AŞK ve DUA

0

-Yaşamak için ölmek gerektiğini bilenlerin aziz ve latif ruhlarından alınan baharla…

Bilhassa son dönemlerde ülkemizin zor ve kritik süreçlerin imtihanını veriyor olması ve kelimenin tam anlamıyla onlarca ayrı cephede savaşması düşündürücüdür. Yalnızca kendi insanının refah çıtasını yükseltmekle kalmayıp himayesine muhtaç halklara da kapılarını sonuna dek açan aziz devletimiz, içimizdeki ve dışarıdaki düşmanlara karşı, durmaksızın mücadele halinde bırakılmıştır. Düşünen beyinler ve gören gözler için yaşananların, tercümeye ihtiyacı yoktur. Yalnız bir Türkiye'nin yalın duruşu kadar açıktır her şey. Maddiyat ve maneviyatımızı yoran, ruhumuzu devasa kaygıların eşiğine bırakan, bizi acıya alıştırma çabasına girerken heyecan, hüzün ve coşkumuzu diri tutan bu ahval, elbette kalbî hassasiyetimizi ziyadeleştirmiş, belki de olması gereken kıvama yaklaştırmıştır.

İnsan en çok, kaybetme korkusuyla karşı karşıya kaldığında anlıyor sahip olduklarının değerini. Hatırladıkça, unutmak külfetinin o karanlık çukurundan uzaklaşıyor. Yollarına düşüyor azmin, sevda ve davanın… Sadece kendine ait bir yaşamın değil, zamanın ve mekanın emanetçisi olduğunu fark ediyor. Acı da olsa farkındalık, acılarla gelişiyor.

Toplum fertlerinin ortak duygulara yelken açtığı ender zamanlar vardır. Sadece dilin değil, kalbin de lisanını aynı kılan özel zamanlar… Biliyorum şu sıra, bir elin parmakları gibi aynı telaş ikliminde nefes alıyor, aynı kaygılara uyanıyoruz. Fitne oyunlarının ve art niyetin peşinden gitmeyen herkes, küfre karşı geliştirilen kavgayı, Sevgili gibi taşıyor sinesinde… Bir resimle, türküyle, işaretle gözleri dolabilen bilinç, artık hak ettiği anlamı yüklüyor Mehmetçiğine… Geçtiğimiz gün sosyal medyada bir yorum gelip durdu gözlerimde…"Bu topraklarda yaşayabilmek için bizim ölmekten başka çaremiz kalmadı…" diyordu. Bunu öyle doğal, öyle güzel, öyle samimi bir ifadeyle iliştirivermişti ki paragrafına, sarsıldım. Dünyamın aşina olmadığı o ses, çok tanıdık geldi ruhuma. Biz kez daha anladım ki bu uzak tanıdıklık bizi biz yapan, bizi millet yapan en nadide faktör. Ölümü yaşamın bir parçası olarak görmenin ötesinde, "sonsuzluğa açılan yenikapı" olarak telakki eden derin anlayış.

Toplumun geneli bilinçli bir seviye geliştirirken bir kısmı, kargaşa ortamını daha büyük bir karanlığa çekmenin hizmetine adamış durumda kendini… Üzülüyoruz; bile isteye alet olandan ve kalbinde ezelî bir vefasızlığın zehirli sarmaşığını taşıyandan çok, bilmeden, farkında olmadan, anlamaya çalışmadan ayrıştırmanın içinde bulunanlara… Yani kananlara değil de kandırılanlara… Kaliteyi bayağıdan, derinliği sığlıktan, özü yalancı kuvvetten ayıramayanlara…

FETÖ, DAEŞ, IŞİD, PKK… Hepsi mümin kanıyla beslenen habis zihniyetin evlatları… Şeytanın vazifesini devrederek dinlenmeye çekildiği elçiler hepsi. Yalnız yurdum, ellerine yüzüne, hatta yüreğine iz bırakmış hançer ağrısına aldırmadan, yürüyüşünü hürriyet bayrağını düşürmeden tamamlamaya çalışırken yaralarını saran bir vefa bekleme hakkına sahip değil mi insanından? Borçlu değil miyiz?

Avuçlarını aç kardeşim; ellerine bıraktığım çiçeğin rengine değil, rayihasına bak… Bak ki aynı durmasa da bağrımdan koparıp ellerine bıraktığım, ayrı topraklara ait de değil… Gülüne gülümseyen bir menekşe benimki… Papatyadan yüz çevirmek istemeyen zambak bir diğerinin ellerindeki… Soylu, yalnız, kahraman, yiğit uzakların yetiştirdiği çiçekler onlar… Bir adı da aşk olan duanın topa tüfeğe en cesur şekilde mukavemet edebileceğini bilenlerin arzın kalbine bıraktığı tohumlar…

Selam ile.