Aşkın dogmatizm merkezli özne modern olabilir mi?

Modern insanı anlamanın yolu, onun ne kadar teknoloji kullandığına veya ne kadar eğitim aldığına bakmaktan geçmez. Modernliğin daha derin ölçütü, insanın kendi hayatı üzerinde ne ölçüde söz sahibi olduğudur. İnsan kendi değerlerini sorgulayabiliyor, kendisine aktarılan hakikatleri eleştirebiliyor, hayatının anlamını yeniden kurabiliyor ve hiçbir dış otoriteyi sorgulanamaz kabul etmiyorsa modern özerklikten söz edebiliriz. Bu nedenle modernlik, öncelikle teknolojik değil, antropolojik ve felsefi bir dönüşümdür.

Bu noktada “ aşkın dogmatizm merkezli özne” kavramı önemli bir tartışma alanı açar. Aşkın dogmatizm merkezli özne, kendisini yalnızca kendi deneyimi, aklı ve iradesi üzerinden kurmayan; hayatın anlamını, ahlaki sınırlarını ve doğru yaşam biçimini dogmatik bir kaynaktan gelen hakikat çerçevesinde anlamlandıran öznedir. Burada temel mesele kişinin insanlığından vazgeçmemesi ve kendi hayatına dair sözden ve özgürlükten vazgeçmesidir. Asıl mesele, insanın kendi hayatı üzerindeki nihai otoriteyi nerede konumlandırdığıdır.

Modern özerklik ile aşkın dogmatik otorite arasındaki gerilim tam burada ortaya çıkar. Özerklik, insanın kendi kendisine yasa koyabilme ve kendi hayatını kendi aklıyla düzenleyebilme kapasitesini ifade eder. Aşkın dogmatik otorite ise insanın üzerinde, onun iradesinden bağımsız bir doğruluk ve normatiflik alanının bulunduğunu varsayar ve dayatır. İnsan bu otoriteyi kabul ettiğinde, özgürlüğü tamamen ortadan kalkar; insan iradesinin sınırları önceden belirlenmiş bir hakikat düzeni içerisinde tanımlanır.

Burada ince fakat belirleyici bir ayrım vardır. Bir insanın belirli bir dogmatizmi özgürce benimsemesi ile bütün hayatını o inancın değişmez hükümleri altında yaşaması aynı şey değildir. Birincisinde bireyin seçimi söz konusudur. İkincisinde ise seçimin kendisinin sınırları tartışmaya açılabilir. Modern özerkliğin radikal biçimi, yalnızca bir hükme gönüllü olarak uymayı değil, hükmün kendisini sorgulama hakkını da içerir. İnsan, hiçbir dogmatizmi özgürce benimsememektedir. Bütün dogmatizmler, dayatmadırlar.

Dolayısıyla mesele “aşkın dogmatizm insanı özgür bırakır mı?” sorusundan kaynaklanmaktadır. Aşkın olduğunu iddia eden hiçbir dogmatizm insanı özgür bırakmaz. Bir başka asıl soru şudur: İnsan aşkın olduğunu iddia eden dogmatizm hakkında son sözü söyleyebilir mi? Onu yorumlayabilir, eleştirebilir, tarihsel bağlamına yerleştirebilir, bazı hükümlerini reddedebilir veya onunla arasına mesafe koyabilir mi? Eğer bunlar mümkünse, aşkın dogmatizm merkezli özne ile modern özerklik arasında yeni bir ilişki kurulabilir. Fakat aşkın dogmatizm yorumu daima belirli bir otorite tarafından kesin biçimde sınırlandırılıyorsa, insanın epistemik ve ahlaki özerkliği daralmakta ve ortadan kalkmaktadır.

Bu nedenle modernliğin temel çatışması gelenek ile teknoloji arasında değildir. Daha derindeki çatışma, insanın kendisini anlamlandırma yetkisi ile kendisi dışındaki nihai bir otoriteye bağlılık arasında ortaya çıkar.

Aşkın dogmatizm merkezli özne açısından dünya anlamını kendi dışında ve üstünde olan bir kaynaktan ve otoriteden alır. Modern özne açısından ise anlam, insan deneyiminin içinde sürekli olarak yeniden kurulabilir. Birincisi hakikati keşfetmeye ve ona sadakat göstermeye yönelirken, ikincisi hakikatin kendisini sorgulanabilir bir insan problemi olarak görür. Bu iki yaklaşım arasında bütünüyle çözülemeyen bir epistemolojik fark vardır.

Fakat bu fark, aşkın dogmatizm merkezli insanın zorunlu olarak barbar olduğu anlamına gelmez. Barbarlık, aşkın bir dogmatizme sahip olmaktan değil, farklı olanı insanlık dışı görme ve şiddeti meşrulaştırma biçiminden doğar. Aynı şekilde aşkın dogmatizm merkezli bir insan medeni olabilir; hukuk içinde yaşayabilir, farklı yaşam tarzlarıyla ve kültürlerle birlikte var olabilir ve başkasının özgürlüğünü tanıyabilir. Ancak medeni olmak ile modern olmak da aynı şey değildir. Bir insan başkalarının haklarına saygı gösterebilirken kendi hayatının anlamı konusunda güçlü biçimde heteronom olabilir.

Burada “barbar, medeni, modern” arasındaki ayrım daha anlaşılır hale gelir. Barbarlık, ötekine yönelik şiddetin ve dışlamanın egemen olduğu varoluş biçimidir. Medenilik, farklı insanlarla ortak bir dünya kurabilme kapasitesidir. Modernlik ise buna ek olarak bireyin kendi hayatının anlamlandırılmasında özerk bir özne haline gelmesidir.

Bu üç düzey birbirinden ayrılmadığında tartışma kolayca kimlik yargılarına dönüşür. Oysa mesele belirli bir insan topluluğunun barbar veya medeni olduğunu söylemek değil, farklı insan tiplerinin hangi otorite ilişkileri içerisinde oluştuğunu anlamaktır.

Aşkın dogmatizm merkezli öznenin modernliği bu nedenle basit bir “evet” veya “hayır” sorusuyla çözülemez. Aşkın dogmatizm insanın anlam arayışına eşlik eden bir yorum kaynağı olmadığından dolayı modern özerklikle bir ilişkisinin kurulması mümkün değildir. kurabilir. İnsanın düşünme, yorumlama ve kendi hayatı hakkında karar verme yetkisinin üzerinde mutlak bir otorite olarak kendini konumlandıran aşkın dogmatizm, modern özerklikle yapısal bir gerilim ve çatışma içindedir.

Sonuçta tartışmanın merkezinde insanın kendisi üzerindeki nihai söz hakkı bulunmaktadır. İnsan hayatının anlamını hazır olarak mı devralacaktır, yoksa onu sürekli yeniden kurma cesaretini mi gösterecektir? Modernliğin en derin sorusu budur. Aşkın dogmatizm merkezli öznenin modernlikle karşılaşması da tam bu noktada gerçekleşir: İnsan, aşkın bir kurgunun taşıyıcısı olarak mı kalacaktır, yoksa kendi varoluşunun yorumcusu ve kurucusu olma hakkını da üstlenecek midir? İnsan yalnızca neyin doğru olduğunu değil, doğruyu kimin belirleme hakkına sahip olduğunu da sorgulamaya başladığında modern ve medeni olmaya başlamaktadır.