Fatiha Suresi anlam ve fazilet olarak bir çok sırrı içinde barındırmaktadır. Dinimizin direği olan Namaz'ın Fatiha suresi olmadan kabul olmayacağına dair hadisi şerifi biliyoruz; 'Fatihatu'l-Kitabı okumayan kimsenin namazı yoktur' Buhari 765, Müslim 394, Ebu Avane 2/124, Ebu Davud 822, Nesei 909, Tirmizi 247, İbni Mace 837Fatiha suresi ile ilgili Hazreti Ali R.A. Hazretleri, Fatiha S\u00fbresi için şöyle buyurmuştur: "Eğer bana

Güncelleme: 10.08.2018 13:37

Fatiha Suresi anlam ve fazilet olarak bir çok sırrı içinde barındırmaktadır. Dinimizin direği olan Namaz'ın Fatiha suresi olmadan kabul olmayacağına dair hadisi şerifi biliyoruz; 'Fatihatu'l-Kitabı okumayan kimsenin namazı yoktur' Buhari 765, Müslim 394, Ebu Avane 2/124, Ebu Davud 822, Nesei 909, Tirmizi 247, İbni Mace 837 Fatiha suresi ile ilgili Hazreti Ali R.A. Hazretleri, Fatiha S\u00fbresi için şöyle buyurmuştur: "Eğer bana

Fatiha Suresi anlam ve fazilet olarak bir çok sırrı içinde barındırmaktadır. Dinimizin direği olan Namaz'ın Fatiha suresi olmadan kabul olmayacağına dair hadisi şerifi biliyoruz; 
'Fatihatu'l-Kitabı okumayan kimsenin namazı yoktur'  Buhari 765, Müslim 394, Ebu Avane 2/124, Ebu Davud 822, Nesei 909, Tirmizi 247, İbni Mace 837
Fatiha suresi ile ilgili Hazreti Ali R.A. Hazretleri, Fatiha S\u00fbresi için şöyle buyurmuştur: "Eğer bana Fatiha S\u00fbresini tefsir et deseler, 40 deve yükü kitap yazabilirim." 
Fazileti çok büyük olan ve Kuran-ı Kerim'in başlangıcı olan Fatiha suresinin okunuş şekilleri, manası ve tefsiri aşağıdaki gibidir.

 

Fatiha Suresi

 

Fatiha Suresi'nin latin alfabesiyle okunuşu:

1- Bismillahirrahmanirrah\u00eem.
2- Elhamdü lillahi rabbil'alemin
3- Errahmanir'rahim
4- Maliki yevmiddin
5- İyyake na'budü ve iyyake neste'\u00een
6- İhdinessıratel müstak\u00eem
7- Sıratellezine en'amte aleyhim ğayrilmağd\u00fbbi aleyhim ve leddall\u00een

Fatiha Suresi'nin Anlamı:
1- Rahman ve Rah\u00eem olan Allah'ın ismiyle.
2,3,4- Hamd, \u00c2lemlerin Rabbi, Rahman, Rah\u00eem, hesap ve ceza gününün (ahiret gününün) maliki Allah'a mahsustur.
5- (Allahım!) Yalnız sana ibadet ederiz ve yalnız senden yardım dileriz.
6,7- Bizi doğru yola, kendilerine nimet verdiklerinin yoluna ilet; gazaba uğrayanlarınkine ve sapıklarınkine değil. 

Fatiha Suresi Hakkında

Mekke döneminde inmiştir. Yedi ayettir. Kur'an-ı Kerim'in ilk s\u00fbresi olduğu için "başlangıç" anlamına "Fatiha" adını almıştır. S\u00fbrenin ayrıca, "Ümmü'1-Kitab" (Kitab'ın özü) "es-Seb'ul-Mesan\u00ee" (Tekrarlanan yedi ayet) , "el-Esas","el-Vafiye", "el-Kafiye", "el-Kenz", "eş-Şifa", "eş-Şükr" ve "es-Salat" gibi başka adları da vardır. Kur'an'ın içerdiği esaslar öz olarak Fatiha'da vardır. Zira övgü ve yüceltilmeye layık bir tek Allah'ın varlığı, onun hakimiyeti, tek mabut oluşu, kulluğun ancak O'na yapılıp O'ndan yardım isteneceği, bu s\u00fbrede özlü bir şekilde ifade edilir. Fatiha s\u00fbresi, aynı zamanda baştan başa eşsiz güzellikte bir dua, bir yakarıştır.

Nuzül

Mushafta birinci, nüz\u00fbl sıralamasında 5. s\u00fbredir. Hz. Muhammed'in peygamberliğinin ilk yıllarında Mekke'de nazil olduğu hususunda ittifak vardır. Kaynaklarda nüz\u00fbl sebebiyle ilgili özel bir olay yoktur. Kur'an'ın hem bir mukaddimesi hem de özeti gibidir. Ayrıca her müminin kıldığı namazın bütün rek'atlarında rabbi ile konuşurcasına okuması ve bu sayede O'na yaklaşması murat edilmiştir.

