Bizim ülkede yıllardır darbeci zihniyetinin ürettiği düşünce iklimiyle, uşak ruhlu ezik aydınlarıyla, satın alınmış siyasetçileriyle bu topraklarda yaşayan şerefli insanların millet olma vasfı ellerinden alınmak istendi.
Evet, bunu kasıtlı yaptılar.
Buna küresel oligarşinin bir network üzerinden ağlar aracılığıyla ve algoritmalarla zihinleri iğdiş etmesi eklenince; dirençsiz, güdülerinin esiri haline getirilmiş, ruhsuz, vicdansız ve ahlaksız bir insan malzemesi ortaya çıktı.
Bu olumsuzluğun sadece bize mahsus olduğunu düşünmeyiniz. Bu, küresel ölçekte ilerleyen sistematik bir saldırıdır.
İnsan beyninin kontrolsüz libido salınımı için yeniden programlamayı hedefleyen oligarşik bir yapılanmanın varlığı ile karşı karşıyayız. Tavistock Enstitüsü tarafından planlanan ve ülkelerin medya düzeneğini ele geçiren bir yapılanma bu.
Dolayısıyla bilhassa dizi film sektörü tamamen yozlaşma üzerine kurgulanmıştır.
Kısacası ağlar üzerinden gerçekleşen iletişim, sosyal medya algoritmaları ve küresel elitlerin programlarını uygulayan yozlaşmış ana akım medya çürümenin seviyesini arttırdı.
Bu psikolojik saldırıların nasıl işlediğini anlamak için, Siyonist teknoloji endüstrisinin yarattığı yozlaşmış yapının farklı seviyelerini incelemeliyiz.
Kapitalizm öncesi dönemde, özellikle feodalizmin sona ermesiyle yeni bir işsiz serseri kitlesi oluştuğunda, sistem bu artakalanları dünyanın dört bir yanına göndererek kolonist olarak yerleştirmeye çalıştı.
Anti-emperyalist yazar dostumuz Rainer Shea, bunun küresel İsrailleşmenin bir yönü olduğunu vurguluyor.
Rainer Shea, bilhassa Siyonist sağın genel olarak burjuva siyaseti içinde değil, özellikle çürümenin teşvikinde kritik bir rol oynadığını söylüyor.
Ona göre popüler bir siyasi güç olarak Siyonist sağ zaten kesin olarak itibarını kaybetti çünkü dünyada geniş bir kitle hala insanlık duygusunu yitirmedi. Gazze'deki Holokost'u da asla unutmadılar ve büyük kitlesel eylemler düzenlediler.
Rainer Shea gibi anti-emperyalist yazarların sesi özellikle böylesi bir çağda daha fazla çıkmalıdır. Bizim ülkemizde de azımsanmayacak sayıda anti-emperyalist çizgide hareket eden sağlam bir kitle var.
Covid döneminde bunu gördük. Onca hakarete ve yıldırma operasyonuna rağmen asla taviz vermediler. Ne sözde iklim yalanına kanıyorlar ne de herhangi bir küresel projenin aparatı oluyorlar.
Bu uyanık kitle kendi arasında birliği tesis etmelidir. Ve bunu küresel çapta bir örgütlenmeye dönüştürmeliyiz.
Demem o ki bu sistemi alt etmek için uluslararası düşünmeli ve hareket etmeliyiz çünkü karşı karşıya olduğumuz güç her yönüyle küreselcidir.
Bu yıkıcı sürecin tüm yönlerini iyi tahlil etmeliyiz. Genç ailelerin tasfiye edilmesi, toplumun yozlaştırtılması ve sosyal kontrol için cinselliğin kötüye kullanılması gibi çok yönlü operasyonlara maruz bırakılıyoruz.
Tarihsel sömürgeci güçlerden kaynaklanan doğum oranı, tüm dünya kapitalist üretim biçimine zorlandığı için neredeyse tüm ülkelerde düşüşe geçti.
Büyük teknoloji şirketlerinin kasıtlı olarak erkek fazlalığını teşvik etmesinin bir nedeni de budur. O yüzdendir ki bugün emperyalizme ve emperyalist projelere karşı çıkan herkes üçüncü dünya vatandaşı muamelesi görüyor.
Onlar özellikle satılmış medya tarafından gerici, yobaz ve bilim düşmanı ilan ediliyor. İşte buna direnmeli ve inadına insan soyumuzun korunması için mücadele etmeliyiz.