Çelik çekirdeği sağlam tutmalıyız

Bir toplumu ayakta tutanın herkes olmadığını ifade eden Prof. Dr. Tufan Gündüz, "Binayı ayakta tutan kolondur, ana sistemdir, bütün taşlar değildir. Türkiye'de bir 'sadece yaşayanlar' bir de 'çelik çekirdeği dimdik ayakta tutanlar' var. İşte bu yapıyı sağlam tutmamız lazım" dedi.

SÖYLEŞİ: ÖZLEM DOĞAN

On bir ayın sultanı Ramazan’ın ilk on gününü geride bıraktık. Sahur ve iftar heyecanıyla, müminlerin camileri doldurduğu teravih namazlarıyla bereket ayının güzelliği Müslümanları kuşatıyor. Ramazan dolayısıyla İstanbul’da AK Partili belediyeler tarafından çeşitli etkinlikler gerçekleştiriliyor. Eyüpsultan Belediyesi’nin konuğu Tarihçi Prof. Dr. Tufan Gündüz ‘Osmanlı’da Ramazan Geleneği’ni anlattı, bizim de sorularımızı cevapladı.

Dünden bugüne Türkiye için ramazan ayı ne ifade ediyor?

Türkiye’de ramazan ayı bangır bangır gelir; bir alışveriş telaşesi yaşanırken ramazan ve sonra da bayram temizliği yapılır. Hatta öncesinde festival havasında ilk önce üç aylar karşılanır. Gezip gördüğüm diğer İslam ülkelerinde bu heyecan yok. Hilali görüp ramazan başladı derler, sonra da yine hilalle birlikte bayram başladı diyerek konuyu kapanıyor. Oysa bizde bayramda akrabalar gezilir, küsler barışması için fırsattır. Biz de ramazanın gelişi kendisini çok belli ediyor. Ramazan bu bir ayda yeni bir şey sunuyor. Sadece ibadet olarak değil; zaman, mekân hatta eğlence açısından da yeni bir şeyler sunuyor.

GELENEKLERİMİZ KAYBOLUYOR

Osmanlı’daki ramazan gelenekleri bugün de devam ettirilebiliyor mu?

Osmanlı döneminde iftara çağırılan kişilere yemekten sonra verilen harçlık anlamına gelen ‘diş kirası’ geleneği Karahanlılar döneminden beri sürdürülüyordu. Türklerin Müslüman olduğu dönemden itibaren dinin böyle latif bir yorumuna, sevap işlemeye yönelik algılara önem veriliyordu. Fakat ne yazık ki bu geleneklerimiz kayboluyor. Biz derinlerde çok kuvvetli bir biçimde yaşıyoruz, sadece bu duygularımızın ortaya çıkarılması gerekiyor. Eskiden aşevleri vardı, şimdi de var ama git gide artan nüfusa göre yeterli değil.

İftar sofralarını durumu olmayanlara da açmak, paylaşmak, fitre, zekât… Çok yönlü bir ibadet ayı içerisindeyiz. Geçmişimizden miras kalan geleneklerimizle birlikte değerlendirdiğinizde nasıl tanımlıyorsunuz?

Fakir hakikaten fakir, yoksul hakikaten yoksul. Ramazan’da bir tencere yemek gelmesini bekleyenler ve o bekleyenlere tencereyle yemek götürenler var. Bu bizim geçmişimizde, geleneğimizde var. Artık teker o kadar hızlı dönüyor ki, otomobil hızıyla değil, ışık hızıyla ilerliyoruz. Bu değişimin arkasından koşmak veya bunun önüne geçmek var. İletişim ne kadar hızlı giderse gitsin bizim insana özgü meselelerimiz var. Birinci sırada da insanımızın karnımızın tok, sırtının pek olması var.

RAMAZAN EŞİTLİK DİNİDİR

Ramazan’ın beden sıhhatine katkısı yanında topluma olan etkisi çok büyük, öyle değil mi?

Ramazan’da oruç tutan zengin de, hükümdar da aç, siz de açsınız. Açlıkta eşitiz. Ağzımızdan kötü laf çıkmıyor, iyilikte ve güzellikte de eşitleniyoruz. Ramazan’ın ‘herkes eşit’ mesajı namaz da da var. Bizim dinimiz eşitlik dini. Kendi içimizde yaşadığımız güzelliklerin farkında değiliz. Çok uzak değiliz, hasret kalmadık. Sadece birinin bunu bize göstermesi gerekiyor.