Fatiha Suresi'nin Konusu

Bu s\u00fbre ilah\u00ee kitabın bütün amaçlarını; getirdiği mana, bilgi ve hükümleri özet halinde ihtiva etmektedir. Kur'an-ı Ker\u00eem'in gönderiliş amacı insanların dünya hayatını düzene koymak ve iyi (ilah\u00ee irade, rıza ve düzene uygun) bir dünya hayatından sonra ebed\u00ee saadeti sağlamaktır. Bu amaca ulaşabilmek için: 1. Emir ve yasaklara ihtiyaç vardır. 2. Bu emir ve yasakların hayata geçmesi, bunların kaynağının "yaratıcı, varlığı zaruri, kemal sıfatlarına sahip, her çeşit eksiklik ve kusurdan uzak bulunan Allah" olduğunun bilinmesine bağlıdır. 3. Bu imanı, bu bilgi ve şuuru desteklemek üzere de mükafat ve ceza vaadi gerekir. S\u00fbrenin başından "yevmi'd-d\u00een"e kadar birincisi, "müstak\u00eem"e kadar ikincisi ve buradan sonuna kadar da mükafat ve ceza vaadi ile \u2013konuları desteklemek, canlı bir şekilde tasvir etmek ve geçmişten ibret alınmasını sağlamak üzere verilen\u2013 Kur'an kıssalarının özü veciz bir şekilde ifade edilmiştir. Kur'an-ı Ker\u00eem'in bilgi, irşad ve talimatla ilgili bütün muhtevası "bilinmesi ve inanılması gerekenler" ve "yapılması gerekenler" diye ikiye ayrılabilir. Birincisinde Allah, peygamberlik, gayb alemi hakkında bilgiler, öğütler, misaller, hikmetler ve kıssalar vardır. İkincisinde ise ibadetler, hayat düzeni gibi amel\u00ee, ahlak\u00ee hükümler ve öğretiler vardır. Fatiha s\u00fbresi bütün bunları ya sözü veya özüyle ihtiva etmektedir ya da bu konularda aklın önünü açarak ona ışık tutmaktadır.

"Hamd Allah'a mahsustur" cümlesi Allah Teala'nın kendisini hamde(övgü, yüceltme) layık kılan bütün yetkinlik sıfatlarını; "alemlerin rabbi" ifadesi diğer yaratma ve fiil sıfatlarını; "rahman ve rah\u00eem" isimleri Allah'ın insanlara rahmet ve merhametinden kaynaklanan din kurallarını; "ceza ve hesap gününün sahibi" nitelemesi kıyamet hallerini ve ahiret alemini; "Yalnız sana kulluk ederiz" kısmı iman, ibadet ve sosyal düzeni; "Yalnız senden yardım dileriz" cümlesi amellerde ihlası (ibadetlerin yalnızca Allah rızası için yapılmasını) ve tevhidi (O'ndan başkasına kul olarak boyun eğilmemesini, Tanrı'ya mahsus sıfat ve etkilerin O'ndan başkasına tanınmamasını) ifade etmektedir. "Bizi doğru yola ilet" cümlesi ibadet, nizam, düşünce ve ahlak çerçevesini, "nimete erdirdiklerinin yoluna..." kısmı gelip geçmiş örnek nesilleri, millet ve toplulukları; "gazaba uğramışların ve sapmışların yoluna değil" bölümü ise kötü örnek teşkil eden ve hallerinden ibret alınması gereken geçmiş toplulukları içine almaktadır.

Denebilir ki besmelenin başındaki "bi" edatından başlayarak besmeleye, sonra Fatiha'ya ve devamında bütün Kur'an'a doğru ilah\u00ee sırlar perde perde açılmakta; yoğunlaştırılmış dar hacimden, yoğunluğu gittikçe hafifleyen geniş hacimlere doğru yansıyan ilah\u00ee irşadın ışığı alemlere yayılmaktadır. "Bi" edatındaki "musahabe" (beraberlik) ve " istiane" (yardım dileme) manaları, kul ile Allah ilişkisinin ve dolayısıyla dinin amacının bütününü ihtiva etmektedir. Besmelenin geri kalan kısmı ile Fatiha, bu ilişkiyi daha da açarak devam etmekte, diğer s\u00fbre ve ayetler de bunları, aralarında bir bütünlük oluşturarak her kabiliyet ve zihin seviyesine uygun üsl\u00fbplar içinde açıklığa kavuşturmaktadır.

Fazileti

Gerek yalnızca "elhamdülillah" vb. şeklinde ifade edilen hamdin ve gerekse bütünüyle Fatiha s\u00fbresinin değeri ve müminin din\u00ee hayatındaki yeri hakkında birçok sahih hadis bulunmaktadır: "Zikrin en üstünü 'la ilahe illallah', duanın en yücesi 'elhamdülillah'tır" (Tirm\u00eez\u00ee, "Dua", 9).

"Allah'a hamd ile başlamayan her önemli işin sonu güdüktür" (İbn Mace, "Nikah", 19).

Allah'ın resulü, Eb\u00fb Sa\u00eed b. Mualla isimli sahab\u00eeye, Kur'an-ı Ker\u00eem'deki en büyük s\u00fbreyi mescidden çıkmadan bildireceğini ifade buyurmuş, sonra da bunun Fatiha olduğunu açıklamıştır (Buhar\u00ee, "Feza'ilü'l-Kur'an", 9).

