Türkiye'den Bangladeş'e giden bir grup gönüllü doktor, bu ülkede bulunan Arakan'lı mültecileri ziyaret etti, onların durumlarını inceledi. Doktor Yunus Çolakoğlu, Arakan izlenimlerini Milat'a değerlendirdi

Güncelleme: 05.01.2018 12:05

Türkiye'den Bangladeş'e giden bir grup gönüllü doktor, bu ülkede bulunan Arakan'lı mültecileri ziyaret etti, onların durumlarını inceledi. Doktor Yunus Çolakoğlu, Arakan izlenimlerini Milat'a değerlendirdi

Op.Dr.Yunus ÇOLAKOĞLU

Yaklaşık bir yıldır Arakan'da yaşanan insanlık dramı, televizyon ekranlarından gördüğümüz katliam ve sürgün hadiseleri hepimizi dehşete düşürüyor. Rohingya Müslümanlarının Budist çeteler ve Myanmar ordusunun saldırısı ile göçe zorlanması, insanlığın vicdanına saplanan görüntüler, çoğumuzun zihninde kalıcı izler bıraktı.

Dünya Sünnet Vakfı, Yeryüzü İyilik Hareketi, Arakan Derneği'nin organize ettiği organizasyonla 6 kişilik insani yardım ve sağlık ekibimiz hazırlıklarını tamamlayarak Atatürk Havalimanından 23 Aralık 2017 tarihinde THY uçağı ile 7.30 saat suren bir yolculuktan sonra Bangladeş'in başkenti Dakka' ya indi. Bangladeş 150 bin kilometre karede 160 milyon insanın yaşadığı Türkiye'nin beşte biri büyüklüğünde ,Endonezya ve Pakistan'dan sonra en kalabalık İslam ülkesi. Aynı zamanda kilometre kare başına düşen insan açısından dünyanın en kalabalık ülkesi. Hindistan'ın İngiliz sömürgesinden çıkmasından sonra Doğu Pakistan olarak ayrılmış ve önce Pakistan daha sonra önce sonra Hindistan tarafından işgal edildikten sonra bağımsızlığını kazanmış. Hanefi mezhebine mevcut müslümanların yaşadığı dünyanın en fakir ülkelerinden biri. Halkın yarısı günlük 2 dolarlık bir gelirle çalışıyor .Trafik eski İngiliz sömürgesi olduğundan sağdan işliyor. Havalimanında karşılaştığımız Sağlık Başkanlığımız görevlilerinden, mülteci makamlarının olduğu Cok's Bazar da 50 yataklı ve temel branşlarda hizmet verecek hastane kurulması için çalışma yapıldığını ve hizmet verme aşamasına gelindiğini öğreniyoruz. Bu bizi fazlasıyla sevindiren bir haber.

Dakka 15 milyon nüfusu olan ve çok kalabalık bir şehir. Adeta insan seli ile caddelerde karşılıyorsunuz. Şehir içinde riksa denilen üç tekerlekli bisikletler taksi niyetine kullanılıyor. Nüfusun yüzde 5'inin varlıklı ancak diğer kesimlerin sefalet ıçinde yaşadıkları devasa bir şehir. Caddeler oldukça bakımsız ve kirli.

İkinci gün Bangladeş Hava Yolları ile Cok's Bazar kentine gidiyoruz. Uçaktan geniş pirinç tarlaları görülüyor. Ayrıca tüm Bangladeş, nehirler ve göllerle kaplı. Mayısta başlayan Muson yağmurları ile sel baskınları sık görülüyormuş.

Cox's Bazar 500 bin nüfusu olan ve Hint Okyanusu'na 120 km kıyısı olan ve her tür tropikal meyvenin olduğu bir şehir. Ancak şehirde ortak kanalizasyon şebekesi yok. Şehir merkezi ile Arkan'lı mültecilerin kaldığı kamplar arası 40 km ve iki saatte ulaşılıyor. Şehirde tıpkı Yemen'de olduğu gibi çiğnenince sedasyon ve bağımlılık yapan bir bitkiyi kullanan çok sayıda kişiye rastlıyorsunuz. Bu bitki sebze ve meyve pazarlarında bol miktarda satılıyor. Bir çok tropikal meyvenin satıldığı pazarlarda ve tüm şehirde tam bir kargaşa hakim.