Osmanlı’dan bu yana ramazan ayına dair en dikkat çekici toplumsal yardımlaşma örneği nedir?

Mahalle bakkalları büyükşehirlerde kalmadı ama taşrada hâlâ var. Bakkalların kalın veresiye; zimem defterleri olurdu. Bir zamanlar bu defterleri ramazan ayında biri satın alır ve defteri yok ederdi. Siz borcunuzu kim ödedi bilmezdiniz. Bu gelenek bazı yerlerde devam ediyor. Ne veren alanın başına kakıyor ne de alan verene minnet duyuyor. Zimem defterinin anlamı ‘Allah yardım eder’dir. Hayırseverler de buna vesile oluyordu. Bu gelenek bazı şehirlerde devam ediyor.

İŞGALCİLERE CEVABI MAHYALAR VERDİ

Tüm zenginliğiyle ramazan ayı bilhassa Türkiye’den dünyaya nasıl bir mesaj veriyor?

Osmanlı döneminde camilere mahya asma geleneği başladıktan sonra minareden minareye harf dizilimi yapılan kandiller asılırdı. Ortalama üç saat yanan kandilleri teravih sonrası İstanbul seyre çıkardı. İstanbul’un işgali sırasında İstanbul Rumları İstanbul’un bir Yunan şehri olduğunu her yerde konuşup söylemeye başlamışlardı. İstiklal Caddesi’nde ellerinde Yunan bayraklarıyla gösteriler düzenliyorlardı. Yahya Kemal 1920 ramazanında bir ecnebi dostuyla dolaşırken bir anda İstanbul’un her tarafından mahyalar yükseldiğini, dostunun da ‘Yıllardır Rumlar’a veremediğiniz cevabı işte bu mahyalar verdi’ dediğini anlatır. İşte burasının bir Türk şehri olduğunu mahyalar göstermiştir. Bir gökdelene çıkıp bakın; binaların arasından yükselen minareleri görürsünüz. İşte o görüntü o şehrin bir İslam şehri olduğunun kanıtıdır.

Ramazan yalnızca oruç ayı mıdır?

Ramazan sadece oruçtan ibaret değil. Manevi güzellikleriyle bizi bambaşka bir dünyanın içine çekiyor. Her şehrin de kendine göre bir özelliği var. Doğuya gittiğinizde daha kapalı bir yapı; sıra geceleri gibi ramazana özgü meclisler toplanıyor. Ramazan ülkemize görkemiyle gelip görkemiyle gidiyor.

AHLAK ANLAYIŞI VE KÜLTÜRÜ KAYBETTİK

İslam’la sorunu olan bir kesim her ramazan ‘oruçlular oruçsuzu dövdü’ şeklinde asparagas haberler yapıyor. Oruçluya saygı duyulan günlerin geride kaldığını, ramazanda kasıtlı olarak sokaklarda yemek yenildiğini görüyoruz. Bu saygı eksikliğini nasıl yorumluyorsunuz?

Toplum çok hızlı değişti. Değişirken de ahlak anlayışını ve kültürü kaybettik. Orucu tuttuğunu gösteren de var, tam tersi tutmadığını gösteren de var. Bir toplumu ayakta tutanlar herkes değildir. Binayı ayakta tutan kolondur, ana sistemdir, bütün taşlar değildir. Çelik çekirdek varlığını sürdürüyor. O varlığını sürdürdükçe korkularımızın ortadan kalkması lazım. Türkiye’de sadece yaşayanlar bir de çelik çekirdeği dimdik ayakta tutanlar var. Ana yapıyı derinlerde bir yerde tüm gücümüzle yaşıyoruz. İşte bu yapıyı sağlam tutmamız lazım.

PROF. DR. TUFAN GÜNDÜZ KİMDİR?

1964 yılında Kayseri’nin Tomarza ilçesinde dünyaya gelen Tufan Gündüz 1987 yılında Gazi Üniversitesi Gazi Eğitim Fakültesi Tarih Öğretmenliği Bölümünü tamamladı. Birçok makalesi ve kitabı bulunan, 2011 yılında profesör unvanı alan Gündüz, halen akademisyenlik görevini sürdürmektedir.