir’ şeklinde bir anlayış var” dedi.

Eşcinselliğin özendirildiğini kaydeden Dilipak, “Bu sözleşme Allah’ın emri değil, aksayan yönlerin düzeltilmemesi diye de bir durum söz konusu olamaz. Türkiye ve dünya bu baş belasından kurtarılmalıdır ve bu belayı insanlığın başına saranlar, buna destek verenler teşhir edilmeli ve toplumsal sorumluluk projelerinden ayıklanmalıdır” ifadelerini kullandı.

Sözleşme askıya alınmalı

İstanbul Sözleşmesi konusunda Türkiye’nin ivedilikle adım atması gerektiğine dikkat çeken Dilipak, “Bu konuda, yasama, yürütme ve yargıya düşen görevler var. Parlamento sözleşmeyi askıya almalı ve bu sözleşmeye dayalı çıkan yasaları iptal etmelidir. Yürütme, bu sözleşme ve buna dayalı yasa, yönetmelik, genelgeleri çekmelidir. Aile Bakanlığı, Milli Eğitim, belediyeler, Diyanetteki uygulamaları derhal sonlandırmalıdır. Yargı ise, kamu yararına aykırı bir durum yasa emri olamaz, hukuka aykırı yasa suç aletidir. Yargı yolu ise bu sözleşme ve buna dayalı yasal düzenlemelerin kamu yararına aykırı sonuçlar doğurduğu bir tespit davası ile ispatlanabilir ve bu durumda da devletin, anayasa ve yasaların varlık ve meşruiyet temeline dayalı bu düzenleme yargı tarafından mahkûm edilerek uygulama dışına itilebilir. Ayrıca medya ve STK’lar bu konudaki hassasiyetlerini korumalıdır” şeklinde konuştu.

Cinsiyet yok olursa, aile yok olur

Yazar Sema Maraşlı, İstanbul Sözleşmesi’ne karşı çıkılmasının bir değil, birden çok haklı sebepleri olduğunu söyledi. Cinsiyetçi bir sözleşme olduğu için karşı çıktıklarını belirten Maraşlı, “Sözleşmenin kurgusu erkek cinsiyetinin saldırgan, kadının da kurban olduğu ön kabulü ile hazırlanmıştır. Oysa şiddetin cinsiyeti yoktur sadece türleri ve farklı şekli vardır. Psikolojik şiddeti de içine alarak erkek cinsiyetini suçlu ilan ettiği için masumiyet karinesine ve insan haklarına aykırıdır. İstanbul sözleşmesi ve sözleşmeyi hayata geçirmek için hazırlanan 6284 adaleti yok saydığı için karşı çıkılıyor. Erkek karşısında kadının beyanının kesin doğru kabul edilip delil ve şahitlere bakılmaksızın beyanın esas alınması pek çok mağduriyetlere, iftiralara ve masumların ceza almasına sebep oluyor. Yine sözleşme ile kabul edilen toplumsal cinsiyet eşitliği ilkesi cinsiyete açılmış bir savaştır. Ailenin çatısını cinsiyet oluşturur, cinsiyet yok olursa aile de yok olur” dedi.

Toplum ayrıştırılıyor

İstanbul Sözleşmesi iptal olana kadar Sivil Toplum Kuruluşlarının ve medyanın mücadele etmesi gerektiğine dikkat çeken Maraşlı, bireysel mağduriyetlerin toplumsal bir probleme dönüştüğünü vurguladı. Erkek şiddeti vurgusu ile kadın ve erkek birbirine düşman ilan edilerek toplumun ayrıştırıldığını ifade eden Maraşlı, “Kadını şiddete karşı korumak adına çıkarılan kanun, kadına şiddeti artırmıştır. Bir ülkenin kanunları vatandaşlarını kadın-erkek demeden korumak zorundadır. Kanunlarda bir eksiklik varsa bir cinsiyet için ayrı kanun çıkarılamaz, kanunlarda toptan değişiklik yapılması gerekir. Adalet bir gün herkese lazım olur, sözleşmeye karşı toptan bir mücadele lazım” açıklamalarında bulundu.