Kampa ulaştığımızda tam bir insanlık dramı ile karşılaşıyoruz. Yaklaşık 700 bin insan barakalardan ve bir kısmı bambu ağaçlarından yapılmış 4-5 metrekarelik alanlarda yaşıyor. İnsani yardım kuruluşlarının ve Unicef 'in yaptığı yardımlarla hayatta kalma mücadelesi veriyor. Çok ağır bir koku mevcut. Salgın hastalıklar yer yer baslamış. Çocukların yarısından çoğu ayakkabısız olarak dolaşıyor. Bangladeş-Arakan sınırında resmi rakamlara göre 600 bin, görevlilerden ve yardım kuruluşları ile yaptığımız görüşmelerde bu sayının 750 bine ulaştığını öğreniyoruz. Yardım kuruluşlarının önünde büyük bir izdiham var.

DÖNÜŞ UMUDU VAR MI?

Kamp sakinleri, şartlar uygun olduğunda elbette dönmeyi düşündüklerini ancak gece Myanmar askerlerinin köyleri basarak herşeyi yakıp yaktıklarını, evlerinin yakıldığını bu yüzden korktuklarını ve mevcut durumda dönmelerinin imkansız olduğunu söylüyorlar. Myanmar ordusu, ilk katliam ve teçhir uygulamalarına başladığında yerel mücahid unsurlar buna karşı silahlı mukavemette bulunmuş. Ordu da yerleşim merkezlerine yaptığı saldırı ve katliamları artırmış. İlk katledilenler müslüman halk içinden alimler, nüfuz sahibi kişiler, kanaat önderleri ve varlıklı müslümanlar olmuş.

Arakan-Bangladeş arası 100-150 km'lik mesafeyi gece ormanda gizlenerek ve yağmur altında yürümek zorunda kalan kişilerin yaşadığı sıkıntıları birinci ağızdan dinledik. Bazı kadınlar yolda doğum yapmak zorunda kalmış. Doğum sonrası bazı kadınların ve yeni doğan bebeklerin öldüğünü, bazı kimselerin nehirde boğulduğunu bize gözyaşları içinde anlatan 20 yaşındaki gencin yüzündeki acı hala taze.

Mülteci kamplarının bulunduğu bölgenin bir kaç km uzağında Budistlere ait köyler ve büyük bir Budist tapınağı mevcut. Hatta ölen bir Budist liderin anma toplantısına yüzlerce kişinin katıldığını gördük. Katliam ve tehcire rağmen budistler herhangi bir güvenlik önlemi dahi olmadan yaşayabiliyor, serbest dolaşıp ticaret, tarım yapıyorlar.

Kampların bulunduğu Cok's Bazar şehrinin nüfusunun yüzde 95'i müslüman ve şehir merkezine yakın mahallelerden birinde cami ile arasında 50 metre mesafe bulunan Budist tapınağında hiçbir sorun olmadan ibadet yapılıyor. Bu örnek dahi İslam'ı şiddet üzerinden tanımlamaya çalışan ve bilinçli bir algı oluşturmaya çalışan kişi kurum ve çevrelerin iddialarının ne kadar asılsız ve kasıtlı olduğunu gösteren güncel bir örnek.

Burma ordusu ve Budist papazların yönlendirdiği çeteler son 50 yılda yaptıkları saldırı ve katliamlarla Müslüman Arakan'lıların ülkeyi terk etmesine ve müslüman nüfusun sayısının 4 milyondan 200 bine inmesine neden olmuşlardır . Budistlerin provakasyonu ile başlayan son olaylar neticesinde Arakan artık ikinci bir Endülüs olmuştur. 13 asırlık İslam varlığı, Arakan'da bitme noktasına gelmiştir.

