​Kur'ân yeter/Sünnet yeter diyenlerin hali

Son dönemlerde, "Bize sadece Kur'an yeter" diyenler veya "Sadece Sünnet'i savunanlar" var ya... İşte onların her birisi de yanlış yoldadırlar... Ne Kur'an sünnetten ne de sünnet Kur'an-ı Kerim'den ayrı tutulabilir. Çünkü Peygamberimize Kur'an-ı Kerim'in Hikmeti de verilmiştir.

Prof. Dr. Ali Rıza Demircan

Bismillêhirrahmênirrahîm...

Yüce Mevlamız Nisa sûresinin 113 ve Bakara sûresinin 231. âyeti ile son ve evrensel elçisi kıldığı Muhammed (s.a.v.)’e -bütün peygamberlerine indirdiği el-Kitab’ı da içeren- Kurân’ı inzal ettiği/indirdiği gibi onun Hikmet’ini de inzal etmiş/indirmiştir. Yani Peygamberimiz Hz. Muhammed’e Kur’an’ın Hikmet’i de Verilmiştir

Allah, anlama çabası gösteren herkese Hikmet verir (el-Bakara 2/268). Ama Peygamberimize Kur’ân gibi Hikmet de inzal edilmiştir. Nisa sûresindeki ifadesinde yer alan el-Hikmet sözcüğündeki elif lam takısı Arab dilindeki yaygın kural gereği “muzafun ileyh” olan el-Kitab yerine gelmiştir. Buna göre mâna şöyle olur:

“… (Ey Muhammed!) Allah sana el-Kitab’ı ve el-Kitab’ın Hikmet’ini inzal etmiş, bilmediğini de öğretmiştir…” (el-Nisa 4/113)

Hikmet'in gerçek manası

Hikmet’i başta damıtılmış köklü ve faydalı bilgi olmak üzere ne şekilde anlamlandırmış olursak olalım mâna “Allah sana el-Kitab’ı ve el-Kitab’ın saf/doğru bilgisini indirmiştir,” şeklinde olur. Üstelik Hikmet’in dışında ona bilmedikleri de öğretilmiştir. Buradan hareketle Hz. Peygamberimize Kur’ân ile ilgili gerekli açıklayıcı ve örneklendirici bilgiler vahyedilmiş olduğunu söyleyebiliriz. Bu da onu Kur’ân’ın ruhunu ve Kur’ân eksenli konuları en iyi anlayan konumuna getirmiştir. Aziz Peygamberimiz de kendisine indirilen el-Kitab’ı ve onun Hikmetini öğrettiği gibi bilmediğimiz bilgileri de öğretmiştir. (el-Bakara, 2/151)

Bu sebepledir biz Sünnet’i, Hz. Muhammed’in “inanç, ibâdet, eğitim, hukuk, yönetim, ekonomi vs. alanlarda kişisel ve toplumsal hayatı yönlendirici Kur’ân merkezli bağlayıcı nitelikli sözleri, davranışları, işleri ve onayları “ olarak görüyoruz.

Bu arada Şanlı Peygamberimizin soru cevap tarzındaki 1.500 kadar hadisi ve açıklamasını içeren bir çalışmamız olduğunu da açıklamış olalım.

Kur’ân yeter mi?

Diyelim ki Sünnet’e ihtiyaç duyulmaksızın Kur’ân yeter. Kur’ân insanlık hayatını kuşatıcı, onları zulmetten nura çıkarıcı, ihtilaf edilen hususlarda gerçekleri açıklayıcı, kişisel ve sosyal bunalımları giderici bir hayat düzeni değil midir?

Daha açık bir anlatımla Kur’ân insanlık için gerekli inanç ve özel ibâdet esaslarını, idari-cezaî hukuk ilkelerini, ekonomik kuralları, sosyal adalet umdelerini ihtiva etmiyor mu? İnsanın insanı sömürmesine yol açıcı faiz, içki, kumar, zina, eşcinsellik, zulüm, işkence gibi sömürü yollarını yasaklamıyor mu? Adalet, merhamet af, yardım, sabır, tevazu, söze sözleşmelere bağlılık gibi ahlâkî ölçüleri içermiyor mu?

