Felak Nas Sureleri manaları ile okunuşları

Felak Nas Sureleri hidayet rehberimiz Kuran'ı Kerim'in son iki suresidir. Pek çok faziletleri ve okumanın faydaları mevcuttur. Bilhassa şerden korunmak için sıklıkla okuduğumuz Felak Nas Sureleri'nin Arapça ve Türkçe okunuşları ile manaları sıklıkla araştırılır. Felak Nas Surelerinin okunuşları, manaları ve faziletlerini sizlerle paylaşıyoruz.

Felak Nas Sureleri hidayet rehberimiz Kuran'ı Kerim'in son iki suresidir. Pek çok faziletleri ve okumanın faydaları mevcuttur. Bilhassa şerden korunmak için sıklıkla okuduğumuz Felak Nas Sureleri'nin Arapça ve Türkçe okunuşları ile manaları sıklıkla araştırılır. Felak Nas Surelerinin okunuşları, manaları ve faziletlerini sizlerle paylaşıyoruz.

Nas Suresi; Mekke'de nazil olmuş olup 6 ayettir. Adını, ayet sonlarında tekrarlanan ve insanlar mânasına gelen nâs kelimesinden almıştır.

Felak Suresi; Mekke'de nazil olmuş olup 5 ayettir. Adını ilk ayetinde geçip sabah manasına geldiği gibi yarmak manasına da gelen "Felak" kelimesinden almıştır. Felak ve Nas suresine Muavvizeteyn denir. İki sığındırıcı manasındadır.

FELAK SURESİ LATİN HARFLERLE OKUNUŞU

1. Kul, euzü birabbil felâk, 2. min şerri ma halak, 3. ve min şerri gasikin iza vakab, 4. ve min şerrin neffassâti fil ukad, 5. ve min şerri hâsidin iza hased.

FELAK SURESİ ARAPÇA OKUNUŞU

NAS SURESİ LATİN HARFLERLE OKUNUŞU

1. Kul, euzü birabbin nâs, 2. melikin nâs, 3. ilâhin nâs, 4. min şerril vasvasil hannas, 5. elleziy yuvesvisu fiy sudûrin nâs, 6. minel cinneti ven nâs.

NAS SURESİ ARAPÇA OKUNUŞU

FELAK NAS SURELERİ MANALARINI OKUYARAK DİNLE

FELAK NAS SURELERİNİN FAZİLETLERİ

“Felâk Nâs Sûreleri” okunduğu vakit ikisi birden okunur. Hatta “İhlâs” ve “Fâtiha” Sûreleri de bu iki sûreye ilave edilerek okunur. Sevgili Peygamberimizin tavsiyeleri böyledir.

Felak Nas Sûrelerinin faziletinin büyüklüğünü öğreten birkaç Hadis-i Şerif meâli şöyle;

1. “Hiçbir dua eden bunun (Muavvizeteyn) gibisiyle dua etmemiştir. Hiçbir sığman, (Muavvizeteyn) gibisiyle (Allah'a) sığınmamıştır.”

Hz. Ukbe Bin Âmir (R.A.) şöyle anlatıyor:

“— Hz. Peygamber (Aleyhisselâm) ile birlikte yürüyordum. Bana:

Ey Ukbe, söyle! buyurdu. Ben de:

— Ne söyleyeceğim? Ya Rasûlallâh! dedim:

— Felâk ve Nâs Sûrelerini oku. buyurdu. Okudum bitirdim. Resûlullâh (S.A.V.) yukarıdaki hadisi buyurdu:

“Hiçbir dua eden bunun (Muavvizeteyn) gibisiyle duâ etmemiştir. Hiçbir sığman, (Muavvizeteyn) gibisiyle (Allah'a) sığınmamıştır” dedi.

MUAVVİZETEYN, Felak ve Nas Sûrelerinin ismidir. İki sığındırıcı, kendilerini okuyarak Allâh"a sığınma vasıtası olarak okunan duâ demektir.

Bu iki sûre nazil olmadan (inmeden) Yüce Peygamberimiz birçok dualar okuyarak Cenâb-ı Hakka sığındılar. Felak ve Nas Sureleri nazil olduktan sonra birçok okuduğu sığınma dualarını bıraktı, yalnız bu Felak ve Nas Surelerini okur oldular.

