Geçtiğimiz günlerden bir gün, bir arkadaşım beni çalıştığım mekanda ziyaret etti. Genel itibari ile yaptığımız konuşmalar esnasında, konu çocuklara geldi. Kendisinin bu sene okula yeni başlayan oğlu ile iletişimi hakkında kaygıları vardı. Kaygısını şöyle ifade ediyordu arkadaşım; "çocuklara her sorduğu soruyu, detaylı bir şekilde cevaplamalımıyız? Neyin ne olduğunu yaşına uygun olarak ayrıntılı bir şekilde açıklamak sakıncalı mıdır? Hal böyle olursa çocuk sürekli olarak her yerde sorularına cevap mı ister?"
Elbette sakıncalı değildir. Bir çocuğun etrafında olup biten olayları sorgulaması sorması kadar tabii bir durum yoktur. Unutmayın en iyi filozoflar çocuklardır!
"Bir okul öncesi eğitim kurumunda çocuklara niçin süt içeriz diye sormuşlar? Yirmi çocuktan onyedisi; "annem kızar veya çünkü annem süt içmemi istiyor" demiş. İçlerinden sadece üçü;" sağlıklı beslenmek için" demiş. Anne ve babaları tarafından yaş gelişimlerine uygun şekilde gerekli açıklamalar yapılan çocukların dil ve dil-bilişsel yani [dili ve kavramları ]algılama becerisi de yüksek olur.
Çocuklar sorularına sürekli cevap ararlar, eğer yetişkinler bu soruları cevaplamaktan kaçınırsa, çocuk kendi cevaplarını zihninde kendisi üretir. Her cevaplanmayan soru çocuğun zihin dünyasında karmaşık bir soruna dönüşebilmektedir. Çünkü çocukların sorduğu sorulara yetişkinler tarafından cevaplar üretilmesi ve sorulan konuların veya başımıza gelen durumların sebep ve sonucunu anlatmak çocuk ile ailesinin arasındaki bağı da güçlendirmektedir..
Anne çocuk ilşkisinde çocukla ilgilenmek, konuşmak, etrafımızda olan olayların sebepleri ni ve sonuçları anlatmak, konuşma becerisini kazanmayı hızlandırır. Çocuklar sahip olduğu bir çok davranışı annesinden daha sonrada babasaından kazanır. Çocuk ilk kelimelerini de annesinden öğrenir. Hatta dili kullanma becerisi açısından annenin önemi çok büyüktür. Anne çocukla ne kadar ilgilenir ve konuşmak için zaman ayırır ise çocuk dili çok daha çabuk kavrar. Çocuklara tekrarlar yapmak, hikayeler anlatmak, onlarla oyun oynamak, tekerlemeler söylemek, sorularına güzel ve uygun cevaplar üretmek gibi etkinlikler çocuğun çok yönlü olarak gelişim ve özgüvenlerini deslemektedir ve ayrıca konuşma becerisi de artırmaktadır.
Annenin dili öğreten tarafı nörobiolojik açıdanda kanıtlanmıştır. Kadınların beyin yapılarında dili kullanma becerisini sağlayan bölgelerinin erkeklere oranla daha fazla gelişmiştir. Bu nedenle kız çocukları erkek çocuklarına oranla daha erken konuşmaya başlarlar. Bir kadın da dili kullanma becerisi açısından daha etklidir. Çünkü kadınların anne olma potansiyeli, dili bir sonraki kuşağa aktarma açısından önem kazanmaktadır. Dil becerisi sayesinde de çocuk kendğisini dsaha rahat ifadelendirmektedir. Çocuk kendi ihtiyaçlarını, isteklerini, arzuarını ve öfkelendiği, üzüldüğü konuları dili kullnma becerisi ile doğru orantılı olarak ifadelendirebilmektedir. Aksi halde dil gelişimini yaşına uygun olarak tamamlayamamış bir çocuk herşeye öfke ile yanıt verebilmektedir. Çünkü dili kullanma becerisi, motor gelişimi ve duygusal gelişimine göre geriden gelmektedir. Kendisini yaşıtları gibi ifade edemeyen çocuk çok fazla öfkelenerek tepki vermektedir.
Çocukların dili kullnamalarına da imkan tanımak gerekmektedir. Bazen anneler çocuklarının ihtiyaçlarına anında cevap vererek onların istekte bulunmalarına engel olabiiyorlar. Çocuklar çoğu zaman istek ve ihtiyaçlarını belirtmeden, herşey önlerine geliyor ise çocuğun konuşma becerisini kazanması da gecikir. Çünkü çocuk isteklerini belli etmeli ve isteklerini dile getirebilmelidir. Su istemeden önüne su konan bir çocuk, su istemeyi öğrenmeye gerek duymadan gelişimini tamamlamaktadır. Sonuç olarak başka bir ortamda aynı çocuk su istemesi gerktiğinde, bu beceriyi kazanmadığı için zarlanmaktadır.