Yine birçok sahih hadiste Fatiha s\u00fbresinin şifa özelliği ile ilgili açıklamalar yapılmıştır (mesela bk. Buhar\u00ee, "Feza'ilü'l-Kur'an", 9).

Fatiha Suresi 1. Ayet Tefsiri

Ayet

\u0628\u0650\u0633\u0652\u0645\u0650 \u0627\u0644\u0644\u0651\u0670\u0647\u0650 \u0627\u0644\u0631\u0651\u064e\u062d\u0652\u0645\u0670\u0646\u0650 \u0627\u0644\u0631\u0651\u064e\u062d\u06ea\u064a\u0645\u0650

\ufd3f\u0661\ufd3e

Meal (Kur'an Yolu)

\ufd3e1\ufd3f

Rahman ve rah\u00eem olan Allah'ın adıyla...

Tefsir (Kur'an Yolu)

"E\u00fbzü" veya "istiaze" diye bilinen bu cümle, bu şekliyle bir ayet olmadığı için mushafa yazılmamıştır. "Kur'an okuyacağın vakit o kovulmuş şeytandan Allah'a sığın" (Nahl 16/98) şeklinde buyurulduğu için Kur'an okumaya başlayanlar, besmeleden önce "e\u00fbzü..." ifadesini okumak suretiyle bu emri yerine getirmektedirler. Asıl adı İbl\u00ees olan şeytan, Allah'ın "\u00c2dem'e secde et!" emrine uymadığı, kendisinin daha üstün olduğunu ileri sürerek emre karşı geldiği için meleklerin vatanından (melek\u00fbt alemi) kovulup sürgün edilmiş; o da imtihan dünyasında Allah'ın kullarını, O'nun yolundan ve rızasından ayırmak için uğraşmayı kendine vazife edinmiştir (A'raf 7/11-17).

Şeytan, kendine uyan diğer cinleri ve insanları da kullanarak vazifesini yapmaya çalışmaktadır (En'am 6/112). Ancak Allah'a iman eden, O'na dayanan ve güvenen müminlere şeytanın zarar veremeyeceği ve onlara hükmünün geçmeyeceği ilgili ayetlerde açıklanmıştır (Nahl 16/98-100).

Yukarıda meali zikredilen ayet (16/98) sebebiyle Kur'an okumaya başlayanlar "e\u00fbzü" çekerler. Ancak bunun hükmü konusunda farklı görüş ve yorumlar vardır. Bazı müctehidlere göre emir kipi kullanıldığı için e\u00fbzü çekmek farzdır. Müctehidlerin çoğunluğuna göre ise bu bir tavsiye emridir, e\u00fbzü çekmek farz değil menduptur, teşvik edilmiştir ve güzel bulunmuş bir davranıştır.

Şeytanın insandan en uzakta olması gereken zaman olan Kur'an okuma halinde bile \u2013okumaya başlarken\u2013 e\u00fbzü çekmek tavsiye edildiğine göre diğer işlere başlarken bunu yapmanın daha da gerekli olacağı anlaşılmaktadır. Kötülüğe karşı bile iyilik yaparak insanlardan gelecek belayı defetmek, e\u00fbzü çekerek de şeytandan gelecek olan vesvese ve kışkırtmayı kendilerinden uzaklaştırmak Kur'an'ın, müminlere tavsiyeleri arasında yer almıştır (bk. Mü'min\u00fbn 23/96-98).

E\u00fbzü, bir yandan böyle madd\u00ee ve manev\u00ee şerleri, kötülükleri defetmeye ilaç olurken diğer yandan kulun imtihan şuurunu tazelemekte, insanın ulv\u00ee yönü ile süfl\u00ee yönü arasında ömür boyu sürüp giden ve onu geliştirmeyi, olgunlaştırmayı sağlayan mücadelede uyanık ve tedbirli olmayı telkin etmektedir. 1. S\u00fbrelerin başında bulunan besmele cümlelerinin, Kur'an-ı Ker\u00eem'in mushaflarda ilk defa toplanmasından itibaren yazılageldiği, aynı dönemde Kur'an'a dahil olmayan hiçbir şeyin mushafa yazılmadığı dikkate alınırsa \u2013aksine görüşler bulunmasına rağmen\u2013 her s\u00fbrenin başındaki besmeleyi, s\u00fbrenin ayet sayılarına dahil olmayan ayrı bir ayet olarak kabul etmek gerekmektedir. Hanef\u00ee fıkıhçılarının görüşleri de böyledir (Cessas, Ahkamü'l-Kur'an, I, 12).

İmam Şafi\u00ee Fatiha s\u00fbresinin başındaki besmeleyi bu s\u00fbreden bir ayet olarak kabul etmiştir. Diğer s\u00fbrelerin başlarındaki besmeleler konusunda kendisinden iki farklı görüş nakledilmiş, her s\u00fbreye dahil bir ayet sayılması görüşü \u2013ona ait olması yönünden\u2013 daha sahih bir rivayet olarak kaydedilmiştir. Eb\u00fb Han\u00eefe'ye göre besmeleler s\u00fbrelerin başında ayrı ayetler olduğu için namazda yalnızca Fatiha'dan önce sessiz olarak okunur, Fatiha'yı takip eden ve zamm-ı s\u00fbre denilen s\u00fbre ve ayetlerden önce ise besmele okunmaz.