Yine Hz. Peygamber Efendimiz

2. “Allâhü Teâlâ bana, benzeri görülmemiş (sığınma) âyetleri indirdi (gönderdi). Bu âyetler, Felak ve Nas Sûreleridir” buyurdu.

Yine aynı râvi şöyle demiştir:

3. "Resûlullâh (S.A.V.) her namazın arkasından Felak ve Nas Sûrelerini okumak için bana emretti

4. Sabahladığın ve akşamladığın zaman, üçer kere (İhlas, Felak ve Nas Sûrelerini) oku. Bunlar her yönden sana kifayet eder.” buyurdu.

Yani, ne gibi, hayır istersen bu sûreleri okuman sana o istediğin haynn gelmesini sağlar. Ne gibi şer ve zararlardan Allâh"a sığınmak istersen, bu sûreleri okuman seni onlardan emin kılacaktır.

Sözün kısası bu sûreleri okuman senin dünyanı cennet edecektir. Dünyası cennet olanın âhireti de cennet olmuş (olacak) demektir.

Hz. Aişe vâlidemiz şöyle demiştir:

5. “Resülullâh (S.A.V.) Efendimiz, her gece gelip yatağına yatacağı zaman (İhlas-Felak-Nas Sûrelerini) okur ve iki mübarek elini birleştirerek onlara (ellerine) liflerdi. Sonra da okuyup üflediği bu iki mübarek eliyle önce mübarek başını, yüzünü ve mübarek vücudunun ön kısmını meshederek başlar ve mübarek vücudunun arkalarından mübarek ellerinin yetişebildiği yerleri sıvazlayarak meshederdi. Bu şekilde okuyup üfleme ve sıvazlamayı ise, üçer defa tekrarlardı.”

Yine Hz. Aişe validemiz şöyle anlatmıştır.

6. “Hz. Peygamber, bir ağrısı, ya da bir sancısı olduğu zaman, (Felak ve Nas Sûrelerini) okuyup kendi üzerlerine üflerdi.”

Peygamberimiz hastalanıp halsiz düştüğü zaman ise, yani; "Ağrısı şiddetlenince ben aynı sureleri okuyup Hz. Peygamberin mübarek ellerine üfler onlarla O"nun mübarek vücuduna meshederdim. Bununla Hz. Peygamberin mübarek elinin bereketine ermeyi ümid ederdim.”

Felak ve Nas Sureleri hastalara dahi okunur:

Mişkâtül Mesâbih"de şöyle kaydedilmiştir: Hasta olan kimselere, sihir (büyü) yapılan kimselere dahi (Felak ve Nas Sûreleri) okunması fayda verir. Bu okuma işi ise; hasta ya kendisi okur, ya da başka bir bilen tarafından okunabilir. Okuma işi 41 kere olur. Yani 41 gün, 41 kere okunması ve hastanın şifa bulmasu umulur. iyilişme üç günde, beş günde veya yedi günde dahi olabilir.

FELAK SURESİ NUZÜL, KONUSU, FAZİLETİ, TEFSİRİ (Diyanet)

Nuzül Felak Suresi Mushaftaki sıralamada yüz on üçüncü, iniş sırasına göre yirminci sûredir. Fîl sûresinden sonra, Nâs sûresinden önce Mekke’de inmiştir. Medine’de indiğine dair rivayetler varsa da (bk. Şevkânî, V, 615) üslûp ve içeriği bakımından Mekkî sûrelere benzediği görülür.

Konusu Felak Suresinde bazı kötülüklerden dolayı Allah’a sığınılması öğütlenmektedir.

Fazileti Hz. Peygamber sahâbeden Ukbe b. Âmir’e şöyle buyurmuştur: “Görmedin mi? Bu gece benzeri asla görülmemiş âyetler indirildi: Kul eûzü bi-rabbi’l-felak ve Kul eûzü bi-rabbi’n-nâs” (Müslim, “Müsâfirîn”, 264). Resûlullah, Felak ve Nâs sûrelerinin en güzel sığınma duaları olduğunu açıklamış ve çok okunmasını tavsiye etmiştir (Dârimî, “Fezâilü’l-Kur’ân”, 25. Bu iki sûrenin faziletiyle ilgili diğer rivayetler için bk. İbnKesîr, VIII, 550-553).

