Karahantepe'nin çekim gücü Haliliye'ye çağırıyor

Şanlıurfa'nın şirin ilçesi Haliliye, kadim tarihi, kültürü, yöresel lezzetleri ve kendine has havasıyla son yıllarda oldukça revaçta. Bilhassa Karahantepe, enerjisi ve müthiş çekim gücüyle Haliliye'de ziyaretçilerini bekliyor.

ÖZLEM DOĞAN

Türkiye’nin kadim tarihi, tüm şehirlerinde büyük bir zenginlik olarak karşımıza çıkıyor. İçinde bulunduğumuz coğrafyadan binlerce yılda birçok uygarlık gelip geçti. Bıraktıkları paha biçilemez izler müzelerde sergilenirken, nicesi de gün yüzüne çıkmayı bekliyor. Osmanlı ve Selçuklu mirasının yanı sıra arkeolojik kazılarla ulaşılan Anadolu’ya damga vurmuş medeniyetlerden arta kalanlar, üzerinde yaşadığımız topraklarda daha önce hayat süren insanların yaşayış şekilleri ve hikayelerine de vakıf olmamızı sağlıyor. İşte bu kazılar sonucunda dünya tarihini değiştiren Göbeklitepe’den sonra keşfedilen Karahantepe de geçmişe bir ışık daha tuttu. Bu iki önemli kült yapının bulunduğu Şanlıurfa’nın Haliliye ilçesi ziyaretçi akınına uğruyor. Geçtiğimiz hafta Haliliye Belediye Başkanı Sayın Mehmet Canpolat’ın davetlisi olarak Haliliye’yi gezme ve bağrında sakladığı zenginlikleri görme fırsatı buldum.

Yöresel lezzetlerde tadılan mutluluk

Haliliye’ye adım atar atmaz bizi gezi süresince yalnız bırakmayan, verdiği bilgilerle Haliliye’yi daha iyi tanımamıza vesile olan Haliliye Belediyesi’nden Ahmet Hamdi Çiçek ve Adnan Çelik’in mihmandarlığında Göbeklitepe Gastronomi Merkezi’ne gittik. Birbirinden lezzetli 90 çeşit yöresel lezzetiyle Şanlıurfa’nın zengin mutfağına hayran olmamak elde değil. Üstelik Cemal Süreya’nın ‘kahvaltının mutlulukla bir ilgisi olmalı’ sözüne nazire yaparcasına soframıza gelen onlarca çeşidiyle yöresel kahvaltının tadına doyamadık. İçinde Göbeklitepe Gastronomi Merkezi’ni de bulunduran İbrahim Tatlıses Kültür Merkezinde kütüphane, konferans salonu ve istihdama yönelik atölyeler de yediden yetmişe tüm Şanlıurfalıları bekliyor.

Göbeklitepe’den Karahantepe’ye açılan kapı

Kasım ayı olmasına rağmen oldukça sıcak havasıyla güneşli bir Şanlıurfa sabahında yol aldığımız Haliliye sokakları bizi Karahantepe’ye ulaştırdı. Tarihin sıfır noktası olarak bilinen Göbeklitepe’den yaklaşık 35 kilometre uzaklıkta bulunan Karahantepe’ye ulaşmak için yürüdüğümüz taşlı yollardan geçerken aşınan kayaların bir zamanlar denizle örtülü olduğunu öğrendiğimde çok şaşırdım. Dünyanın bilinen en eski Neolitik bölgesi olduğu tahmin edilen Karahantepe’de Göbeklitepe’deki gibi bir yerleşim planı yer alıyor.

Binlerce yıldan kalan kuyular ve kapılar

Yapılan arkeolojik çalışmalara göre Karahantepe’nin Göbeklitepe’den daha erken olabileceği tahmin ediliyor. 250’ye yakın “T” şeklinde dikilitaşın gün ışığına çıkarıldığı Karahantepe’deki yerleşim alanlarında görülen yıkılmış kapı kirişleri, kuyular, taş fırın kapağına benzeyen daire biçimindeki taşlar üzerlerinde binlerce yılın yorgunluğunu taşıyor. O dönemde yaşayan insanların hepsine elinin değdiğini, burada kendilerine bir hayat kurduklarını düşünerek attım adımlarımı. Kim bilir Karahantepe’deki o kuyulardan ne sular çekildi, şimdi arkeolojik kazılara sahne olan bu yapı ne hüzünlere ve de ne sevinçlere sahne oldu, kim bilir?!

Karahantepe’den etkilenmemek imkânsız

Daha önce Göbeklitepe’yi de gezmiş biri olarak şunu söyleyebilirim; Karahantepe’de insanı etkileyen müthiş bir çekim gücü var. Belki yapıları daha yakından inceleyebilmenin tesiriyle belki de ziyaretçileri izliyormuş gibi duran insan başı figürlerinin gizeminin enerjisiyle bu yapı bambaşka. Tabanda yer alan birbirine yakın derin küçük oyuklar ve su yolları da ayrıntılar arasında. Merkezden yaklaşık 60 kilometre uzaklıkta bulunan Karahantepe’nin ünü dünyaya ulaştığı için yabancı ziyaretçilerin de akınına uğruyor. Haklı bir şöhret bu. Vakit bulunca değil, vakit ayırıp gidilmesi gereken bir alan Karahantepe…

Harranlı İbrahim’in İbrahimce bakışı

Tarihin tüm görkemiyle kendisini sergilediği Haliliye’de dolaşırken yolumuz Harran’a da düştü. Yalınayak koşuşturan elma yanaklı çocuklarla sohbet ettik. Büyüyünce polis olmak istediğini söyleyen 6-7 yaşlarındaki İbrahim’e şakayla karışık ‘buralar kimin İbrahim?’ diye sorduğumuzda ‘Hepsi Allah’a ait’ cevabını verdi. İbrahim ve kardeşlerine el sallayıp veda ettikten sonra 13. yüzyılda aktif olarak kullanılan tarihi taş ocağı; Bazda Mağaralarını görme imkânı bulduk. Çevredeki Harran, Şuayp şehri ve Han el-Ba'rur yapıları için yüzlerce yıl taş alınması neticesinde her iki mağarada da çok sayıda meydan, tünel ve galeriler meydana gelmiş.