Allah’ın indirdiği Kur’ânî hükümleri kabul etmedikçe Müslüman olunamayacağı, Allah’a inanılırken Kur’ân’ı dışlayıcı seküler/laik yasaları ve yaşamları onaylamanın Allah’a ortak koşmak olduğu Kur’ân’ın beyanları arasında değil mi? (En’âm 6/91; Tevbe 9/31)

Şimdi onlar söylesin!

Şimdi söyleyiniz bana ey Kur’ân yeter diyenler? Peygamberimizin yolu- yöntemi ve tebliği olan Sünnet, Kur’ân’ı temel alan bir toplum düzeninin inşasını gerektirmiyor mu? Sizin Kur’ân ilkelerinin hayata hakim kılınması diye bir meseleniz var mı? Kurân’ı, hükümlerini dışlayarak mahkum eden maddeci düzene, itirazınız var mı?

Soruyorum Kur’ân sizin için yeter olsa ne olur olmasa ne olur? Sizin tarihçi olanlarınız ise zaten inkâr kokan yaklaşımlarla Kur’ân’ın Kıyamet’e kadar geçerli olan ahkâmının içini boşaltmaktadır.

Sünnet’i savunanlar!

Şanlı Peygamberimizin amacı yukarıda tanımı yapılan Sünnet’i çizgisinde Kur’ânî temellere dayalı toplumsal bir düzen inşasıydı ve bunun prototipini kurmayı başardı. Geliştirilmesi Kıyamet’e kadar müminlere bırakıldı.

Şimdi de Sünnet savunucularına soralım.

Kahir çoğunluğunuzun yukarıda yapılan şekilde bir Sünnet tarifiniz ve Kur’ânî bir düzen oluşturma amacınız var mı?

Aziz Peygamberimizi iman ve ibâdet hayatı yanı sıra mesela siyasî ve ekonomik hayatın da önderi olarak göreniniz var mı?

Yaşadığımız dönemde Kur’ânî ve Nebevî çizgide, örneğin yaratılan ve indirilen ayetlerin birlikte talim edileceği eğitim düzeni, insan doğasıyla ötüşen hukuk nizamı ve adil para ve ekonomik sistemi oluşturacak kadroları yetiştirip iktidara taşıma azminiz var mı?

Sizin için Sünnet, namazın rekâtları, zekâtın nisabı, hâlâ ile yeğenin bir kişinin nikâhı altında birleştirilmesinin haramlığı ve sakal bırakılmasından vs.den ibaret değil mi?

Aslında bu soruları yalnızca size değil başta nefsim olmak üzere sayıları 100.000’i aşan din görevlisine, on binleri aşan ilahiyat akademisyeni ve din ve ahlâk dersleri öğretmenine soruyorum; İslâm’ı içten sömüren cahil siyasilere, iş adamlarına ve tarikatçıları dahil bütün Müslümanlara soruyorum.

İslâmî Yasaları koyan İnsanı Yaratan Allah’tır. Allah, insanın da hâlikı olduğu için İslam, insan doğasıyla örtüşür. İslâm’ı bir hayat düzeni olarak kabul edip etmemekte, yaşayıp yaşamamakta özgür oldukları şeklindeki mesajı ile başlayarak Kur’ân’ı insanlara anlatabilsek yozlaşmamış insan doğası İşlâm’a eğilim ve kabul gösterecektir. Gösterecektir de, Kur’ân veya Sünnet diyenler gerçekten imanlı, bilgili, bilinçli, amelli ve amaçlı olsa…

Mücadeleci müminler

Ülkemiz dahil dünyamız, Rabbimizin son ve evrensel elçisi kıldığı Hz.Muhammed’ in itaat edilmesi gereken Nebi-Resul olduğuna, onun tebliğ ettiği Kur’ân’ın lafız ve mâna olarak Allah’ın kitabı olduğuna inanacak ve hükümlerinin yürürlükte olduğunu kabul edecek serden geçici mücadeleci müminlere muhtaçtır.