Tefsir Felak Suresi birinci ayeti. ﴾1﴿ De ki: "Sabahın rabbine sığınırım; “Sabah” diye çevirdiğimiz felak kelimesi “yarmak” anlamındaki felk masdarından isimdir. Yarma ve çatlatma neticesinde meydana gelen şeyin sıfatı olarak kullanılmaktadır. Yaygın yoruma göre burada Allah’ın gece karanlığını yarması neticesinde meydana gelen sabah aydınlığını ifade eder. Ancak, bir sonraki âyetle bağlantısı dikkate alındığında kelimenin, “yokluktan yarılıp çıkan mahlûkat” şeklinde özetleyebileceğimiz daha genel bir anlam içerdiğini kabul etmek gerekir. Buna göre felak kelimesi kâinatın yokluk alanından belki bir patlama ile ilk meydana gelişini ve yaratılışını ifade eder. Bu cümleden olmak üzere arzdan kaynayan pınarlar, bulutlardan boşalan yağmurlar, tohumlardan filiz veren bitkiler, rahimlerden çıkan yavrular gibi Allah’ın kudretiyle bir asıldan, bir kaynaktan ayrılıp çıkan bütün mahlûkat felak kelimesinin kapsamına girer. Ayrıca –Muhammed Esed’in de belirttiği gibi (III, 1324)– felak kelimesinin, “bir belirsizlikten (dönem) sonra hakikatin ortaya çıkışı” şeklindeki tanımı (Tâcü’l-arûs, “flk” md.) dikkate alındığında “sabahın rabbi” deyimiyle “Allah’ın, hakikatin her şekildeki idrakinin kaynağı olduğuna ve bir kimsenin ona sığınmasının, ‘hakikatin ardından koşmak’ ile eş anlamlı olduğuna” işaret edildiği de düşünülebilir. Eski tefsirlerde felak kelimesine, “cehennemin ismi, cehennemde bir zindanın veya bitkinin ya da kuyunun ismi” gibi –bize göre isabetli olmayan– başka yorumlar da getirilmiştir (meselâ bk. Taberî, XXX, 349-351; Şevkânî, V, 616-617).

Felak Suresi ikinci ayeti. ﴾2﴿ Yarattığı şeylerden gelebilecek kötülüklerden; Bütün mahlûkatın şerrinden Allah’a sığınmanın gereği vurgulanmıştır. Bu ifade, maddî ve mânevî, dünyevî ve uhrevî, dış âlemde veya kişinin nefsinde, tabii ve ihtiyarî, her türlü şerri kapsamaktadır. Allah’ın yarattıklarının şerri, kötülüğü yaratma bakımından Allah’a ait olmakla beraber her yaratılanın bir hikmeti, bir faydası, ilâhî plana uygun bir fonksiyonu vardır. Bu imtihan planında ve ortamında insana kötüyü isteyip istememe ve onu icra için iradesini harekete yöneltme yetisi verilmiştir. Öte yandan Allah’ın kötü olarak nitelemediklerini kötü sayan veya kötü kılanlar, bu sınava tâbi olan şuurlu varlıklardır yani kötülük onların tavrı, tercihi, kullanma ve uygulama biçimi ve yeri ile ilgilidir.

Felak Suresi üçüncü ayeti. ﴾3﴿ Karanlığı çöktüğü zaman gecenin şerrinden; “Gece” diye çevirdiğimiz gâsık kelimesine müfessirler “soğuk, Süreyyâ yıldızı, güneş, ay, yılan ve zarar veren her şey” mânalarını da vermişlerdir (bk. Râzî, XXXII, 194-195; Şevkânî, V, 616). Buna göre bastırdığında soğuğun, battıklarında Süreyyâ yıldızı veya güneşin, tutulduğunda ayın, soktuğunda yılanın ve zarar veren her şeyin şerrinden Allah’a sığınmak gerekir. Ancak burada da müfessirlerin çoğunluğu bizim meâlde verdiğimiz “gece” mânasını tercih etmişlerdir. Çoğu zaman ve özellikle bu âyetlerin indiği devirlerin şartlarındaki insanlar için gece karanlığı korkutucu ve ürperticidir; faydaları yanında bazı sıkıntıları da vardır. Çünkü gece karanlığında insanın faaliyetleri zorlaşır, gündüzün yapılan işlerin bir kısmı gece yapılamaz, hatta bazan imkânsız hale gelir; yolcu yolunu şaşırır, düşmana karşı korunmak güçleşir. Râzî şöyle der: “Geceleyin yırtıcı hayvanlar inlerinden, haşereler yerlerinden çıktığı, hırsızlar ve soyguncular hücuma geçtiği, yangınlar olduğu ve yardım imkânı azaldığı için gecenin şerrinden Allah’a sığınılması emredilmiştir (bk. XXXII, 195). “Çöken karanlık” mecazi anlamda zulüm ve cehalet karanlığı, karanlık düşünceler ve insanın içine çöken, onun ruh dünyasını karartan kin, öfke, şehvet ve kıskançlık gibi kötü huylar yahut ölüm, ümitsizlik ve karamsarlık gibi insanı korkutup kaygılandıran haller şeklinde de yorumlanabilir.

