''İslamofobi geniş bir coğrafyaya yayıldı''

İslam İşbirliği Teşkilatı (İİT) Bağımsız Daimi İnsan Hakları Komisyonu Başkanı Rashid bin Hamed Al Balushi, İslamofobi''nin mülteci sorunuyla geniş bir coğrafyaya yayıldığını belirterek, ''''İslamofobi cinayetler boyutuna varacak düzeye geldi ve geniş coğrafyalara yayıldı Bu durum sadece Müslümanları değil renk ve görünüş olarak Müslümanlara benzeyen insanlara kadar sıçradı.'''' dedi.

İİT Bağımsız Daimi İnsan Hakları Komisyonu ve Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti iş birliğiyle düzenlenen "İslamofobi: Bir İnsan Hakları İhlali ve Irkçılığın Çağdaş Görünümü" konulu uluslararası seminerin kapanış oturumu, Beyoğlu'ndaki bir otelde gerçekleştirildi.

Rashid bin Hamed Al Balushi, İslamofobi, kapanış oturumunda, ırkçılık ve nefret söylemleri üzerine gerçekleştirilen seminer sonunda bir sonuç bildirgesinin hazırlandığını ve bunun kamuoyuyla paylaşılacağını söyledi.

İslam'ın ırkçılığı reddettiğini, insanlar arasında eşitliği esas aldığını vurgulayan Balushi, ''Seminer boyunca ve seminer sonunda hazırlanan sonuç bildirgesi ile İslam'ın insanlar arasında ırk, dil din ayrımı yapmadan eşit olduğu vurguladık. Aynı şekilde, İslamofobi'nin bir korku hali olduğu, akıldan, İslam'ı bilmemekten kaynaklı bir yanlış anlama olduğu da da dile getirmeye çalıştık. Tüm bunların neticesinde ırkçılık ve nefret söyleminin hızlı bir şekilde yayıldığına da dikkatleri çekmeye çalıştık.'' dedi

''Mülteci sorunu İslamofobiyi arttırdı''

Balushi, mülteci akınının İslamofobi'nin daha geniş bir coğrafyada tezahür etmesine neden olduğuna dikkati çekerek, şöyle konuştu:

''İslamofobi hızla yayılıyor hatta cinayetler boyutuna varacak düzeye geldi ve geniş coğrafyalara yayıldı. Seminerde bunu dile getirmeye çalıştık Bu durum sadece Müslümanları değil, renk ve görünüş olarak Müslümanlara benzeyen insanlara da sıçradı. Özellikle de mülteci sorununun ele alındığı toplantıda İslamofobi'nin geniş coğrafyalara yayılmasına etken oldu. İslamofobi'nin hiçbir şekilde ifade özgürlüğü kapsamına girmediğini ve İslam'a karşı ırkçı bir yaklaşımın bir tezahürü olduğunu da burada dile getirmeye çalıştık.

Bu bağlamda vurgu yapılan konular ve katılımcı ülkelerin görüşleri tavsiyelerine de sonuç bildirgesinde yer verdik. Bu tavsiyeler arasında kültürel diyaloğun gelişmesi ve farklılıkların kabul edilmesi yer aldı. İslamofobi ve ırkçılıkla mücadelede etkin rol oynayacağımızı, nefret söylemiyle özgür görüş belirtme arasında bir ilişki olmayacağını da belirttik ve aşırı sağcılığın yayılıp bazı ülkelerde iktidara gelmesinin göz ardı edilmesi ile birlikte demokrasinin de tehdit altında girdiğini vurguladık.''

İslamofobi'nin yayılmasını önlemek için tüm dünyanın etkin bir şekilde rol alması gerektiğini kaydeden Balushi, şöyle devam etti:

''İstanbul inisiyatifi veya deklarasyonu olarak adlandırdığımız bu çalışmayla İslamofobi'ye karşı savaş açılmasını da kararlaştırdık. İslamofobi kanunlar nezdinde suç kabul edilmeli. Bu oturumu düzenleyen Türk Hükümetine, katılımcılara çok teşekkür ediyorum. Bu oturumların zenginleştirilmesine katkı sağlayan herkese teşekkür ediyoruz''

"İslamofobi bir nefret suçu olarak tanımlanmalı"

Adalet Bakanlığı İnsan Kaynakları Daire Başkanı Hacı Ali Açıkgül de İstanbul'da İslamofobi'yi insan hakları perspektifinden ele alan bir seminer düzenlemenin çok önemli ve yerinde bir karar olduğunu söyledi.

İslamofobi'nin artık ırkçılığın çağdaş görünümü haline gelmiş olmasının da semineri son derece önemli hale getirdiğini belirten Açıkgül, İslamofobi'nin çok boyutlu şekilde ele alınması gerektiğini vurguladı.

Açıkgül, düzenlenen seminerin bir perspektif ve vizyon sağladığına dikkati çekerek, "İslamofobi'yi sadece din ve inanç özgürlüğü kapsamında düşünmememiz gerekmektedir. Müslüman bireyler olarak bizler bir yandan İslami değerlerimize sahip çıkmalı öte yandan ise maruz kaldığımız İslamofobik tutum ve davranışlarla hukuki alanda mücadele konusunda bireysel yükümlülükleri yerine getirmeliyiz. Sivil toplum örgütleri konuya kapsamlı bir şekilde yaklaşmalı, eğitim-öğretim de rehberlik faaliyetleri sürdürmeli." diye konuştu.

İslamofobi konusunda örgütlü bir şekilde mücadele etmeleri gerektiğini kaydeden Açıkgül, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Konuyu kamu otoritelerinin ve uluslararası kuruluşlarının dikkatine sunmalıyız. Ulusal insan hakları kurulları daha aktif rol almalı, konuyu gündeme getirmeli, bütün imkanlarını etkili bir şekilde kullanmalıdır. Devletler İslamofobik ve din temelli ayrımcılıkla politik, sosyal ve kültürel alanda mücadele etmenin yanı sıra bu tür tutum ve davranışları suç olarak tanımlamalı ve etkili bir şekilde cezalandırma yoluna gitmelidir. İslamofobi bir nefret suçu olarak tanımlanmalıdır. Kanunlar etkili bir şekilde uygulanmalı ayrıca düzenli bir şekilde raporlama, ölçme ve değerlendirme faaliyetleri yapılmalıdır. Uluslararası toplum ve organizasyonlar konuyu daha fazla gündemine almalı, geçmişte yaşanan bazı başarısızlıklardan ders çıkarmalıdır. İslamofobi ile mücadele için gerekirse daha kapsamlı eylem planları oluşturulmalıdır."

BDİHK Direktörü Marghoob Butt ise böyle bir organizasyonu düzenlediği için Türkiye'ye ve katılımcılara teşekkür ederek, sonuç bildirgesini üç farklı dilde paylaşamadıkları için üzüldüklerini ancak bildirgenin yakında internet sitelerinde üç dilde de yer alacağını kaydetti.