Hafta sonu Libya'dan, İtalya'ya ulaşmak isteyen mülteci gemisi battı. Mülteciteknesinin alabora olmasıyla 700 göçmen öldü. Mültecilerle ilgili rakamlar o kadar hızlı değişiyor ki 200-300-900 gibi yuvarlak telaffuz edilen rakamların insanlardan bahsediyor olması barbarlığın istatistiksel versiyonu… Avrupalı ülkeler, kapılarını mültecilere kapattığı için bu faciaların sorumlusudur. Mülteciler, Avrupa'nın kapılarında kaderine terk edilerek, Avrupa'nın başta ekonomi olmak üzere dini, siyasi ve sosyal kurgusu açısından bir tehdit unsuru olarak görülmekte.
II. Dünya Savaşı'ndan sonra, dünyada en büyük mülteci grubunu Hıristiyan Avrupalılar ve Yahudiler oluşturuyordu. BM Mülteciler Yüksek Komiserliği, bu göçmenlerin sorunlarına yardım etmek için kuruldu. Cenevre Sözleşmesi'nin (1951) öncelikli hedefi de Avrupalı mülteciler sorununa çare olmaktı. Günümüz Avrupa'sında mülteci tanımı değişti. Nihayetinde Avrupalılar için Mülteci = Müslüman demektir. Özellikle 11 Eylül'le başlayan Irak ve Afganistan karışıklıkları ve Arap Baharı özelinde Suriye, Tunus, Mısır'da yaşanan çatışmalar yüzünden, Müslüman ülkelerden Avrupa'ya yoğun bir akınbaşladı. Haliyle Avrupalılar açısından Akdeniz'de boğulan "insan benzerleri!!'' için masraf yapmak, hele de Avrupa'nın yaşadığı ekonomik krizi de dikkat alıp bütçe ayırmak, hoş bir şey değil!!!!
FRONTEX
Özellikle Kuzey Afrika'dan çıkan göçmenlerin hedefinde olan ülke İtalya. Arap Baharı'nın ilk yılına kadar İtalyanlar, mültecilerle bir şekilde baş etmeye çalışıyordu. (En azından kitleler halinde ölümler yaşanmıyordu.) Mülteci problemi Yunanistan, Malta, Fransa ve İspanya'da da benzer sorun olunca AB'de müdahil oldu. Özellikle Avrupa'nın demografik yapısındaki değişmeler, göçmenlerin ülkenin ekonomik paydaşı olması ve Avrupa sokaklarda sarı-esmer insanların, beyaz insanlar arasında görünürlüğünün artması da cabası… İtalyanlar, göçmenlere karşı İtalyan sınır devriyesi Mare Nostrum ile müdahale etti. Böylelikle birçok insanı boğulmaktan kurtardı. İtalyanlar, mültecilerin sayısının artmasıyla Avrupa içine yönlendirince, AB Frontex'i (Dış Sınırlarda Avrupa İşbirliği Ajansı) kurdu. Frontex, denizlerde göçmen avlayan, karada ise göçmenleri düzenli olarak işgücüne (köle) yönlendiren, 21.yy Post kolonyal bir insan ticaret şirketidir. Akdeniz'de batırılan veya geri gönderilen gemilerin sorumlusu Frontex'tir. Bu alçak şirketin/kurumun yıllık bütçesi yaklaşık 150 milyon Euro. Frontex'in görevi kutsal Avrupa topraklarını göçmenlerden/Müslümanlardan korumak. Gerekirse imha etmek.Çünkü Avrupalılara göre, işsizliğin ve yoksulluğun nedeni Avrupa'yı istila eden göçmenlerdi. Mümkünse en ucuz yöntemle mücadele etmek gerekirdi. Yani bir mermi veya bomba daha maliyetliydi. Bunun yerine tekneleri batırmak, göçmenleri balıklara yem etmek en ucuz uygulamaydı.