Felak Suresi dördüncü ayeti. ﴾4﴿ Düğümlere üfürenlerin şerrinden; “Üfürenler” diye çevirdiğimiz neffâsât kelimesi hem erkek hem de kadın için kullanılır (bk. Abduh, s. 181). Âyet metnindeki ukad ise “düğüm” anlamına gelen ukde kelimesinin çoğuludur. “Düğümlere üfürenler” diye tercüme ettiğimiz ifade, “kadın sihirbazlar, sihirbaz nefisler, sihirbaz gruplar” anlamlarında da yorumlanmıştır (bk. Zemahşerî, IV, 301). Zemahşerî, âyette Allah’a sığınılması emredilen asıl kötülüğün ne olduğu hususunda şu ihtimalleri sıralar: a) Sihirle uğraşanların yaptıkları işten ve bunun günahından; b) Sihirbaz kadınların, yaptıkları sihirle insanları fitneye düşürmelerinden ve bâtıl şeylerle insanları aldatmalarından; c) Sihirbazlar üfürdükleri zaman onların etkisiyle değil Allah’tan gelen bir musibetten Allah’a sığınmak emredilmiştir (bk. IV, 301). Râzî, neffâsât kelimesini, “cinsel cazibeleriyle erkekleri âdeta büyülercesine etkileyip türlü türlü işler yaptıran kadınlar” şeklinde özetleyebileceğimiz mecazi bir anlamda yorumlamanın uygun olacağını belirtmiştir (XXXII, 197). Bununla birlikte yaygın yoruma göre burada gerçek büyücü ve üfürükçüler kastedilmiş ve kadınıyla erkeğiyle büyü ile meşgul olan herkesin şerrinden Allah’a sığınılması emredilmiştir. Câhiliye döneminde ipi düğümleyerek ve düğümlere bir şeyler okuyup üfleyerek büyü yapıldığı birçok kaynakta zikredilmiştir. Âyette düğümlü ipe üflenerek yapılan büyünün etkisinden ve şerrinden değil, bunu yapanların kötülüğünden söz edilmiştir. Şu halde bu tür işlerle meşgul olanlar insanları aldatmakta, kafalarını karıştırmakta, onları bilhassa sıkıntılardan kurtulma hususunda gerçeklere yönelmekten ve bilime uygun tedbirlere başvurmaktan alıkoymakta, yanlış yollara ve davranışlara yönlendirmektedirler. Âyet, müminlerin büyücü ve üfürükçülere itibar etmemeleri, onlardan uzak durmaları, onlara değer vermekten sakınmaları gerektiğini de ortaya koymaktadır. Nitekim Taberî’nin naklettiği bir rivayete göre Hasan-ı Basrî, bu âyet söz konusu olduğunda “Sihre bulaşanlardan sakının” demiştir (XXX, 353; bu konuda ayrıca bk. Bakara 2/102 ).

