3 Mart 1924 / Hicri 26 Recep 1342 tarihinde yeryüzündeki Müslümanlar, Rasulullah'ın (sav) ahirete irtihalinden bu yana ilk kez lidersiz/imamsız/öndersiz kaldı ve bu durum tam 91 yıldır devam ediyor. Yeni ve yapay başkent Ankara'da, bu "En Kara Gün"de "Hilafetin kaldırılmasına ve Osmanlı Hanedanının Türkiye Cumhuriyeti ülkesi Dışına çıkarılmasına dair Kanun, Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde kabul edildi. 6 Mart 1924'te ise Resmi Gazete'de yayınlanarak yürürlüğe girdi. 431 sayılı bu kanun toplam 13 maddeden oluşmaktaydı. Kabul edilen bu meş'um ve talihsiz kanunun 1.maddesine göre:
"Halife görevinden alınmıştır. Halifelik, hükümet ve Cumhuriyet'in anlam ve kavramı içinde esasen mevcut bulunduğundan hilafet makamı kaldırılmıştır"
Son 3 asırdır dünya hakimiyetini Judeo-Christian medeniyetin temsilcileri konumundaki emperyalistlere kaptıran ve her geçen gün karanlıklara ve çağdaş bataklıklara gark olan ümmet, hilafetini de yitirdikten sonra tamamen kontrolsüz, rabıtasız ve başsız bir biçimde kaptansız bir gemi gibi açık ve derin denizlerde kayalıklardan kayalıklara savrulup gitmekte. Oysa ümmet, manevi disiplinli cihad ordusu anlamına geliyor. Bir ordu düşünün ki, artık onun kumandanı yok ve karargahı dağıtılmış. Bu ordunun disiplinli ve her bakımdan en gelişmiş silahlarla ve harp teknikleri ile donatılmış düşman orduları ile savaşıp galip gelmesi mümkün müdür? Elbette değildir. Bu yüzden son 3 asırdır askeri, siyasi, iktisadi, kültürel, içtimai her sahada bugün nüfus bakımından 1.700.000.000 (yazı ile bir milyar yedi yüz milyon) ile dünyanın en büyük dini topluluğu olmamıza rağmen sömürü, baskı, katliam ve her türlü haksızlıklara ram oluyoruz. Oysa Fahr-i Kainat Efendimiz (sav) bir hadisinde:
"Bu ümmet (İslam ümmeti), diğer ümmetlere karşı üstün kılındı" buyurmuştu. Elbette hak din İslam'ın müntesipleri ve yeryüzünde Allah'ın halifeleri olan Müslümanlar üstündür. Ancak bu üstünlüğün dünyevi ve madde planında da gerçekleşebilmesi için İslam ümmetinin ittihada ihtiyacı şimdi her zamankinden fazladır. Çatısız, duvarsız ve reisi olmayan bir haneyi kötü niyetli insanlar talan etmek ister.
Bugün başımıza gelen tam da budur. Altına sığınabileceğimiz sıcak bir çatımız yok; yani ümmet içi ve dışı gelişen olaylarda kendimizi ifade edebileceğimiz hakiki anlamda bir beynelmilel bir mekanizmamız yok. İslam işbirliği Teşkilatı var, Arap Ligi var, zamanı evvelinde merhum ERBAKAN Hocamız tarafından İslam Birliği'nin temeli olarak kurulan D-8 var, bölgesel işbirliği teşkilatları var ama tamamı bugün adeta asılları kurulmasın diye kurulmuş müsvedde yapılar olmaktan öte bir rol üstlenemiyorlar. Amiyane tabirle dünya çakallar sofrasında bu karikatür organizasyonları adam yerine koyan, sözünü dinleyen, takan yok! Şu anda en az 10 ülke veya bölgede fiili Müslüman katliamı var. Batı'da İslamofobi yüzünden mü'minler mağdur. Ancak bu zulümleri durduracak bir mekanizmadan maalesef yoksunuz.
İslam ümmetinin bu sistemsizlikten, çaresizlikten, iktidarsızlıktan, çatısızlıktan ve nihayet başsızlıktan behemehal kurtulup yeryüzünde yeniden adaletin tesisi, tüm insanlık için refahın ve barışın temini için gayret etmesi gerekiyor. Bunu yapmak için kaybedecek, israf edecek tek bir saniyemiz yok. Bir evvelki yazımda bahsettiğim tarihi önerimi sade ve özet bir biçimde madde madde dile getirerek yazıma son vereceğim.
1. İslam İşbirliği Teşkilatı üyesi 57 İslam Ülkesi, yeryüzünde yaşayan tüm Müslüman topluluklar, en etkili bir kampanya ile bilgilendirilerek, muteber/otorite ilim ve din adamları, kanaat önderleri ile gerekli istişareler yapılarark; 3 Mart 1924 ilga edilen Hilafet, tam 92 yıl sonra sembolik olması bakımından 3 Mart 2016 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde yeniden kurulmalı daha doğrusu devam ettiğine dair kanun kabul edilmelidir,
2. Yeryüzünde şu anda Müslümanların kahir ekseriyetinin muhabbetini, teveccühünü ve sadakatini kazanmış bulunan Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip ERDOĞAN, Hz. EBUBEKİR (ra) ile başlayıp devam eden İslam Hilafet makamına 117. İslam Halifesi olarak yeryüzünün tamamında kurulan sandıklarla ve/veya oluşturulacak istişare meclisleri kararlarıyla getirilmelidir,
3. Cumhurbaşkanımız ERDOĞAN bu makama gelmeyi kabul etmezse ümmetin kahir ekseriyetinin ittifakı ile; Seyyid-Şerif, Ehl-i Aba yani Rasül ve Fatıma evladı birisi bu makama getirilmelidir.
4. Hilafet Merkezi İstanbul olmalıdır,
Yukarıda özet bir biçimde dile getirdiğim öneriler İslam Ümmetinin yeniden doğuşu anlamını taşıyor. Şu halimizle maalesef ümmet-i merhumeye döndük. Bize derhal bir halife lazım, o da bu yıl 1 içinde lazım.
İKİ DOĞU ve İKİ BATI'nın Rabbine emanet olun…