Diyarbakır'dan Londra'ya uzanan bir başarı hikayesi

Diyarbakır'da 14 çocuklu bir aileye doğan bir kız çocuğunun Londra'ya uzanan hikayesi… Kader'e ve ismi ile müsemma hayat hikayesine yakından bakalım.

Haber: Melike TURANOĞLU ACUN

Sizi tanıyabilir miyiz?

Meslektaş olduğumuz için bu soruyu daha önce bende çok kişiye sordum ama cevaplaması çok zor bir soru olduğunu son yıllarda kendimi tanımaya çalışan biri olarak anladım sanırım.

Adım Kader Kaya, 1994 yılında Diyarbakır’ da dünyaya geldim. Küçük bir köyde geniş bir aileye doğdum. On dört kardeştik. Sekizi kız, beşi erkek. Bunlar sanırım özetle söyleyebileceğim bana verilmiş somut kimliğim.

Öğrencilik yıllarınızdan bahsedebilir misiniz?

Kendimi bildim bileli başarılı ve hedefleri olan biraz hırslı, azimli, kararlı, sabırlı ve genelde mantıklı biriydim. Çocukluğumdan bu yana böyleyim diyebilirim. Temelde başarılı olma motivasyonumun altında yatan şey sanırım ataerkil, muhafazakâr ve geleneksel bir topluma kadın olarak doğmanın ve geniş bir ailenin 13 numaralı evladı olmanın verdiği bir kabullenme, onaylanma, sevilme ve fark edilme isteğiydi.

Bu sebeple yaşıtlarım dışarıda oyunlar oynarken ben çok küçük yaşımda tarih, felsefe, din ve edebi kitaplar okurdum.

Babam çok bilgili ve kültürlü bir insandı o yüzden hep onu örnek aldım ve taklit etmeye çalıştım. Hocalarımın takdiri ve başarılarımın neticesi olarak annem ve babam eğitim konusunda beni her daim desteklediler. Öyle ki ben ailede ilk okuyan kız çocuğu olmuştum ve benden sonra kız kardeşlerim üniversiteye gidebildiler. Buna öncülük edebilmek çok kıymetli benim için.

‘Annem İngiltere’ye gidebilmem için nişan yüzüğünü bozdurdu’

Üniversiteden mezun olduktan sonra İngiltere' ye gitmeye nasıl karar verdiniz? Ailenizin buna tepkisi ne oldu?

Asalında benim kırılma noktam, miladim Marmara Üniversitesi’ne, İstanbul’a okumaya gitmekle başladı. En zoru her zaman ilk adımı atabilmektir. Babam üniversiteye beni gönderme konusunda ikna olmuştu ancak başka şehirde gazetecilik okumama ilk başlarda epey karşı çıktı. Haklı olarak endişeleri vardı. Doğuda yaşayan çoğu baba gibi tıp okumamı istiyordu. Ancak babama tıp okumak istemediğimi medya ve iletişim alanında öncü çalışmalar yapmak istediğimi söylediğimde kararlılığımı ve iyi niyetimi anladığı içi o günden sonra bana hep eğitim noktasında inandı ve destek oldu.

Üniversiteyi başarıyla bitirip aynı yıl yüksek lisansa başlamıştım. Tez döneminde dil eğitimi için Londra’ya gitmeye karar vermiştim. Bunu ailemle paylaştığımda karsı çıkmadılar. Babam yaşadığımız toplumdan kendini nispeten sıyırmış ve biri olarak açık görüşlü bir insandır. Yaşamında son derece mütevazi ve inandığı gibi yasayan biri olarak doğru kararlarımızda hep destek olmuş, yanlış kararlarımızda ise telkin ve ikazla sadece uyarıp kararı bize bırakmıştır. O sebeple İngiltere’ye gitme fikrime kaşı çıkmadı. Anneciğim ise her daim maddi manevi desteğini ve duasını hiç eksik etmemiştir. Her zaman okumamızı ayaklarımızın üzerinde durmamızı istemiştir.

Annem 30 yıllık birikimini hatta nişan yüzüğünü dahi bana vererek eğitimim için beni Londra’ya gönderdi. Tabi bunda kız kardeşlerimin de büyük katkısı ve desteği vardı.

‘Müslüman bir kadın olarak Avrupa’da yaşamak hiç kolay olmadı’

İngiltere' de neler yaptınız nerelerde çalıştınız?

Üç aylık bir eğitime gelip dört yıldır Londra’dayım. Kalma niyetim yoktu aslında Türkiye’ye dönüp akademisyen olarak kariyerime devam etmek istiyordum ancak bazen biz planlar yaparken hayat bize daha farklı yollar çizer. Londra’ da yasamak birçok anlamda ilklerimi yaşadığım çok farklı bir deneyim oldu. Tabii hiç kolay olmadı. Aslında benim için iş bulmak bile başlı başına büyük bir sorundu. Tabii ilk zamanlar çalışma iznim dil yeterliliğim ve tecrübem olmadığı için asgari ücretin çok altında cafe ve dükkanlarda çalıştım, çocuk bakıcılığı yaptım. Hiçbir şeyin kolay elde edilmediğinin bilincindeydim. Hele de vatanını bırakıp bambaşka bir ülkede sıfırdan ve hatta eksiden başlayarak bir düzen kurmak Müslüman bir kadın olarak hiç kolay değildi.