Besmele dilimize genellikle "Rahman ve rah\u00eem olan Allah'ın adıyla" şeklinde çevrilmektedir. Bu cümlede zikredilmeyen fakat her besmele okuyanın başlayacağı işe göre niyetinde bulunan "... okuyorum, başlıyorum, yapıyorum, yiyorum" gibi bir yüklem vardır. "Allah'ın adıyla yemek, okumak" ifadesinden Türkçe'de "yenen ve okunanın Allah'ın adıyla birlikte yenildiği veya okunduğu" anlaşılır. Bu mana kastedilmediğine göre maksadı doğru anlatabilmek için besmeleyi "Rahman ve rah\u00eem olan Allah adına, ... adını anarak, ... Allah'tan yardım dileyerek ..." şekillerinde çevirmek de uygun olur.

Kul herhangi bir davranışta bulunurken, önemli bir işe teşebbüs ederken önce e\u00fbzü çekerek muhtemel olumsuz etkileri defetmekte sonra da besmeleyi okuyarak "kendinin tek başına yeterli olmadığını, başarı ve gücün ancak Allah'tan gelebileceğini, Allah'ın yeryüzünde halife kıldığı bir varlık olarak O'nun mülkünde, O'nun adına tasarrufta bulunduğunu, asıl malik ve hakim olan Allah'ın koyduğu sınırları aşarsa emanete hıyanet etmiş olacağını..." peşinen kabul etmekte ve bundan güç almaktadır. Burada tevhid cümlesinin manası da üstü kapalı olarak mevcuttur. Zira nasıl ki tevhid cümlesinde "la ilahe" denilerek önce bütün sahte tanrılar zihinlerden siliniyor, sonra da "illallah" ifadesiyle hakiki, tek, eşi ve benzeri bulunmayan Tanrı (Allah) kalbe ve zihne yerleştiriliyorsa, e\u00fbzü besmele çekildiğinde de önce kulluk ilişkisine engel olan kirli çevre temizleniyor, sonra da bu ilişkinin en uygun anahtarı kullanılmış, doğru kapılar açılmış, sağlıklı bağ kurulmuş oluyor.

Allah yerine "tanrı", rahman yerine "esirgeyen", rah\u00eem yerine de "bağışlayan" kelimelerinin kullanılması bu isimlerin anlamlarını tam olarak karşılamaz. Çünkü Allah ismi, bu isme hakkıyla layık olan "tek, eşsiz, benzersiz, bütün kemal sıfatlarına sahip ve eksikliklerden uzak, varlığı zaruri (olmazsa olmaz), yokluğu düşünülemez" olan yüce zata mahsustur, bu sıfatları taşımayan hiçbir varlığa Allah denemez. Halbuki insanların uydurdukları, kendilerine göre bazı nitelikler yükledikleri mabudlara tanrı denebilir. Başka bir deyişle tanrı kelimesi Allah için de kullanılabilir, halbuki Allah ismi O'ndan başka hiçbir varlık için kullanılamaz ve Arap dilinde de kullanılmamıştır.

Kur'an dilinde rahman sıfat-ismi de Allah'a mahsustur, başka hiçbir varlık için kullanılmamıştır. Rahman "en uzak geçmişe doğru bütün yaratılmışlara sonsuz ve sınırsız lutuf, ihsan, rahmet bahşeden" demektir. Rahman, rahmetiyle muamele ederken buna mazhar olan varlığın hak etmesine, layık olmasına bakmaz, bu sıfatın tecellisi yağmur gibi her şeyin üzerine yağar, güneş gibi her şeyi ısıtır ve aydınlatır. Rah\u00eem "çok merhametli, rahmeti bol" demek olup bu sıfatla kullar da nitelenebilir. Allah'ın rah\u00eem sıfat-ismi O'nun, daha ziyade kullarının gelecekte elde etmek üzere hak ettikleri, layık oldukları sınırsız rahmetini, lutuf ve merhametini ifade etmektedir. "Esirgemek" ve "bağışlamak" bu sonsuz, engin ve etkisi çeşitli rahmetin ancak bir parçası, etkilerinin yalnızca bir çeşididir.

\ufd3f\u0662\ufd3e

Meal (Kur'an Yolu)

\ufd3e2\ufd3f

 Hamd, alemlerin rabbi Allah'a mahsustur.

Tefsir (Kur'an Yolu)

Dilimizde övme ve teşekkür etme, Arapça'da medih ve şükür kelimelerinin hamd kelimesine yakın manaları bulunmakla birlikte bunlar arasında birtakım ince farklar da vardır. Methetme (övme) bir iyilik ve güzellik karşısında yapılır; bu iyilik ve güzelliğin sahibi, kendisinin bunda iradesi ve etkisi olsun olmasın methedilebilir. Kişi kendi iradesinin eseri olmayan güzelliği sebebiyle övüldüğü gibi cömertlik ve cesaret gibi erdemlerinden dolayı da övülür. Halbuki hamd ancak irade ve istekle hasıl olan iyilik ve güzellik karşısında yapılır. 