Çünkü dinlerinin bütünlüğünü bozup parçalananlarda ve dini hükümlerin bütünüyle değil bir kısmıyla Allah’a ibadet edenlerde hayır ve gelecek yoktur. Rabbimizi dinleyelim:

“ Dinlerinin bütünlüğünü bozup, grup ve parçalara ayrılanlar var ya, senin onlara yapabileceğin bir şey yoktur. Unutma ki, onların işi Allah’a kalmıştır. Ve zamanı gelince, Allah onlara vaktiyle yaptıklarını gösterecektir.” (En’âm 6/159)

“Allah’a, sanki bir yar kenarındaymış gibi tereddütlü, iman ile küfür sınırında kulluk ve ibadet eden insanlar da var. Kendilerine bir hayır dokunursa, buna pek memnun olurlar. Eğer musibete uğrarlarsa, çehreleri değişir, dinden yüz çevirirler. Onlar dünyalarını da, âhiretlerini, ebedî yurtlarını da kaybetmiştir. İşte kıyas kabul etmeyecek zarar, kayıp budur.” (Hac 22/11)

*******************

Sağlık Bakanlığı’nda düşünce karşıtlığı yaşanıyor mu?

Eski adıyla GATA, yeni adıyla Sağlık Bilimleri Üniversitesi Gülhane Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde başhekim yardımcısı olarak görev yapan Dr. Ali Edizer, açıkladığı “ikinci bir eş almanın zinaya ve boşanmaya tercih edilmesi” şeklindeki görüşü sebebiyle görevinden alındı.

Dr. Ali Edizer’in söyledikleri doğru. Tavsiyeleri de doğru. Eksik olan tarafı Ülkemizde İslam’ı dışlayan maddeci düzenin iktidarda olduğu, sosyal medyada aleyhte bir kampanya başlatıldığında kişinin hakları ve özgürlüklerinden yoksun bırakılarak mağdur edileceği gerçeğini bilmemesidir.

Dr. Ali Edizer bu gerçeği bildiğini, özellikle İstanbul Sözleşmesi’nden sonra aileyi tehdit eden zinaya ve eşcinselliğe doğrudan ve de dolaylı çağrıların yapıldığı toplumumuzda, kişisel düşünce özgürlüğüne sahip çıktığını ve hakka çağırdığını beyan ediyorsa ona yalnızca saygı duyarız.

Alenileşen zinalar ve çoğalan boşanmalar karşısında kişinin üzüntüsünü dile getirmesi ve çare olarak gördüğü ikinci evliliği önermesi düşünce özgürlüğü bağlamında değerlendirilemeyecekse düşünce özgürlüğü yok demektir.

Toplumun vicdanı olması gereken bizler, Dr. Ali Edizer gibi temelde doğru olan düşüncelerini özgürce ifade ettiği için görevinden uzaklaştırılan kişilerin yanında olmak mecburiyetindeyiz. Bu mecburiyet imanî ve ahlakîdir.

Bu arada bizimle aynı inanç ve değer yargılarını paylaşmayan ama insan doğasıyla örtüşen görüşleri sebebiyle mağdur edilen insanları gereğince savunamama ayıbımıza işaret etmeden geçemeyeceğim. Korkarım Rabbimizin katında bu günahımızdan da sorgulanacağız.

1984 yılının ikinci yarısında İslâm’a Göre Cinsel Hayat isimli eserimi yazıp yayınlamıştım. Dönemin Diyanet İşleri Başkanlığının üst düzey zalim yöneticilerinin düzmece bir raporla Adalet Bakanlığına jurnallemesi sebebiyle İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi’nde ve Sarıyer Asliye Ceza’da yargılandım. Yargılanma sebebi, birden fazla kadınla evliliğe teşvik ettiğim iddiasıydı. Oysaki ben Kur’ân ve Sünnet çizgisinde tek kadınla evliliğin esas olduğunu açıklamış, birden fazla kadınla evliliğin bir ruhsat/izin olduğunu dile getirmiştim.

Bu ruhsat, zinayı ve eşcinselliği yasaklayan ve aileyi korumayı amaçlayan İslâm’ın sunduğu alternatif bir çözümdü. Hülasa, Devlet Güvenlik Mahkemesi, İslâmî bir ruhsat kurumunu açıkladığımı, tek kadınlı evlilik düzeninin kaldırılarak çok eşli bir düzene geçilmesini önermediğimi beyanla beraatime hükmetmişti.

Dr. Ali Edizer ne dedi? Boşanarak ailenizi yıkmayın, dedi. Zinadan sakındırdı, gerekiyorsa ikinci bir kadın almayı önerdi. Sistemin baştan aşağı değiştirilmesini istemediği için laik düzene göre suç da işlemedi.

Dr. Ali Edizer’i geçelim ve soralım: Ne zamana kadar taşları bağlayıp köpekleri salmaya devam edeceğiz?