Toprağın suyu, çiçeğin güneşi, gecenin ayı, hastanın şifayı, mahkûmun affı beklediği gibi beklemek. Öyle bir zamanda açılan kapıdan içeri girmek ve kabul edilmek. Tam bu anda muhatabınızı bulmuşsanız muhabbeti de bulmuşsunuzdur. Böylece anlaşılmak için ilk adım atılmış, ilk işaret çözülmüş demektir.
Zamanın bir parçası olan an birden çözülen tılsım olur. İçinizi, derdinizi, niyetinizi, hayalinizi, özleminizi anlatacağınız şartlar oluşur. Güven duymaya başladığınızda güven de verirsiniz. Dilinizden yazılı olmayan kanun hükmünde sözler döküldüğünde muhatabınızın size açacağı kapıdan umutla girersiniz. En ağır misafir gibi ağırlanır, hürmet görürsünüz. Huzur bulursunuz.
İnsan ne çekerse dilinden çeker ya da dili ile başkalarını kendine çeker. Bazen ummadığımız şekilde ters giden işler olur. Mükemmel bir şekilde yürüyen ne varsa aksar, eksilir. Yapmak şöyle dursun, eliniz ayağınız birbirine dolanır. Sizi anlayan değil dinleyen bile olmaz. Bu olumsuzluğu düzeltebilmek için sizi anlayacak birini ararsınız. Varsa emin olduğunuz bir dost ona gidersiniz. Kimse yoksa içinize çekilir, derdiniz ile baş başa kalırsınız. Yalnızlık bile değildir bu belki terk edilmedir. Dünya anlamsız gelir. Başınızı iki elinizin arasına almaya mecaliniz de kalmamıştır. Tükenmişlik sendromu mudur bu? Ne derseniz deyin. İnsanın kalacağı veya kaçacağı bir gönül evinin olmaması ne kadar acıdır. Dinleyecek hem de sizi anlayacak bir gönül. Cennetin kapısından girer gibi girmek. Bu ancak sizi anlayan, bilen bir dostla mümkündür. Öyle değil mi?
Mümkün olmayan ne varsa mümkündür sizi anlayan bir kalbin huzurunda her şey. Dilinizi çözen, size inanan, sizi seven belki size katlanan ve sabreden bir sevgili, bir dost, bir dert ortağı bulduğunuzda gam yemezsiniz. Acı da tatlıdır, ayrılık da. Gülü görürsünüz de dikeni görmezsiniz. Nerede olursanız olun sizin için açılmayacak kapılar açılır. Mümkündür her şey. Aynı Ziya Osman Saba’nın dediği gibidir:
“Bütün saadetler mümkündür..
Şu kapının açılması,
İçeri girivermen,
Bahar, kuşlar, gündüz.
Ve bütün dünya
Bir an içinde gürültüsüz.”
Şairin dediği kapının açılması ve onun içeri girivermesi. Bu her zaman olmasa bile sesinize, selamınıza karşılık verilmesi yetmez mi? İnsan, gam yükü dolu bir gemi. Nereye, hangi limana demirleyecek? Hayatın sırrı burada değil midir? Sizi kabul edecek bir liman... Hangi yükünüz varsa onu boşaltacağınız bir liman… Her vakit size kapısını açacak olanı bulmak ve onunla zamanı güzelleştirmek. İnsan anlaşabildiği kişiyle her müşkülü çözmez mi? Nedir ki dünyalık dertler, iki samimî kalbin arasında mesafelerin sözü mü olur? İnsanın limanı yine insan…
Anlaşıldıkça sevileceğiz, seveceğiz, daha çok güveneceğiz değil mi? Biz yine şairimizi dinleyelim mi, ne dersiniz?
“Bütün saadetler mümkündür...
Bahtsızların biraz gülümsemesi...
Körlerin gün görmesi,
Mümkündür bütün mucizeler…”
Bütün saadetlerden maksat nedir? Küçük mutluluklar değil midir? Dünya döndükçe genişliyor, merkezden dışa doğru açılıyor. Ne oluyor ki bize sığmıyoruz sonsuzluğa açılan eve. Kavgamız anlaşamadığımız içindi miydi? Gölgelerimiz üst üste düşerken gövdelerimizi nasıl ayıralım? Banyan ağacı misali büyümek, güçlenmek, yayılmak ve yaşamak varken nedir ki bu anlaşmazlık?
Şimdi güzel bir hikâyenin ilk cümlesini birlikte kurma zamanı. Muvakkat ömrümüze hakiki muvakkit dost bulma yeri olmalı dünya. Anlaştık dedikçe engeller aşılacak, ayrılık yolları birleşecek, petekteki boşluklar bal ile dolacak. Anlaştık mı?