Pamuk tarlasından sıra gecesine

Türkiye’nin pamuk üretiminin önemli bir kısmının gerçekleştiği Şanlıurfa’da pamuk hasadı mevsimi başladı. Ben de tarlalarda boy gösteren pamuğu dallarından tutup yumuşakça çekerek iki avuç topladım. Sonra da tarladaki işçilere teslim ettim. Güneş kızıl bir yelpaze gibi açılıp yavaş yavaş veda etmeye hazırlandığı için tarih ve kültür gezimize bir sonraki gün devam edecektik. Akşam da bu toprakların bir başka zenginliği olan meşhur sıra gecesi bizi bekliyordu. Tarihi bir konakta sadece Urfa türküleri değil; kebabı, gözümüzün önünde buzla yoğurulan çiğ köftesi, üzerine döktüğü kolonyayı tutuşturup alevlediği davuluyla resital yapan davulcusu, ses sanatçısı ve orkestrasıyla ancak Urfa’ya yakışan bir sıra gecesi izledik. Gece otelimize dönerken dikkatimizi son derece özenle ışıklandırılmış Kızılkoyun Nekropolü çekti.

Düşmana direnişin izleri duruyor

Haliliye’yi tam manasıyla gezip görebilmek ve anlayabilmek için iki gün yetmez ama yine de bu iki gün Haliliye’ye hayran olmamıza yetti. İçerisinde düşman işgaline direnişten kalan silahlar, tüfekler, kılıçlar, çeşitli kıyafet ve vesikalarla, milli mücadele kahramanlarımızın fotoğraflarının ve mumya heykellerinin yer aldığı Kurtuluş Müzesi’nin duvarlarındaki top ve mermi izleri bugün dahi yerli yerinde duruyor.

Unutulmaya yüz tutan mesleklere can suyu

Kimi zaman sadece bir örtü deyip geçtiğimiz kumaşları dede mesleği olarak binbir zahmetle üreten zanaatkarları Haliliye El Sanatları Merkezi’nde tanıma imkânı buldum. Yün ve ipeği çeşitli merhalelerden geçirerek el ve ayak emeğiyle culhaya dönüştüren usta öğretici Mehmet Karadaş, artık unutulmaya yüz tutan mesleğini 51 yıldır sürdürüyor ve öğretiyor. Bir örtünün ortaya çıkması için verdiği emek büyük saygı uyandırıyor. Diğer atölyelerde de ahşap oymacılığı, bakır işlemeciliği, tesbih üretimi hem yapılıyor hem de genç nesillere öğretilerek bu zanaatların kaybolmaması sağlanıyor.

Arkeoloji Müzesinin nadide eserleri

Büyük bir alanda, son derece modern ve kapsamlı bir binada bulunan Şanlıurfa Arkeoloji Müzesi, İstanbul’a dönmeden önce gezimizin son durağı oldu. Kadim bir geçmişe sahip olan Şanlıurfa ve çevresinden çıkan eserlerin sergilendiği müzede 14 sergi salonu, 33 canlandırma alanı, kronolojik sıralanmış döneminin mimari özelliklerini yansıtan yapı örnekleri yer alıyor. Ayrıca uygarlık tarihinin bilinen en eski gerçek heykeli "Balıklıgöl Adamı”, Göbeklitepe kazı buluntuları ve canlandırmaları, Nevali Çori Tapınağı, Kalkolitik, Tunç, Demir, Helenistik, Roma, Bizans ve İslami dönemlere ait önemli eserleriyle Şanlıurfa Arkeoloji Müzesi mutlaka görülmesi gereken yerlerin başında geliyor.

Haliliye Belediyesi güzel işler çıkarıyor

İki günlük dolu dolu geçen gezimizin sonunda Haliliye Belediye Başkanı Mehmet Canpolat’ı makamında ziyaret ettik. Canpolat’ın Haliliye’ye kazandırdığı hizmet ve eserler yediden yetmişe herkesin takdirini kazanmış durumda. Yüzlerce gence iş imkanı sağlayacak olan Şanlıurfa Organize Sanayi Bölgesinde 2 adet fabrika binasının yapımı, 180 araçla belediye araç filosunun güçlendirilmesi, kırsala ve merkez mahallelere 100 milyon liralık üst yapı yatırımı, 10 bin konut hamlesi, Gastronomi Merkezi projesi, 118 dönümlük alana Haliliye Millet Bahçesi, bilhassa Haliliye Belediyesi ile Hizmet-iş Sendikası arasında imzalanan Toplu İş Sözleşmesiyle işçilere yüzde 110 oranında zam yapılması Mehmet Canpolat’ın Haliliye’ye yönelik hizmetlerden sadece birkaçı.