 

Şükür ve teşekkür "isteyerek yapılmış (ihtiyar\u00ee) bir iyilik ve ihsana karşı dille veya başka şekillerde uygun mukabelede bulunmak"tır. Bu, hem Allah'tan hem de insanlardan gelen iyilikler karşılığında yerine getirilmesi beklenen ahlak\u00ee bir ödevdir. Hamdetmek de dil ile yapılır; "hamdolsun, elhamdülillah..." denir, ancak bunun sebebi yalnızca nimet ve ihsan değil, irade ve ihtiyara dayalı bütün güzellik ve iyiliklerdir. Bu manada hamd yalnızca Allah'a mahsustur. Çünkü başkalarına ait olan iyilik ve güzellikler, gerçek ve kamil manasıyla onların isteklerine bağlı değildir. İnsanların kendi isteklerine bağlı iyilik ve güzelliklerde Allah'ın da iradesi vardır. Onların irade ve isteklerine bağlı olmayan iyilik, güzellik ve hizmetler ise doğrudan yaratıcının, fıtrat ve özellikleri takdir edip yaratarak insanlara bahşeden kudretin eseridir. Dolayısıyla bu manada hamdin tamamı Allah'a mahsustur, O'na aittir. 

 

 \u00c2lem madd\u00ee ve manev\u00ee, görülen ve görülemeyen, dünyada ve ahirette Allah Teala'nın yarattığı her şeydir. Görülen, hissedilen, insan bilgisinin ulaşabildiği madd\u00ee varlıklara "mülk ve şehadet alemi", madde ötesi varlıklara da "gayb ve melek\u00fbt alemi" denilir. Gayb ve melek\u00fbt aleminin tek sahibi Allah'tır. Mülk ve şehadet aleminin ise gerçek sahibi Allah olmakla beraber görünürde ve mecazen başka sahipleri de olabilir.

Vahiy yoluyla gelen bilgilere göre şehadet ve mülk alemi, gayb ve melek\u00fbt alemine nisbetle denizden bir damla, sahradan bir kum tanesi kadardır. Günümüze kadar insan bilgisinin ulaşabildiği uzay akıllara hayret verecek büyüklüktedir. Fakat bu büyüklük gayb aleminin yanında bir kum tanesi kadar kaldığına göre gayb aleminin azametini akıl terazisi çekemez. Konuya bu açıdan bakıldığında evrenin büyüklüğüne ve ondaki düzenin inceliklerine dair ulaşılan her yeni bilgi, Allah'ın insana bahşettiği aklın nerelere kadar ulaşabileceğini ortaya koymasının yanında, erişeceği sırların enginliğini tasavvur edebilmesi için bir ölçü de oluşturmaktadır. Şu halde gayb aleminin bu büyüklüğü iman ve irfanla kavranmakta, oradan da bütün alemlerin rabbi (sahibi, maliki, takdir edip yaratanı, koruyanı, geliştireni) olan Allah'ın azamet ve büyüklüğü karşısında kula yakışan hayret haline ulaşılmakta; bu azamet karşısında kul secdeye kapanınca onun hayret hali, "huzur, güven, sevgi, yakınlık ve tatmin"e dönüşmektedir.

Rab kelimesi tek başına söylendiği zaman bundan yalnızca "Allah" kastedilir, O'nun güzel isimlerinden biridir, "sahiplik ve terbiye edicilik" özelliğini ifade eder. Bu kelime "rabbü'd-dar" (ev sahibi) gibi tamlama şeklinde başkaları için de kullanılır.

Fatiha Suresi - 3 . Ayet Tefsiri

Ayet

\u0627\u064e\u0644\u0631\u0651\u064e\u062d\u0652\u0645\u0670\u0646\u0650 \u0627\u0644\u0631\u0651\u064e\u062d\u06ea\u064a\u0645\u0650\u06d9 

\ufd3f\u0663\ufd3e

\ufd3e3\ufd3f

 Rahman ve rah\u00eem.

\ufd3f\u0664\ufd3e

Meal (Kur'an Yolu)

\ufd3e4\ufd3f

Ödül ve ceza gününün tek hakimi.

Tefsir (Kur'an Yolu)

"Ödül ve ceza (din) gününün hakimi" diye çevirdiğimiz tamlamada geçen malik "malın, mülkün sahibi" demektir. Kıraat alimlerince "hükümdar, iktidar sahibi" anlamında "melik" şeklinde de okunmuştur. İnsanlar için kullanıldığında malik ile melik arasında güç, yetki ve tasarruf hakkı bakımlarından önemli farklar vardır.

Mal ve mülkün sahibi (malik) kişinin başkalarına hükmü geçmez, başkalarına hükmü geçen hükümdar (melik) ise her malın ve mülkün sahibi değildir. Allah Teala hakkında malik ve melik sıfatları kullanıldığı zaman mana çerçevesinde bir eksiklik olamaz; çünkü O hem alemlerin sahibidir hem de herkese ve her şeye hükmü geçer; O'nun iktidarı üstünde bir iktidar tasavvur bile edilemez. Melik O'nun zatına, malik ise fiiline ait sıfatlardır.

 

"Ödül ve ceza (din) günü"nün ahiretteki hesaba çekme ve hüküm verme günü olduğu, bunu açıklayan başka ayetlerden anlaşılmaktadır (mesela bk. İnfitar 82/17-19).

