Arapsaçı

Günümüz dünyası, belli güçler arasında süren iktidar mücadelesini kaygıyla izliyor. Aktörler evvela edinimlerini kaybetmemenin, sonrada ileriki yüzyılda adını yazdırmanın planları içerisinde… Fakat son dönem cereyan eden çılgınlar göz önüne alındığında, olacakları kestirmek neredeyse imkansız. Belli olan tek şey ise ekonomik, siyasi ve askeri alanlara sirayet eden çekişmelerin, dünyayı olduğu gibi bölgemizi hiç te hoş olmayan bir mecraya sürüklüyor oluşudur.

Özellikle ABD'nin, Rusya'da bulunan füze üretim tesislerini vurabileceğini açıklaması, Orta Menzilli Nükleer Kuvvetler Anlaşmasından çekileceğini ilan etmesi, Hindistan'a ambargoyla tehditler savurması, Çin ile ticaret savaşını Güney Çin Denizi'nde alevlendirmesi, Suriye savaşı yaşanırken Akdeniz'de boy göstermesi ve Fırat'ın doğusunda cephe kurmaya yeltenmesi bu anlamda fazla söze hacet bırakmıyor.

Benzer bir yorumu Arabistan'ın öldüğünü kabul ettiği, gazeteci Cemal Kaşıkçı olayı için de yapmak elbette ki mümkün. Zira STRATEJİSTLERE GÖRE çatışan her iki tarafa göz kırptığı söylenen Suud yönetiminin, Kaşıkçı cinayetiyle köşeye sıkışması akıllara hemen Aramco, Doğu Akdeniz vb. konuları getirmiyor değil. Nitekim Trump'ın, Suud'a yönelik "Bak Kral" ile başlayan ve "biz olmasak orada 2 hafta bile duramazsın" şeklinde devam eden ayarı, biraz da buna delalet ediyor.

Kısacası bu trajik olayın SONUÇLARI İTİBARİYLE, kriminal boyutundan daha fazlasına karşılık geldiği kesinlikle yadsınamamalı. Keza, Trump'un, Dışişleri Bakanı Pompeo'yu Suud'a gönderdikten sonra DEĞİŞEN TAVRI bu açıdan dikkat çekicidir. "Bunlar serseri katiller. Kontrol dışı unsurlar olabilir" sözleriyle yumuşadığı veya hadiseyi basitleştirdiği hissedilen ABD Başkanı'nın, Veliaht Prense yaptığı son güzellemeler ise oldukça manidar. Kim bilir!? Belki de bir anlaşma… Belki de Trump'ın, istediği taahhüdü aldığının işaretleri... Şayet gerçekten böyleyse Arabistan'ın, sadece ve sadece Pentagon'dan yönetilen bir ülke konumuna gelmesi hiçte ütopik sayılamaz.

Tabi bunun tam tersi de söz konusu. Eğer soruşturma Suudi yönetimine kadar uzanacak olursa, uluslararası etkilerinin Veliaht Prensi zor durumda bırakacağı net. İşte o zaman; KÜRE KOALİSYONUNDAN tutunda, Kushner'in Veliaht Prens'e yakınlığı üzerinden ABD SEÇİMLERİNE bir takım yansımaların olması ihtimal dahilinde…. Bunun ise Akdeniz'den başlatarak Suriye, İran ve diğer coğrafyalarda, hissedilir bir paradigma değişimini tetiklemesi tesadüf olmayacaktır.

Bakalım ilerleyen günler neler gösterecek? Lakin Trump'un geçenler de "Suudilerden duyduklarıma ikna olmadım" demesine rağmen "yatırımları kaybetmek istemediğini" de buna eklemesi, ancak DÜŞTÜKLERİ AÇMAZLA tabir edilebilir. O cihetle Kaşıkçı cinayetinin bir an önce aydınlatılması büyük önem arz ediyor. Öyle ki cinayetin çözümlemesi neticesinde, arkasındaki karanlık hesapların bir nevi deşifre olacağı tartışılmaz. Sn. Cumhurbaşkanımızın KRALIN SAMİMİYETİNE İNANDIĞINI vurguladıktan sonra "meselenin EN ALTINDAN EN ÜSTÜNE kadar tüm sorumlularının açık yüreklilikle ortaya çıkarmalarını bekliyoruz" ve "Şayet varsa DİĞER ÜLKELERDEKİ SUÇ ORTAKLARININ da soruşturmaya dahil edilmesi gerekir" ifadeleri bu minvalde kıymetlidir.

Fakat yaşanan süreçte en garip olan şeyin; henüz Türkiye'nin elindeki delilleri ve daha neler elde edeceğini tam manasıyla bilemeyen malum tarafların duyduğu tedirginlik olduğunu söyleyebiliriz. Zira Pompeo'nun Türkiye ziyareti akabinde "Türkiye, son derece önemli bir konumda yer alıyor... Bir NATO üyesi ülke olarak Avrupa'yla Ortadoğu arasında köprü konumundalar… Suriye konusunda, daha iyi sonuçları olacak birçok noktada çalışmalar yapabiliriz" açıklamaları, bu perspektifte yoruma açıktır.

Peki, tamda bahsettiğimiz bu denli kritik bir atmosferde, Kıbrıs açıklarında araştırma yapan Barbaros Hayrettin gemimizin, Yunanistan'a ait bir fırkateyn ve arkasındaki 4 Amerikan savaş gemisiyle karşılanması ne anlama geliyor? Yada Yunanistan bu cesareti kimden, ne için alıyor olabilir? Zamanlama size de şüpheli gelmiyor mu?

Vesselam…