Arınç'ı savunmayın ama Pervin Buldan'ı da eleştirin!

0

Bülent Arınç, her ne kadar eski ve deneyimli bir siyasetçi olsa da çoğu zaman gündeme kırdığı potlar, abartılı/aşırı duygusal tepkilere dayalı ifadelerle geldi. Siyasetçiler için en büyük sıkıntı oluşturacak böyle bir özelliğe sahip olmak Arınç için pek de iyi talih olmasa gerek…

Bülent Arınç'ı son dönemde gündeme taşıyıp üzerine eleştiri okları çeken açıklamaları ise siyasi olmaktan ziyade kadınlarla ilgili. Daha kısa bir süre önce kadınların gülmesiyle ilgili söyledikleriyle hakkında uluslar arası haberler yapıldığını, gülme kampanyası başlatıldığını hepimiz hatırlıyoruz.

Bu açıklamasının izleri silinmeden HDP'li kadın vekile söylediği: "Bir kadın olarak sus!" ifadesi üzerine medyada topyekün bir saldırı atağına geçildiği, bunun da feminizm üzerinden kadın hakları alt başlığı çerçevesinde yürütüldüğüne şahit olduk.

Arınç'ın sözlerini geleneksel anlayışla bütünleşmiş yerleşik kalıplarla tevil edip bir Arınç savunusu gerçekleştirecek değilim. Üstelik daha sonra sözlerine: "Cav cav cav konuşan bir kadına da artık susun hanımefendi demeyi neredeyse bana bir suç olarak gördüler!" ifadesindeki "cav cav cav konuşan kadın" ifadesindeki cinsel tahkiri görmezden de gelmeyeceğim.

Zaten, sözüne en ağır bedeller yüklenenlerin siyasetçiler olduğunu benden/bizden önce Sayın Arınç biliyor olmalı. Lakin bu, medyanın her zaman olduğu gibi bu konudaki çifte standardını da -hiçbir bahaneyle- görmezden gelmemizi gerektirmiyor.

Arınç'a daha ziyade "bu kadın" ifadesi üzerinden saldıranların, geçmişte Ecevit'in: "Bu kadına haddini bildirin!" ünlemesiyle bir kadını aynı zamanda hedef göstermesine sessiz kaldıklarını hiç kimse unutmuş değil!

Öte yandan, Pervin Buldan'ın meclis tutanaklarına geçmiş haliyle, bir başka kadın vekil için: "Sen bir sus be! Çok ayıp bir şey, çok ayıp. Vır vır vır, sabahtan beri. Kadınlığından utan biraz…" sözlerine takındıkları umarsız halin de savunulacak hiçbir yönü yok!

Buldan'ın ifadesindeki kadını öteleyen ezici geleneksel bakış açısının izleri bir tarafa bunun meclis çatısı altında bir kadın tarafından kadın vekilin cinsel kimlik üzerinden utanca, susmaya çağrılması ayrı paradoks ve şaşkınlık sebebi…

Pervin Buldan'ın sözlerinin muhatabı olan AK Partili vekil Gökçen Özdoğan Enç: "Bunların her şeyleri gibi kadın-erkek fırsat eşitliğine inançları da sahte. Kadınlığından utan diyor, asla kadınlığımdan utanmıyorum. Pervin Buldan'ın bu sözlerini kınamanın ötesinde aşağılayıcı ve nefret söylemi olarak görüyorum." Diye yorumlamış ki, haksız da değil.

İlginçtir; Arınç'ı kadın düşmanı ilan edenler, Buldan'ın ifadesindeki aşikar cinsiyet ayrımcılığına sessiz kalmayı, daha doğrusu bunu görmezden gelmeyi tercih ettiler.

Bu hafta kadına yönelik ayrımcılık, cinsel kimlik üzerinden saldırılar yazık ki bununla sınırla kalmamış, bir kısım medyanın, feminizm adı altında saldıranların esasında kendileri gibi olmayan kadınları önemsemediklerini gösteren bir başka olay da yaşanmıştır.

Hürriyet gazetesi yazarı Selahattin Duman'ın hukuki boyuta taşınan bir dezenformasyon üzerinden Esra Elönü'ne saldırmasının, hatta hedef göstermesinin ülkedeki cem-i cümle feministler, medya elemanlarınca görmezden gelinmesi çifte standardın son örneğini oluşturmuştur.

Bunlar için insan hakları bağlamındaki tüm istek ve beklentilerin kendileriyle/kendileri gibi düşünen/yaşayanlar ile sınırlı olduğunu biliyorduk zaten. Ama başta feminist çevreler olmak üzere tüm kadın hakları dillendirmesi yapanların kadınlarla ilgili algıda seçicilik ve savunu geliştirme konusunda da istikrarlı bir şekilde bu tutumu geliştirdiklerini bir kez daha görmüş olduk. Peş peşe gerçekleşen bu üç olayda takındıkları tutumla çifte standardın zirvesine taşındıklarının farkındalar mı bilemeyiz, ama bizler için şahitlik olunan ayrımcılık, ötekileştirmek, nefret suçu işlemekten başka bir şey değildi…

Twitter.com/sabihadogann