Annem gidince

0

Aklımın ucuna bile gelse hemen uzaklaştırdığım bir fikirdi annemin ardından bir yazı yazacak olmam. Bütün kelimelerimin sekteye uğrayacağını bildiğimden, içimin her cümle ile parçalanacağı duyacağımdan bu fikri hiç yaklaştırmamıştım yanıma. Ben ne kadar uzak dursam da ölüm yanı başımızdan hiç ayrılmıyor ki. Nefesi tam kalbimizin üstünde.

Annem yaşadığı gibi, sürdüğü ömür gibi sessizce ayrıldı aramızdan. Her ölüm ansızındır ama annemin aramızdan ayrılışı çok ani oldu. Birden, içimizi dağıtarak, bütün duvarlarımızı yıkarak, her şeyi ters yüz ederek.

Ölüme karşı inancımızda şüphe yok. Ölümler kendimize gelmemizi sağlayan en sağlam uyarıcılar. Buna karşı da hiçbir şüphe yok içimizde.

Annesi gidince insanın dünyasında ne kadar büyük bir boşluk oluşuyormuş onu anladım. Baktığı her yerde, duyduğu her seste, elinin, gözünün yetiştiği her yerde annesinin var olduğunu hissediyor insan annesi gidince.

Anneye karşı duyulan sevgi, annenin varlığı öyle kelimelere sığacak cinsten değil. Annenin ettiği duanın yerini tutmuyor hiçbir dua. Annem her seferinde beni dualarla karşılardı, dualarla yolcu ederdi.

"Annem bir yağmur gibi yetişir, duaları sıkı
Bilir, bir oğul nasıl kalkar ayağa, bir ırmak nasıl yol değiştirir
Bu benim dilimin tutulması gibi
Camın kırılması, yazdan geçilmesi, herkesin üşümesi gibi bir şey"

Bir haftadır aklımdan geçen film şeritlerine dikkat ettim de şiirimin iki değişmez imgesinden biri anneymiş. Diğeri de ırmak. Annemin beslediği ruhumu ırmaklarla serinletmişim onca yıl. Onun varlığı öyle doldurmuş ki bütün boşluklarımı annem gidince anlamaya başladım ne kadar eksik kaldığımı. Bunun olmasını istemesem de biliyorum ki zaman geçtikçe daha da derinleşecek yaram. İçimde daha büyük boşluk oluşacak.

Çiçeklere baktıkça, onun elinin değdiği ağaçların altında gölgelendikçe, onun elleriyle diktiği sebzelerin serpilip büyüdüğünü gördükçe içimizde tarifsiz renkler karışacak birbirine.

En çok da çiçekler onsuz büyüyecek. Onun evinin önünden geçip de balkondaki rengarenk çiçeklere dikkat etmeyen kimse yok diyebilirim. Bir balkon ancak bu kadar çiçekli olur dedirten bir renk cümbüşü. Ayrı renklerde, farklı boylarda binbir çeşit çiçek. Elindeki su kovası ile her bir çiçeği özenle sulayan annem. Hem de hepsiyle tek tek konuşarak. Ahmet Berkay'ın deyimiyle; "Çiçeklere fısıldayan babaanne"

En iyi anneler sever. Bunu sürekli tekrarlıyorum. Hem de cümle alem görsün ister sevdiğini. Annemin sevgisi sınırsızdı. Severdi, kırılmazdı, her şeye rağmen sonsuz severdi. Ben onun kadar sevgimi belli eden biri değilim. "Uzaktan sevmelerde birinci" olarak yaşayıp gidiyorum hayatı. Bunun da farkındayım.

"Ben herkesi ne kadar seviyorum kimse bilmez
Annem bilmez ne kadar seviyorum onun sonsuz kalbini"

Anneler kusursuz, anneler cennetle müjdelenen göz nurumuz. Şimdi babam taziyeye gelenlere iç huzuru ile şunu söylüyor: "Ben bildim bileli bir vakit namazını kaçırmamasına rağmen otuz yıldır kaza namazı kılardı." "Bir kişiyi dahi incittiğine şahit olmadım." "Kırk dokuz yılda bir kez kırmadık bir birimizi." Daha ne olsun ki.

Herkesin annesi melektir elbette. Ben şunu gönül rahatlığı ile söyleyebilirim ki şu fani dünyada annemden incindiğini söyleyen tek kişi bile varsa o kişinin dönüp dönüp kendine bakması gerekir. Konuşurken de yaşarken de ölçer, tartar öyle hareket ederdi annem.

Annem gidince onun boşluğunun dolmayacağını hepimiz çok iyi biliyoruz. Çünkü annelerin boşluğunu dünyadaki hiçbir şey dolduramaz. Artık dualarımızla, onun bize bıraktığı emanetlere sahip çıkmamızla eksikliğini hissetmemeye çalışacağız. Bir de bol bol dua edeceğiz. Mekanın cennet olsun annem diyeceğiz.

"Gözlerimi kapatıp geçiyorum artık kalabalık yerlerden
Herkesi seviyorum annem kalbimi onardıkça yeniden"