Aşkın bir adı da yorulmamaktır.
Erdem Bayazıt
Bizler, "darbe" kavramını kalbimizle kavramaya çalışan fakat daha çok –Kurtuluş Savaşı'nı, Çanakkale Destanı'nı okuduğumuz gibi- gözlerimizle okuyan ve "Menderes" ile özdeşleştiren bir nesiliz. Görüp yaşayanlar bilir elbette… Dinleyenler olarak biz de, ne zaman mevzu açılsa gözlerin yere sabitlediği nedamet ve mahcubiyeti, acı inceliği biliriz yüzlerin belirttiği. O kara gün hakkında fikir arz eden herkes, toplumun sükût yükünü omuzlarında hissediyor gibidir halen. Dönemin başbakanına reva görülen zulmü, bir ağrı misali göğsünde taşıyor gibidir. İman ve İslam uğruna çekilen cefalar, darağaçlarını utandıran fikir elçileri, kısıtlanan özgürlük alanları, yurda olduğu kadar gönüllere uygulanan darbeleri anlatır.
"Bir devlet başkanı, elinizden Kur-an'ı almayıp namazınıza engel olmuyorsa hakkında çıkan dedikodular fitneden ibarettir" buyrulmuş. Söz çok, alan dar… Gördük ki davayı dilinde taşıyan değil, kanında saklayanlar açıklar. Bir çağrıyı emir telakki edip, karanlık ve meçhul gecenin sokaklarına döken cesareti başka ne izah eder? Hanım olsun bey olsun kamera kayıtlarının her gün daha çok ortaya çıkardığı görüntüler; mücadele erleri, inanç mücahitleri aşkın halen var olduğunu anlatmıyor mu bize? Küçüldüğünü zannettiğimiz hassasiyetin, aslında içselleştirilmiş olduğunu göstermiyor mu bazı yüreklerde? "Biz uyuduk, uyuşturulduk" ümitsizliğini reddetmiyor mu, evladını, yuvasını, hayallerini geride bırakanlar evlatlarımız gülsün diye? Geride bıraktıkları sadece kendilerine ait olanlar değil; an an çoğalan bir irkiliş nimeti ve vicdan yükü… "Gün" diyor ısrarla gönlü güzeller; "gün, birlik olma günü…" "Şimdi değilse ne zaman?" diye ekliyor. Mütemadiyen bir bilinci vurguluyor, ne bahar… Diğer taraftan sergilenen birlik ruhundan, atlatılan badireden memnun olmayanlar yok değil… Fakatlarla, keşkelerle, aslındalarla süslenen iğneli tümceler içimizi tırmalıyor günlerdir.
İfadelerimiz ağır gelmesin, ağrı addedilmesin çünkü her kalemin boynuna borçtur gördüğü rahatsızlıkları aleme dökmek;
*Bilhassa bu zaman diliminde darbeyi kınamak yerine, bir ömür bayrak, vatan, millete kendini adadığını ısrarla vurgulama ihtiyacı içerisine girerek, takdir gösterilmesi gerekenleri "ucuz kahramanlık" ifadeleri ile küçümseyenlerin ahvali hepimizce malumdur. Dünyanın saygı duyduğu, hayranlıkla karşıladığı şecaati ciddiye almıyor görünmek gönlün düşkünlüğüdür, acizliktir. Davasını göğsünde taşıyarak can meydanına kan sunanlarla, dilinde gezdirenlerin mukayese edilmesi de bizce mümkün değildir.
*Sosyal medya ve paylaşım alanları değerli tutup aziz bildiğimiz yazarlarımızın, edebiyatçılarımızın, hocalarımızın küfür ve hakaretlerinden yürünmeyecek bir hal almıştır. Küfrün olduğu yerden fikir kaçar. Gençlerimizin, çocuklarımızın, kadınlarımızın bulunduğu alanları çirkin kelimelerle doldurmak inancımıza, duruşumuza, töremize katkı sağlamaz.
*Hak ile batılın henüz ayrışamadığı bu süreçte kopyala yapıştır tekniği ile önüne gelen bilgiyi –doğruluğunu araştırmadan- paylaşmak hakikate zarar vermektir. A101'in malum örgüte ait olduğunu iddia edenler, Said Nursi talebesi bir kimseye ve mağazalarına büyük hasarlar vermiş, NT'ye aylar önce devlet tarafından el konduğunu bilmeyenler de yanlışın yayılmasına zemin hazırlamışlardır. Millet olarak en büyük eksikliklerimizden biri bu… Müslüman, diğer Müslümanın elinden ve dilinden zarar görmekte…
*15 Temmuz gecesi (hastalık, yorgunluk ve yoğunluk istisna) her şeyin olup bitmesini beklemek maksadıyla köşesine çekilenler, cepheye bir kelime göndermekten aciz duranlar bugün hangi süslü kelimeyle kendilerini kamufle etmeye çalışırlarsa çalışsınlar aşikardırlar. Şehitlerimiz için oturup bir cüz okumak şöyle dursun, üzülmekten yana tavır alamayanlar ve ömürlerince kendilerine dahi muhalefet olanlar şimdi de Hak ve hakikatin yanında olan, kendilerini hayra adayan cemaatlere, Ahmet Yesevî'den günümüze uzanan tasavvuf kültürüne söz etme hadsizliğine düşmektedirler. Yurdum gündeminde bu kadar mevzu var iken, Mustafa İslamoğlu ve Cübbeli Ahmet arasındaki çekişmenin ardına düşerek Müslüman çıtasını aşağı düşürenler darbe ruhuna katkı sağlamaktan öteye gitmeyeceklerdir. Meclislerinde ülke selameti ve şehitler için dualar etmekten, Kur'an okumaktan, güzeli ve güzelliği tavsiye etmekten gayrısını gözetmeyen cemaatleri malum örgütle aynı safta tutma gayretine girenler de unutulmasın ki yarın da çıkıp Fadime Şahinlerle tüm Müslümanları aynı kategoride değerlendirecek kapasiteye sahiptirler…
"Arkadaş! Yurduma alçakları uğratma sakın,
Siper et gövdeni, dursun bu hayasızca akın.
Doğacaktır sana vadettiği günler Hakk'ın,
Kim bilir, belki yarın belki yarından da yakın"
Selam ile…