‘Koreli bir arkadaşımın Müslüman olmasına vesile oldum’

Orada yaşayıp unutamadığınız bir anınız var mı?

Aslında çok ilginç tecrübelerim oldu. İlk aklıma gelen Koreli bir arkadaşımın Müslüman olmasına vesile olmuştum. Benden daha güzel ibadetlerini yerine getiriyor simdi. Bir de çok hoşuma giden bir anım vardı. Covid döneminde çok bunaldığım bir zamanda sırtıma çantamı alıp tek başıma İngiltere’nin köylerini şehirlerini dolaşmaya çıkmıştım. Yol beni küçük bir şehir olan Salisbury’e götürmüştü. Şehir merkezindeki sakin bir sokakta bir dans gösterisine denk gelmiştim. İzlemeye başladığım sırada grubun lideri yanıma yaklaşarak bu dansı bilip bilmediğimi sordu. Bende; bizim halaylara benzer figürlerin olduğunu ancak bu dansın adını bilmediğimi söyledim. Adam bana dönerek; ‘’bu dansın adı Morris geleneksel İngiliz bir dansı. Biz bunu sizlerden Müslümanlardan ögrendik’’ dedi. Ben de; ‘Nasıl?’ diye sordum. Adam; Haçlı Seferleri sırasında Anadolu’ya gelen Avrupalıların bizden maddi manevi bazı kültürel değerlerimi de beraberinde götürüp geliştirdiklerini söyledi. İlginç olan şuydu; hayatım boyunca adını duymadığım küçük bir şehre yolum düşüyor, orada tevafuk bir dans gösterisine denk geliyorum ve bu dansın yüzyıllar önce Haçlılar tarafından bizden alınmış kültürel bir miras olduğunu ögreniyorum. Aslında küçük ama ama bir o kadar güzel bir anı idi.

TRT WORLD maceranız nasıl başladı?

Londra’ya gelir gelmez ilk yılımda TRT WORLD in Londra ofisine staj için başvuru yapmıştım. Altı ay kadar staj yaptım. Daha sonra vizemin süresi dolmak üzere olduğu için geri dönmeye karar vermiştim. TRT WORLD’ den ayrılmıştım. Biletimi alıp dönmeme bir hafta varken bir anda Ankara anlaşmasına başvurup kalmaya karar verdim. Başvuru sürecinde tam zamanlı bir bazı işlerde çalıştım. Daha sonra çalışma vizesi alınca TRT WORLD ’de uygun bir pozisyon için talep bekledim. Staj surecince beni sevip unutmayan uygun bir pozisyon için kabul eden yöneticilerimin destekleri oldu. İlk olarak Londra ofisinde Dtl Asistani olarak başladım. Daha sonra stüdyo şefi ve bir donem yapımcı olarak çalıştım. Şimdi ise Prompter Operatorü olarak farklı iş alanlarında deneyim kazanıyorum.

İngiltere' de yaşayan bir kadın olarak yerli halkın Müslümanlara bakışını nasıl değerlendirirsiniz?

Londra özelinde konuşacak olursak çok kültürlü bir şehir ve entegrasyon konusunda oldukça başarılı. Hükümet politikalarına sahip. O sebeple birçok Avrupa ülkesine kıyasla ırkçılık pek yok diyebilirim.

Ancak ben de ne yazık ki birkaç kere ırkçılığa maruz kaldım. Bir keresinde fiziksel bir saldırıya birkaç kere de sözlü tacize uğradım. Ama hepsinden öte Müslüman bir kadın olarak ayaklarımın üzerinde durmam gereken ve iş aradığım bir dönemde ciddi zorluklar yasamıştım. Öncelikle hassasiyetlerinize uygun bir yerde is bulmak bazen çok zor olabiliyor. Hele de kendi sınırlarınız varsa. Ayrıca Türklerle çalıştığınız çoğu zaman emeğiniz sömürülüp asgari ücretin altında maaş alabiliyorsunuz. Tabii kadın olarak sizi sömürmeyecek, mağduriyetlerinizden faydalanmayacak iş veren bulmak çok zor oldu.

‘Ne istediğini bilmek ve o yolda azimle yürümek gerek’

Okumak isteyen ancak maddi manevi imkânsızlıklardan ötürü buna cesaret edemeyen kızlara ne söylemek istersiniz?

Cesaret edin derim. Yani maddi manevi sıkıntılar, sayısızız engel vardı önümde. Kız çocuklarının okumasına karşı olan bir ailede ve toplumda büyüdüm. Emekli bir babanın 14 çocuğundan biriydim. Elbette ki hem maddi hem manevi olarak kolay olmadı. Halen daha burada bir şeylerin mücadelesini veriyorum. Ama ben hep şuna inandım; bu hayatta bir şeyi gerçekten çok ister onun için sabırla emekle ve çözümler üreterek istikrarlı bir şekilde ilerlerseniz başaramayacağınız şey yok. Öncelikle ne istediğimizi bilmek sonra da azimle o yolda yürümek gerek.