Felak ve Nâs sûrelerinin Medine’de indiğini söyleyen müfessirler burada bir yahudi tarafından Hz. Peygamber’e sihir yapıldığını, bu sebeple onun altı ay veya daha fazla bir süre rahatsızlanıp söylemediği bir sözü söylemiş ve yapmadığı bir şeyi yapmış gibi hayal ettiğini, bunun üzerine Felak ve Nâs sûrelerinin indiğini ve Resûlullah’ın bunları okuyarak şifa bulduğunu bildiren rivayetlere dayanmaktadırlar (bk. Kurtubî, XX, 253). Ancak diğer Mu‘tezile âlimleri gibi Zemahşerî de âyetle ilgili yorumunda, bu tür uygulamaların gerçekliğine ve etkilerine inanmayı kesinlikle reddeder (bk. IV, 301). Son dönem âlim ve müfessirlerinden Muhammed Abduh, böyle bir olayın peygamberin ve vahyin sihir vb. beşerî etkilerden korunmuşluğunu ifade eden âyetlere (bk. Mâide 5/67; Hicr 15/9) aykırı olduğunu ileri sürerek ilgili rivayetlerin kabul edilemeyeceğini söylemiştir (Tefsîru cüz’i Amme, s. 181-182). Benzer görüş Reşîd Rızâ tarafından –mevcut psikolojik bulgulara da dayanılarak– daha ayrıntılı bir şekilde ifade edilmiştir (bk. Menâr, I, 398 vd.). Bizim kanaatimize göre bilgi ve inanç konularında mütevâtir olmayan rivayetlerin dayanak olamayacağı birçok Sünnî âlimin üzerinde birleştiği bir kural olup peygambere büyü yapıldığı iddiasının hem bilgi hem inançla ilgisi bulunduğundan bu konuda mütevâtir olma değeri taşımayan rivayetlere itibar edilmemesi gerekir (ayrıca bk. Alâeddin es-Semerkandî, Mîzânü’lusûl, s. 434).

Felak Suresi beşinci ayeti. ﴾5﴿ Bir de kıskandığı vakit kıskanç kişinin şerrinden!" “Kıskanç kişi” diye çevirdiğimiz hâsid kelimesi “kıskanmak” anlamına gelen hased kökünden sıfat olup kıskançlık ve çekememezlik duygusunun etkisinde kalan kişiyi ifade eder. Bu duygunun etkisiyle “birinin sahip olduğu nimetin zevalini arzulama” anlamına gelen haset, İslâm ahlâk kaynaklarında başlıca kötülük kaynakları arasında gösterilmiştir. Bir tür ruh hastalığı kabul edilen hased duygusunun insan tabiatındaki bencillik eğiliminden, dolayısıyla başkalarının kendisinden daha üstün durumda olmasına tahammül edememesinden kaynaklandığı, bu durumun onu bir tür bunalıma soktuğu bildirilmektedir. Bu sebeple âyette, kıskançlığı tutan hasetçinin şerrinden Allah’a sığınmanın önemine dikkat çekilmiştir (bu konuda bilgi için bk. Bakara 2/109).

NAS SURESİ NUZÜL, KONUSU, FAZİLETİ, TEFSİRİ (Diyanet)

Hakkında Medine döneminde inmiştir. 6 âyettir. Nâs, insanlar demektir.

Nuzül Mushaftaki sıralamada yüz ondördüncü ve son, iniş sırasına göre yirmi birinci sûredir. Felak sûresinden sonra, İhlâs sûresinden önce Mekke’de inmiştir. Felak sûresinin Medine’de indiğini söyleyenler Nâs sûresi için de aynı şeyi söylemişlerdir (bk. Şevkânî, V, 620; İbn Âşûr, XXX,631).

Konusu Sûrede sinsice kötülüğe sürükleyen cinlerin ve insanların şerrinden Allah’a sığınılması öğütlenmektedir.

Tefsiri Nas Suresi ayetleri: ﴾1-6﴿ De ki: "Cinlerden olsun insanlardan olsun, insanların kalplerine vesvese sokan sinsi şeytanın şerrinden insanların rabbine, insanların mâlik ve hâkimine, insanların mâbuduna sığınırım!"

Allah Teâlâ insanları yaratıp maddî ve mânevî nimetleriyle hem bedenen hem de ruhen beslediği, yetiştirdiği, eğittiği için kendi zâtını rab ismiyle anmıştır. Râgıb el-İsfahânî, “mâlik ve hâkim” diye çevirdiğimiz 2. âyetteki melik kelimesini özetle şöyle açıklar: Melik, emîr ve yasaklarla insan topluluğunu yöneten kişidir. Bu kelime özellikle akıllı varlıkları yöneten için kullanılır; meselâ “insanların meliki” denir, “eşyanın meliki” denmez (Müfredâtü’l-Kur’ân, “mlk” md.). Yönetilen bütün insanlar olunca kanunlarıyla, buyruk ve yasaklarıyla onların yöneticisi, mâlik ve hâkimi de Allah’tan başkası değildir. “Mâbud” diye çevirdiğimiz ilâhtan maksat da sadece kendisi ibadete lâyık olan Allah’tır (ilâh hakkında bilgi için bk. Bakara 2/163). Allah Teâlâ bütün mahlûkatın rabbi olduğu halde burada üç âyette de, “insanlar”ın tekrarlanarak vurgulanması, onların mahlûkatın en üstünü ve en şereflisi olduğuna işarettir. Ayrıca dünyada insanları yöneten hükümdarlar, krallar ve bunları tanrı sayıp tapan kavimler geçmişte görülmüştür, bugün de farklı boyut ve tezahürlerde görülebilmektedir. Bu sebeple sûrede insanların rablerinin de, hükümdarlarının da, ilâhlarının da sadece Allah olduğuna ve yalnızca O’na sığınmak, O’na tapmak, O’nun hükümranlığını tanımak gerektiğine dikkat çekilmiştir.

