İnsanın kaderini belirleyen en güçlü etkenlerden biri, çoğu zaman farkına bile varmadan içine düştüğü çevredir. Bir çocuk, bir genç… Kiminle oturup kalkıyorsa, zamanla onun gibi düşünmeye, onun gibi yaşamaya başlar. Bu hakikati asırlar önce Efendimiz (s.a.v.) şu veciz ifadeyle ortaya koymuştur: “Kişi arkadaşının dini üzeredir. Öyleyse her biriniz kiminle dostluk ettiğine dikkat etsin.” Bu söz, sadece bireysel bir öğüt değil; aynı zamanda bir toplumun geleceğini tayin eden ilahî bir uyarıdır.
Bugün içinde yaşadığımız çağ, yani ahir zaman, fitnenin en ince ve en sinsi yollarla kalplere sızdığı bir dönemdir. Artık kötülük, eskisi gibi kaba ve açık değildir; dostluk adı altında, eğlence kisvesiyle, “özgürlük” söylemleriyle çocuklarımızın zihinlerine işlenmektedir. İşte tam da bu noktada arkadaş çevresi, bir çocuğun imanını ya koruyan bir kale ya da yıkan bir sel hâline gelir.
Yüce Allah Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyurur:
“Zalim kimse o gün ellerini ısırarak diyecek ki: ‘Keşke Peygamber’le birlikte bir yol tutsaydım! Yazıklar olsun bana! Keşke falanı dost edinmeseydim!’” (Furkan, 27-28)
Bu ayet, yanlış arkadaşlığın sadece dünyada değil, ahirette de pişmanlığa dönüşeceğini açıkça ortaya koymaktadır. Bir dost, insanı ya cennete yaklaştırır ya da ateşe sürükler. Arada bir yol yoktur.
Efendimiz (s.a.v.) başka bir hadisinde bu gerçeği daha somut bir benzetmeyle anlatır:
“İyi arkadaş misk satan gibidir; ya sana ikram eder, ya ondan satın alırsın ya da güzel kokusundan faydalanırsın. Kötü arkadaş ise demirci gibidir; ya elbiseni yakar ya da ondan kötü bir koku sana bulaşır.”
Bugün çocuklarımızın eline verdiğimiz telefonlar, onları sadece sanal dünyaya değil, görünmeyen arkadaşlıklara da açıyor. Biz evde koruduğumuzu sanırken, onlar ekranın öte yanında kimlerle arkadaşlık kuruyor? Kimlerin fikirleriyle şekilleniyor? Bu soruları sormadan, sadece “Ben çocuğuma güvenirim” demek, çoğu zaman ihmali örtmenin bir yolu hâline geliyor.
Ahir zamanın en büyük yanılgılarından biri de şudur: “Benim çocuğum etkilenmez.” Oysa insan, etkilenmeye en açık varlıktır. Hele ki çocuklar ve gençler… Kalpleri henüz şekillenme aşamasındayken, yanlış bir arkadaşlık onları fark etmeden bambaşka bir yöne sürükleyebilir.
Bu yüzden anne-babalara düşen görev sadece nasihat etmek değildir. Çocuklarının kimlerle vakit geçirdiğini bilmek, onların dostluklarını yönlendirmek, salih çevreler oluşturmak zorundayız. Çünkü ihmal edilen her arkadaşlık, gelecekte telafisi zor yaralara dönüşebilir.
Unutulmamalıdır ki, bir çocuğa bırakılacak en büyük miras; mal, mülk ya da makam değil, onu doğru insanlarla buluşturacak bir çevredir. Salih dost, insanı Allah’a yaklaştırır; kötü dost ise yavaş yavaş O’ndan uzaklaştırır.
Bugün evlatlarımız için vereceğimiz en hayati karar belki de şudur: Onları kiminle baş başa bırakıyoruz?
Çünkü dost, sadece bir arkadaş değil; ya cennete açılan bir kapı ya da cehenneme sürükleyen bir yoldur.