Allah Teala bütün zamanlarda ve zaman kavramına bağlı olmaksızın mutlak hakim, sahip, melik ve maliktir. Ancak Allah Teala dünya hayatında, imtihan için kullarına da sahiplik ve iktidar vermiş; imanı olduğu halde gaflet içinde bulunan kimseler \u2013zaman zaman da olsa\u2013 Allah'ın sahipliği ve iktidarının bilincinde olmaya özen göstermemişler; imanı olmayanlar ise bunun şuurundan tamamen yoksun kalıp inkar etmişlerdir.

\u00c2hiret aleminde kulun, bu görünürdeki ve geçici iktidarı da ortadan kalkacağı için Allah'ın melik ve malik sıfatı bütün azametiyle ortaya çıkacak, belli olacaktır. Bunun için ahirette O, gerçekte ve görünürde "melik ve malik"tir.

 

Meal (Kur'an Yolu)

\ufd3e5\ufd3f

(Rabbimiz!) Ancak sana kulluk eder ve yalnız senden yardım dileriz.

Tefsir (Kur'an Yolu)

Besmeleden buraya kadar kendisi ve sıfatları, kulları ve kainat ile kesintisiz ilişkisi, dünya hayatının sonu ve hesap günü hakkında önemli açıklamalar yapan Allah Teala, bunları iman içinde dinleyip anlayan ve şuuruna yerleştiren kullarında hasıl olacak duygu ve düşünceye, davranış biçimine tercüman olarak "Ancak sana kulluk eder ve yalnız senden yardım dileriz" buyuruyor. Şu halde yukarıda sıralanan eşsiz ve benzersiz sıfatlar Allah'a mahsus olduğuna göre ibadetin ve yardım dilemenin O'na özgü kılınması da \u2013kul açısından\u2013 tabii hale gelmektedir.

 

İbadet "kulluk ve tapınma" olarak anlaşılmıştır. Bu kavramın içinde kamil manada "sevgi, korku ve boyun eğme" vardır; bu üç tavır ve duygunun birlikteliği ibadetin temelini oluşturur. İnsanların yaratılış gayesi ibadettir; ancak onlar buna mecbur tutulmamışlardır; yani terim anlamıyla ibadet, iradeye bağlı olmayan hareketler ve oluşlar gibi hasıl olmamakta; ilah\u00ee emri kul, \u2013dünya hayatında bir imtihan olarak\u2013 serbest iradesiyle yerine getirmekte veya ihmal etmektedir.

Dünyanın bütün nimetleri ve imkanları insanın, insanca (yalnız Allah'a kulluk ederek) yaşaması için verilmiş araçlardır. Bunları amaçlarına uygun olarak kullanmayanlar nimetin kıymetini bilmemiş ve israfa sapmış olurlar. İnsanın sınırlı gücü ve iradesi her zaman madd\u00ee ve manev\u00ee ihtiyaçlarını karşılamaya ve kendisinden beklenenleri yerine getirmesine yeterli olmamaktadır. Bu sebeple insanlar hem diğer insanlardan hem de insan üstü güçlerden yardım istemeye ve almaya kendilerini mecbur hissetmişlerdir. Fakat onların bu iki kaynaktan yardım istemek ve almak için tuttukları yollar, benimsedikleri sistem ve usuller, ilah\u00ee irşada kulak asmadıkları zamanlarda şirke ve bedbahtlığa düşmelerine sebep olmuş; dolayısıyla birçok batıl din, işe yaramaz sistem ortaya çıkmıştır.

Bu ayet, ibadet ederken ve yardım isterken yöneleceğimiz doğru adresi bize göstermekte ve tevhidi (bir Allah'a ibadeti, sığınmayı ve yönelmeyi) getirmektedir.

 

\u00c2yette "ederim, dilerim" yerine "ederiz, dileriz" şeklinin seçilmiş olması tevhid ehli müminlerin bir bütün teşkil ettiklerini, bu sebeple "Sen ben değil, biz varız" ilkesi doğrultusunda hareket etmelerini, ferttoplum arasındaki dengeyi korumalarını işaretlemektedir. Burada "biz"i oluşturan bağ imandır, bir Allah'a kulluktur; "Allah'ın kulları! Kardeş olun" (Buhar\u00ee, "Nikah", 45; Müslim, "Birr", 23, 28-32) mealindeki hadis de bu manaya açıklık getirmektedir.

Müminler kardeşçe yardımlaşırlar, fakat kimin elinden gelirse gelsin gerçekte her nimetin Allah'tan geldiğini, O dilemedikçe kimsenin bir şey veremeyeceğini bilir

 

\ufd3f\u0666\ufd3e

Meal (Kur'an Yolu)

\ufd3e6\ufd3f

Bizi dosdoğru yola ilet;

Tefsir (Kur'an Yolu)

İnsanlar madd\u00ee ve manev\u00ee hayatlarını düzenlerken doğrunun yanında yanlış da yapmışlar; hatalı, çıkmaz, saptırıcı yollara da yönelmişlerdir. Sapmanın ve yanılmanın baş sebebi insanın kendini yeterli sanması, bilgi ve güç almak için Allah'a yönelmeyi reddetmesidir.