Bangladeş hükümeti ile Myanmar hükümeti arasında mültecilerin dönüşüne ilişkin yapılan görüşmelerde, Bangladeş'in mültecileri silahlandırıp Rohingiaya gönderme şantajının nisbi etkili olduğu söylense ve iddia edilse de yapılan görüşmelerin uluslararası alanda Burma hükumetine zaman kazandırmak ve gelişen olumsuz algıyı değiştirme amaçlı olduğu söyleniyor. Çünkü sırtını Hindistan ve Çin'e dayayan Myanmar hükümetinin geri adım atmasının zor olduğu söyleniyor.

Son yıllarda Bangladeş'te yaşanan ve İslami oluşumlara (özelde Cemaati İslami'ye) yönelik baskıcı politika, çözümü Müslümanlar açısından zorlaştırmaktadır. Bu konuda bizim fikrimizi soran kamp sakininin çaresizliği, bizde derin bir sükuta neden oluyor. Kampta güvenlik, daha önce polis tarafından sağlanırken şu an asayiş ve diğer bir takım kontroller ile gıda dağıtımı ordu tarafından yapılıyor. Bu yeni durum mültecilerde olumlu karşılanmış. Halk, polisin rüşvet ve kötü muamele yaptığından şikayetçi .

EN ZOR ŞARTLARDA DAHİ EĞİTİM DEVAM EDİYOR

Çalıştığımız kampta bir cami ve çevresinde barakadan okullar yapılmış. Yaklaşık bin çocuk eğitim alıyor. 50 öğrenci hafızlık eğitimini bitirmek üzere. Rika hatı ile basılmış Kuran'ı Kerim'lerden 4-5 yaşındaki kız ve erkek öğrenciler, Kur'an eğitimine başlamış. Osmanlı'da asırlarca en sık kullanılan bu tarz hattın bu zor şartlarda okutulması çok ilginç. Bazı ilahiyat mezunları ve dahi akademik vasıflı bilim insanlarının bu konuda hangi seviyede oldukları ister istemez akıllara geliyor. Üç ayrı seviyedeki öğrenci gurubu, gün içinde eğitim alıyor. Bu zor şarlarda dahi eğitime devam edilmesi oldukça düşündürücü ve sevindirici.

Daha önce sağlık ile ilgili alanlarda eğitim alan Rohingyalı gençler, kamplarda gönüllü çalışıp bize yardımcı olmaya çalışıyor. Tüm Bangladeş'de ve mülteciler arasında bir Türkiye ve Cumhurbaşkanı Erdoğan'a yönelik sevgiye şahit oluyorsunuz. Diyanet İşleri Başkanlığı, AFAD, Kızılay, TİKA, İHH, AİD, İyilik-Der, Dünya Sünnet Vakfı, Arakan Derneği, Yeryüzü İyilik Hareketi, Yardımeli vb. gibi 50'ye yakın bir çok resmi ve sivil toplum kuruluşu ile Türkiye bu insanlık dramına sessiz kalmayarak insanlığın vicdanı olmuş. Bunu kampları ziyaret eden önyargısız herkes net görebiliyor . Sadece TİKA her gün binlerce kişiye sıcak yemek yardımı yapıyor. Ancak dramın büyüklüğü, kamptaki tüm insanlara ulaşmayı zorlaştırıyor.

SIK OKUNAN BİR AYET VE HATIRLATTIKLARI

Kampta çalışırken dikkatimizi çeken diğer bir husus da, sünnet için gelen çocukların kendiliğinden Enbiya Suresi'nin 87. ayetinde geçen ve Yunus Aleyhisselam'ın zorluk anındaki feryadını ifade eden 'lailahe illa ente subhaneke inni kuntu minezzalimin' ayetini okumaları. Arakanda yaşanan zorlu tehcir ve katliam sürecinde ebeyenlerinin korku ve tedirginlik anında okudukları bu ayeti çocuklar da ezberlemiş ve kendiliğinden okuyorlar. Aslında çocukların yüzünde hala o korku ve panik izlenimini almak mümkün. Yaptığımız muayenelerde bazı çocukların kol bacaklarında iyileşmiş yara izleri mevcut.