Britanya:Mültecilerin Yeni Rotası
İtalya, "Tek başımıza mültecilerin üstesinden gelemiyoruz'' imdat çığlığını atarken, Avrupa ülkelerine 'birazda siz uğraşın' mesajı verircesine, önce mültecilere Shengen Vizesi dağıtarak göçmenleri Avrupa'nın iç kesimlerine yönlendirdi. Sonra İtalya'yı göçmenlere yaşanmaz hale getirmek için sert kanunlar çıkardı. Vize sahibi mülteciler, Avrupa'nın çeşitli noktalarına özelliklede ekonomisi büyük olduğu için Fransa'ya geçti. Fransa bir yandan sınırlarını mültecilere kapatırken diğer yandan ülkeye kaçak yoldan gelenleri Fransa'nın kuzeyindeki liman kenti Calais Mülteci kampına yönlendirerek İngiltere'yi adres gösterdi. (Bu arada başta Danimarka olmak üzere birçok Avrupa ülkesi İtalya'nın dağıttığı Shengen vizesinden ötürü Shengen sözleşmesini yeniden düzenliyor. ) İngilizler coğrafi açıdan avantajlı gibi görünse de mülteciler, Fransa'dan İngiltere'ye geçen kamyon ve Tırların içinde veya araçların yüklerinin arasına sıkışarak 30 km mesafedeki İngiltere'ye geçmeye çalışıyor. İngiliz ve Fransızlar, göçmenlere karşı her türlü olumsuz yaklaşımına rağmen göçmen akınını durduramıyor.
AB için deniz güzergahındaki en önemli tehdit Akdeniz kıyıları gözükürken, karada ise Türkiye. Ülkemizde yaşayan 2 milyon Suriyeli potansiyel tehdit olarak görülüyor. Suriye ve Libya'da durumun kötüleşmesi Avrupa'ya geçen göçmenlerin sayılarının artmasına sebep oluyor. Mülteciler için Malta, Türkiye, İtalya, Yunanistan ve İspanya ilk durak ülkeler olarak değerlendirilirken İsveç, Hollanda, Fransa, İngiltere, Almanya, Norveç gibi ülkeler görece yaşam ve ekonomik koşullarının daha iyi bulunduğu ülkeler arasında. Lakin sadece göç etmekle nihai refaha erişilemiyor. Kültürel entegrasyon, dil problemi, ayrımcılık 'köle' şartlarında çalıştırılan Mülteci/Müslümanların yaşadığı trajedilerin yeni bir boyutu. Ancak ırkçılık, göçmen yasalarının sertleştirilmesi, yabancı düşmanlığı, Neofaşizm ve NeoNazism yükselmesi gibi konulara göre makul trajedi!! gibi duruyor.
Sonuç olarak önümüzde yaz aylarında deniz şartlarının düzelmesiyle Akdeniz'de maalesef üzücü vakalar Avrupa'yı / bizi bekliyor. "Umuda Yolculuk"u rant kapısı haline getiren AB, aynı zaman bu katliamın sahibi. Müslüman göçmenlerin Avrupa'ya yönelik akını milliyetçi sağ partilerin oy oranlarına sebep olup, Avrupa halkında sosyo-ekonomik açıdan korkuya sebep olmaktadır. Bu korku PEGİDA gibi grupların doğmasına ve İslamofobiğin artmasına neden olmaktadır. Lakin bu hadiselerle mücadele etmenin yolu mültecileri imha etmekten geçmemelidir. İnsan hakları, uluslararası hukuk, demokrasi gibi zırvalamaların sahibi Avrupa, yaşana(n)cak olaylarla eski / yeni yüzünü gösterecektir.
NOT:Türkçe, göçmenleri tanımlamak için oldukça zengin/düzensiz. Muhacir, Mübadil, Soydaş, Gurbetçi, Almancı, Göçmen, Yabancı, Mülteci, Sığınmacı… gibi, Nasıl bir tanım kullanmalıyım ? diye düşünürken bende bu zenginliğe/düzensizliğe ayak uyduruyorum.