“Şeytan” diye çevirdiğimiz vesvâs kelimesi, vesveseden türemiş, aşırılık ifade eden bir sıfat olup “çokça vesvese veren” demektir. Vesvese “şüphe, tereddüt, kuruntu, gizli söz, kişinin içinden geçen düşünce” demektir; terim olarak, “zihinde irade dışı beliren ve kişiyi kötü ya da faydasız bir düşünce ve davranışa sürükleyen kaynağı belirsiz fikir, şüphe ve kuruntu” anlamına gelir. Bir kimseye böyle bir düşünceyi telkin etmeye de “vesvese vermek” denir. Vesvese genel olarak insanı kötü, din ve ahlâk dışı davranışlara yönelten bir iç itilme olarak hissedilir. Bu anlamdaki vesvesenin kaynağı şeytandır. Nitekim birçok âyette şeytanın insana vesvese verdiği ifade edilmiştir (meselâ bk. A‘râf 7/20; Tâhâ 20/120). Kötülük sembolü olan şeytan, gerçek bir varlığa sahip olmakla birlikte onun insan üzerindeki etkisini psikolojik yolla gerçekleştirdiği düşünülmektedir (geniş bilgi için bk. Hayati Hökelekli, “Vesvese”, İFAV Ans., IV, 458). Vesvesenin bir diğer kaynağı ise kişinin nefsidir; Kaf sûresinin 16. âyeti de bunu ifade etmektedir.

Vesvâs kelimesi hem insanlara vesvese veren görünmez şeytanı hem de insanları yoldan çıkarmak ve onlara kötülük yaptırmak için gizlice tuzak kuran insan şeytanlarını, şeytan karakterli insanları ifade eder. “Sinsi” diye tercüme ettiğimiz hannâs kelimesi ise “gizli hareket eden ve geride kalmayı âdet haline getiren” anlamında bir sıfattır.

Sûrede cin ve insan şerrinden Allah’a sığınmayı isteyen buyruk, bizce belirsiz bir kaynaktan veya içimizden gelen arzu, duygu ve düşünceler karşısında uyanık olmayı, bunları akıl, vicdan ve dinî değerler süzgecinden geçirmeyi de içermektedir. Son âyet-i kerîmeden de anlaşıldığı üzere insanları aldatmaya ve doğru yoldan saptırmaya çalışan iki tür şeytan vardır: Birincisi cin şeytanlarıdır ki bunlar insanların içine vesvese düşürerek onları yanlış yola sürüklemek isterler. Her insanın, kendisini kötülüklere sürüklemeye, kötü işleri onun gözünde güzel göstermeye çalışan bir şeytanı vardır. Nitekim Hz. Peygamber, her insanın kendine ait bir cini (şeytanı) bulunduğunu bildirmiştir (Dârimî, “Rikak”, 25; Müsned, I, 385). Başka bir hadiste de “Şeytan âdemoğlunun kan damarlarında dolaşır” buyurulur (bk. Buhârî, “Ahkâm”, 21). İnsanları doğru yoldan saptıran diğer şeytan ise insan şeytanlarıdır. Bunlar, gerçeklik ve değer ölçülerini kaybetmiş, kendilerini nefsânî haz ve arzuların akıntısına kaptırmış, bu mânada şeytanın esiri olmuş insanlardır. Bunlar insana çoğu zaman sureti haktan görünerek yaklaşır ve insanı sonu hüsranla biten davranışlara yöneltirler.

“Ey rabbimiz! Bize bu dünyada da nimet, güzellik ve iyilik ver, öteki dünyada da nimet, güzellik ve iyilik ver” (Bakara 2/201).