Yedi yaşındaki bir çocuk, beş yaşındaki kardeşi ile yanında kimse olmadan sünnet için gelmiş .Türkiye'de bu anlamda törenlerle ve anlamsız seremonilerle yapılan sünnet düğünlerini hatırlamamak mümkün değil. Altı günlük organizasyonla kampta yaşamayı artık kabullenmiş ve hayat alanı olarak kabullenmiş kardeşlerimize yanlarında olduğumuzu göstermek ve hayatı normalleştirmek için acizane bir faaliyet yürüttük. Bu kapsamda altı gün içinde 1950 çocuğun sünnet işlemini olabildiğince steril aletler kullanarak gerçekleştirdik.

Şükürler olsun ciddi bir sorunla karşılaşmadan ve bize yardımcı olan kamp sakinlerinin teşekkürleri ile Türkiye Müslümanlarına gönderdikleri selamlarla ayrıldık. Toplum olarak sahip olduğumuz imkanları, mazlumların ve mağdurların istifadesine sunarak ve acıları bir nebze de olsa azaltabilirsek, o zaman insanlığa dair bir duruşumuz ve iddiamız olabilir. Paylaşılamayan, merhamet ve adalet üretmeyen bilgi ve imkanlar bir gün mutlaka elden çıkar.

TÜRKİYE, İNSANLIĞIN VİCDANI

Bu organizasyonla gördük ki Türkiye son 20 yılda resmi ve sivil anlamda din, dil ve ırk ayrımı yapmadan yeryüzünün bir çok bölgesinde yapılan faaliyetlerle insanlığın vicdanı oluyor. Bir çok ülkenin gündeminde yer almayan bu insanlık dramının yaşanmasında dünyadaki küresel adaletsiz ve hukuksuz sistemin payı büyüktür. Bu organizasyon ve yardım faaliyeti ile şunu bir kez daha gördük ki, bir ülkede var olan yer altı kaynakları, sahil ve kumsallar, cömert denizler, zengin ormanlar, nehirler ve verimli topraklar, huzurlu ve barış ortamının yaşandığı şartlarda bir anlam ifade ediyor.

Çok Okunanlar

Bankalar Birliği duyurdu: Borcu olanlar dikkat!

Türkiye Bankalar Birliği'nden yapılan son dakika açıklamaya göre bankaların üzerinde görüştükleri yapılandırma çerçeve anlaşması imzalandı.

İngilizler Hatay'a göz dikti!

Türkiye'nin Suriye sınırında güvenliği sağlamaya yönelik adımları İngiliz The Economist dergisini rahatsız etti. İdlib'teki gelişmelerin değerlendirildiği makalede "Türkiye, 1930'larda Hatay'ı Suriye'den ayırdı, şimdi sıra İdlib'de." İfadeleri kullanıldı.

Adnan Oktar davasında flaş karar!

Adnan Oktar grubuna yönelik 1999 yılında yapılan operasyonda gözaltına alınanlara işkence yaptıkları iddia edilen dönemin Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürü Adil Serdar Saçan'ın da aralarında bulunduğu 11 sanığın yargılandığı davada mahkeme davanın düşmesine karar verdi.

Rus modelden Putin'e şok suçlama

Rus model Anna Shapiro, Putin'e yönelik suçlamasıyla dünya medyasında yer aldı. 

Türkiye dünyada 4. ülke oldu

İlk yerli hibrit lokomotif Almanya'daki dünyanın en büyük demiryolu fuarında görücüye çıktı. Yüzde 40 yakıt tasarrufu sağlayacak lokomotif sayesinde Türkiye dünyada bu teknolojiye sahip 4. ülke oldu.

Bu kategorideki diğer haberler