"Gerçek şu ki insan, kendini kendine yeterli görerek ille de azgınlaşmaktadır! Oysa (kuldaki) her şey yalnız rabbine aittir (O'na dönecektir)" (Alak 96/6-8). "Bize doğru yolu göster" duası aynı zamanda rabbin, kullarına bir irşad ve uyarısıdır; eğer insan kendine yeterli olsaydı, doğru yolu görmesi ve bulması için bir başkasına ihtiyacı olmazdı. Yaratıcı bu talimatı verdiğine göre kula düşen, ilah\u00ee irşada kulak vermek, insan\u00ee bilgi ve kabiliyetlerini bu irşad doğrultusunda kullanarak her adımını doğru atması için O'nun tarafından sağlanan imkanları gerektiği gibi kullanmaktır. "Doğru yol" (sırat-ı müstak\u00eem) İslam'dır. Allah'ın peygamberleri ile kullarına gönderdiği dinlerin genel adı da İslam'dır. Yaratan ile yaratılan, Allah ile kul, akıl ile vahiy, hürriyet ile cebir, haksızlık ile adalet, iyi ile kötü... ancak İslam'da yerli yerine konmuş, doğru ilişkiler ve dengeler kurulmuş, kurulma yolları gösterilmiştir. Hadiste yer alan bir örnekle açıklanacak olursa dosdoğru bir yol, yolun iki tarafında iki duvar, duvarlarda açılmış perdeli kapılar ve yolun başında da bir çağırıcı var ve o, "Ey insanlar! Hepiniz doğru yola giriniz, dağılıp parçalanmayınız!" diye sesleniyor. Birisi perdeli kapılardan birine girmek istediğinde yukarıdan bir başka çağırıcı sesleniyor: "Sakın o perdeyi kaldırma! Kaldırırsan girer gidersin!" (Müsned, IV, 182-183; Şevkan\u00ee, I, 20). Bu örnekteki yol İslam'dır, duvarlar Allah'ın koyduğu sınırlardır, kapılar haramlardır, yolun başındaki çağırıcı Allah'ın kitabıdır, yukarıdaki çağırıcı ve uyarıcı, her müminin kalbindeki ilah\u00ee öğütçüdür. Böylece İslam'da vahiy, vicdan ve akıl birlikte işletilerek doğru yol bulunmaktadır.

 

Ne irfandır veren ahlaka yükseklik ne vicdandır,

Fazilet hissi insanlarda Allah korkusundandır.

\ufd3f\u0667\ufd3e

Meal (Kur'an Yolu)

\ufd3e7\ufd3f

Nimetine erdirdiklerinin yoluna; gazaba uğramışların yoluna da, doğrudan sapmışların yoluna da değil!

Tefsir (Kur'an Yolu)

Burada tarihe bir atıf yapılarak yolun doğrusu ve eğrisi hakkında bir başka ölçüt ve delil daha verilmektedir. İslam yalnızca Allah kitabında böyle buyurduğu için doğru yol değildir, aynı zamanda tarih boyunca ilah\u00ee irşadı reddedenlerin tecrübeleri de doğru yolun İslam olduğunu göstermektedir. Bu sebeple doğru yolu arayanlar ve üzerinde bulundukları yolun sağlamasını yapmak isteyenler, dönüp tarihe bakmak, gerçek mutluluğu bulanlarla sapanlar ve Allah'ın gazabına uğrayanların yol ve yöntemlerini incelemek durumundadırlar. Tarihte hem örnekler hem de ibretler vardır. Örnekler, peygamberlerin izlerinden giden fert ve ümmetlerde, ibretler ise onlara cephe alan ve Cenab-ı Hakk'a meydan okuyanlarda görülmektedir. Bazı rivayetlerde sapanların "hıristiyanlar", ilah\u00ee gazaba uğrayanların da "yahudiler" olarak açıklanması (mesela bk. Müsned, IV, 378; Tirmiz\u00ee, "Tefs\u00eer", 2), yalnızca zaman ve mekan itibariyle yakın birer örnek olmalarından dolayıdır.

 

Müslim'in rivayet ettiği bir kuts\u00ee hadiste (bk. "Salat", 38) Allah Teala'nın, "Namazı (Fatiha'yı) kulumla kendi aramda yarı yarıya paylaştım ve kulum dilediğini alacaktır" buyurduğu ifade edildikten sonra şöyle devam edilmiştir: Kul (namazda Fatiha'yı okurken) "Hamd alemlerin rabbi Allah'a mahsustur" deyince Allah, "Kulum bana hamdetti" buyurur. Kul "rahman ve rah\u00eem" deyince Allah, "Kulum beni övdü" der. "Ceza gününün tek sahibi" deyince "Kulum benim yüceliğimi dile getirdi" der. "Ancak sana ibadet eder ve yalnız senden yardım dileriz" deyince "Bu, kulumla benim aramda ortak olan kısımdır ve istediği kulumun olacaktır" buyurur. Kul "Bizi dosdoğru yola ilet; nimetine erdirdiklerinin yoluna; gazaba uğramışların yoluna da, doğrudan sapmışların yoluna da değil!" deyince Allah, "İşte bu, yalnızca kuluma aittir ve kuluma istediği verilecektir" buyurur.