“Orada onların duaları, ‘Sen bütün noksan sıfatlardan uzaksın Allah’ım!’, karşılıklı iyi dilekleri de ‘selâm’ şeklinde olacaktır. Duaları ise ‘Âlemlerin rabbi olan Allah’a hamdolsun’ diyerek son bulur” (Yûnus 10/10).

Yüce kelâmının tefsiri için ortaya konan bu mütevazi çalışmanın tamamlanmasına muvaffak kıldığından dolayı Cenab-ı Allah’a hamdediyor, kusurlarımızı bağışlaması için engin rahmetine sığınıyor, bu eseri yararlı ve feyizli kılmasını niyaz ediyoruz.

FELAK - NAS TÜRKÇE ve ARAPÇA OKUNUŞU ile MANASI BİR ARADA

Felak:

Felak 1: Kul eûzu bi rabbil felak(felakı).

بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ قُلْ أَعُوذُ بِرَبِّ ٱلْفَلَقِ

(1-5) De ki: “Yarattığı şeylerin kötülüğünden, karanlığı çöktüğü zaman gecenin kötülüğünden, düğümlere üfleyenlerin kötülüğünden, haset ettiği zaman hasetçinin kötülüğünden, sabah aydınlığının Rabbine sığınırım.”

Felak 2 : Min şerri mâ halak(halaka).

مِن شَرِّ مَا خَلَقَ

(1-5) De ki: “Yarattığı şeylerin kötülüğünden, karanlığı çöktüğü zaman gecenin kötülüğünden, düğümlere üfleyenlerin kötülüğünden, haset ettiği zaman hasetçinin kötülüğünden, sabah aydınlığının Rabbine sığınırım.”

Felak 3 : Ve min şerri gâsikın izâ vekab(vekabe).

وَمِن شَرِّ غَاسِقٍ إِذَا وَقَبَ

(1-5) De ki: “Yarattığı şeylerin kötülüğünden, karanlığı çöktüğü zaman gecenin kötülüğünden, düğümlere üfleyenlerin kötülüğünden, haset ettiği zaman hasetçinin kötülüğünden, sabah aydınlığının Rabbine sığınırım.”

Felak 4 : Ve min şerrin neffâsâti fîl ukad(ukadi).

وَمِن شَرِّ ٱلنَّفَّٰثَٰتِ فِى ٱلْعُقَدِ

(1-5) De ki: “Yarattığı şeylerin kötülüğünden, karanlığı çöktüğü zaman gecenin kötülüğünden, düğümlere üfleyenlerin kötülüğünden, haset ettiği zaman hasetçinin kötülüğünden, sabah aydınlığının Rabbine sığınırım.”

Felak 5 : Ve min şerri hâsidin izâ hased(hasede).

وَمِن شَرِّ حَاسِدٍ إِذَا حَسَدَ

(1-5) De ki: “Yarattığı şeylerin kötülüğünden, karanlığı çöktüğü zaman gecenin kötülüğünden, düğümlere üfleyenlerin kötülüğünden, haset ettiği zaman hasetçinin kötülüğünden, sabah aydınlığının Rabbine sığınırım.”

Nas:

Nâs 1: Kul eûzu bi rabbin nâs(nâsi).

بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ قُلْ أَعُوذُ بِرَبِّ ٱلنَّاسِ

(1-6) De ki: “Cinlerden ve insanlardan; insanların kalplerine vesvese veren sinsi vesvesecinin kötülüğünden, insanların Rabbine, insanların Melik’ine, insanların İlâh’ına sığınırım.”

Nâs 2: Melikin nâs(nâsi).

مَلِكِ ٱلنَّاسِ

(1-6) De ki: “Cinlerden ve insanlardan; insanların kalplerine vesvese veren sinsi vesvesecinin kötülüğünden, insanların Rabbine, insanların Melik’ine, insanların İlâh’ına sığınırım.”

Nâs 3: İlâhin nâs(nâsi).

إِلَٰهِ ٱلنَّاسِ

(1-6) De ki: “Cinlerden ve insanlardan; insanların kalplerine vesvese veren sinsi vesvesecinin kötülüğünden, insanların Rabbine, insanların Melik’ine, insanların İlâh’ına sığınırım.”

Nâs 4: Min şerril vesvâsil hannâs(hannâsi).

مِن شَرِّ ٱلْوَسْوَاسِ ٱلْخَنَّاسِ

(1-6) De ki: “Cinlerden ve insanlardan; insanların kalplerine vesvese veren sinsi vesvesecinin kötülüğünden, insanların Rabbine, insanların Melik’ine, insanların İlâh’ına sığınırım.”