 

"Duamızı kabul buyur, böyle olsun, bizi eli boş çevirme" manasına gelen "amin" sözü, dilleri ne olursa olsun bütün müslümanların, hatta semav\u00ee din mensuplarının ortak ifadeleri haline gelmiştir. Bu cümle Fatiha s\u00fbresine dahil olmadığı gibi ayet de değildir. Birçok hadiste Res\u00fblullah'ın Fatiha'dan sonra "amin" dediği ve böyle denilmesini öğütlediği ifade edilmiştir (mesela bk. Müslim, "Salat", 72-76). Namazda veya namaz dışında Fatiha'yı okuyan veya dinleyen kimse, s\u00fbrenin sonunda "amin" deyince aynı zamanda meleklerin de "amin" dedikleri, hem şehadet hem de gayb alemlerinde aynı anda dile getirilen bu duanın Allah tarafından kabul buyurulacağı hadislerde açıklanmıştır (bk. Buhar\u00ee, "Ezan", 112-113; Müslim, "Salat", 72-76). Yine sahih hadisler, Fatiha sesli okunduğunda "amin" duasının da sesli yapılacağı bilgisini getirdiği için fıkıh mezheplerinin çoğu bunu benimsemişlerdir (Şevkan\u00ee, Neylü'l-evtar, II, 229-232). Hanef\u00eeler'e göre bu cümle namazda daima sessiz söylenir.

Kaynak : Kur'an Yolu Tefsiri Cilt: 1 Sayfa: 64-65

 

 

Bu işte bir terslik var diyeceğiniz kareler
ŞOK 10 EKİM Aktüel İndirimli Ürünler Kataloğu
WhatsApp bugün değişti! Kimse fark etmedi bile
Acun zam yaptı! İşte O Ses Türkiye'de jürinin alacağı maaş
Daha zoru yok! Çok az kişi çözebildi
İP'te toplu istifa
Türkiye resti çekti! Devam edecek
Danıştay'dan 'andımız' kararı
Valilikten '29 Ekim' açıklaması
Emniyetten büyük başarı! Yakalandılar
Bu işte bir terslik var diyeceğiniz kareler
Yunanistan kaşınıyor! Engellendi
ABD tehdit etti! '72 saatiniz var'
Putin'den dünyayı ayağa kaldıran iddia
Sözcü bildiğiniz gibi! Yine yalan
Enflasyona karşı destek çığ oldu!
Kaşıkçı olayında Suudilerin yalanları!
Karar verildi! Metro hattı uzatılıyor
Erdoğan'dan 'özerklik' açıklaması!
İşte yerli otomobil! Adeta su yakıyor

Gagauz Özerk Yeri'nde Erdoğan coşkusu

Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın Gagauz Özerk Yeri'nde halka hitabından önce kent meydanını dolduran çok sayıda Gagauz, sevgi gösterilerinde bulundu.

Nereye gitti şimdi bu?

Rakunlar bir şeyi yemeden önce yıkamak isterlermiş. Bu rakuna da pamuk şeker vermişler

Arıların savaşı!

30 eşek arısının 30.000 bal arısı bulunan bir kovanı işgali

Bir yabancının gözünden Türkiye

Leonardo Dalessandri'nin gözünden, Türkiye.

Bir madeni paradan daha fazlası..

Bir madeni paradan daha fazlası..

Çok Okunanlar

Fetih Suresi anlamı, Arapça ve Türkçe okunuşu ile tefsiri

Fetih Suresi Müslümanlara çok büyük müjdelerle dolu olan surelerden biridir. Hz. Muhammed (sav) ve ashabına ve biz Müslümanlara zaferler müjdelemektedir. Cihada çıkan Müslümanlara da Fetih Suresi'nde uyarılar ve kolaylıklar yer alır. Özürlünün, hastanın ve âmâ için Fetih Suresinde kolaylıklar zikredilirken, özürsüz olarak cihaddan geri duranlara da azab müjdelenmektedir. Fetih Suresi gerçek iman sahipler için müjde, inanmış gibi yapanlar için korku vesilesidir.

Tutuklanan sosyal medya fenomeninden rezil ifade

Sapkın videoların sahibi Gaga Bulut lakaplı şahıs, "İlgi çekmek için feminen giyiniyorum, kız arkadaşım var" dedi.

İşte yerli otomobil! Adeta su yakıyor

Elektrikli yerli otomobil ilk kez İstanbul'da bir fuarda görücüye çıktı. İşte dizaynıyla da oldukça dikkat çeken yerli otomobilin ilk görüntüleri...

Ses kaydı gündeme bomba gibi düştü

Cemal Kaşıkçı'nın işkenceyle öldürüldüğüne dair ses kayıtları ortaya cıktı. Ses kaydında Başkonsolos Muhammed Uteybi, “Bu olayı dışarıda yapın. Benim başımı belaya sokacaksınız” ve “Yaşamak istiyorsan sus!” gibi sözler söylüyor.

Torba Yasa Meclis'te! İşte ayrıntılar

TBMM Genel Kurulu'nda, trafik cezalarını artıran, uyuşturucuyla mücadeleye yönelik önlemleri içeren, yabancıların Türkiye'de iş ve işlemlerini kolaylaştıran düzenlemelerin de yer aldığı Karayolları Trafik Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapan Kanun Teklifi kabul edildi.

Bu kategorideki diğer haberler