Nâs 5: Ellezî yuvesvisu fî sudûrin nâs(nâsi).

ٱلَّذِى يُوَسْوِسُ فِى صُدُورِ ٱلنَّاسِ

(1-6) De ki: “Cinlerden ve insanlardan; insanların kalplerine vesvese veren sinsi vesvesecinin kötülüğünden, insanların Rabbine, insanların Melik’ine, insanların İlâh’ına sığınırım.”

(1-6) De ki: “Cinlerden ve insanlardan; insanların kalplerine vesvese veren sinsi vesvesecinin kötülüğünden, insanların Rabbine, insanların Melik’ine, insanların İlâh’ına sığınırım.”

مِنَ ٱلْجِنَّةِ وَٱلنَّاسِ

Minel cinneti ven nâs(nâsi).Nâs 6:

Ümmül kitap yani kitapların anası Kuran'ın son iki ayeti Felak Suresi ve Nas Suresi ümmeti Muhammed'e hususi indirilmiş, daha evvel hiçbir ümmete indirilmemiş surelerdir. Felak Nas Sureleri şerden korunmak için, Allah'a sığınmanın bir vesilesidir. İnsan korktuğunda, gece yatmadan önce, çocuklarının üzerine Felak Nas surelerini okumalıdır. Felak Nas surelerini Peygamber (as) okur ve ellerine üfleyerek üzerine sürerdi.

Her gün işlerimize başlarken okumamız gereken dualar arasında gelen Felak ve Nas suresinin faziletleri nelerdir? Nas ve Felak suresiyle ilgili rivayetler nelerdir? Nas ve Felak suresinin anlamları nelerdir? Felak ve Nas suresinin anlamı nedir? Felak ve Nas Suresine dair merak edilen her şey yazımızda... Yüce kitabımız Kuranı Kerim surelerinden Felak ve Nas sureleri anlamları, Felak ve Nas Sureleri fazileti (Felak ve Nas Sureleri faydaları), Felak ve Nas Sureleri arapça, Felak ve Nas Sureleri video ile Felak ve Nas Sureleri meali bu sayfada derledik. İşte Felak ve Nas Sureleri hakkında tüm detaylar. İnsanoğlu her türlü bela ve kazalara karşı tedbir (önlem) almakla beraber herşeyin sahibi ve yaratıcısı olan Allâh"a sığmmav ise, en emniyetli, en güvenli bir yol ve en akıllı bir hareket olur. Akıllı bir insan düşünür ve çok iyi bilir ki, görünen ve görünmeyen, bilinen ve bilinmeyen bir çok tehlikeli ve insana dehşet (korku) veren hadiseler vardır. İşte “Felâk ve Nâs Sûreleri” böyle tehlikeli durumlardan zarar görmemek için okunması emir ve tavsiye edilen sûrelerdir.

Felak Suresi ve Nas Suresi yalnızca bu ümmete indirilmiş hususi surelerdir. Bilhassa kötülüklerden ve şerden korunmak için Allah'ın rahmetine sığınmak maksadıyla okunan Felak Nas Suresi Muavvizeteyn olarak da isimlendirilir. Efendimiz (as) gece uyumadan önce okunmasını salık vermiştir. Hz. Muhammed (sav) Felak Nas Surelerini okur ve ellerine üfleyerek vücudunu sıvazlardı. Felak Nas sureleri nazara karşı da korunmak için okunan surelerdendir.

Felak Nas Sureleri hidayet rehberimiz Kur'an'ın son iki ayetidir ve Muavvizeteyn olarak isimlendirilir. Mahlukatın şerrinden ve kötülüklerinden korunmak için Felak Nas Sureleri birlikte okunur. Peygamberimiz (as) biz ümmetine Felak Nas Surelerini okumayı emir buyurmuş ve kendisi de okumuştur. Felak Nas Sureleri 'şirk ve nifaktan koruyan, tedavi eden' manasına gelen Mukaşkışetan ismiyle de anılır. Felak ve Nas Surelerine Muavvizeteyn denmesinin kaynağı da Hadisi Şeriftir. Rivayete göre Resuli Ekrem, Felak ve Nas sureleri için kendisine bazı ayetler indirildiğini ve bunların benzerlerinin daha önce görülmediğini "el-Muavvizeteyn" buyurmuştur.