Ayak öptüren devletten el öpen devlete

0

Aşağıdaki fotoğraf karesi geçen hafta hemen hemen bütün ajanslarda yer buldu. Birçok gazete bu fotoğraf karesinden haber yaptı. Çok da iyi oldu. Zira bu fotoğraf karesi "yenileşme süresi" açısından çok değerliydi.

Fotoğrafın kısa öyküsü şöyle: Başbakan Davutoğlu Tunceli'yi ziyaret ediyor. Kenti dolaştığı esnada bir Alevi dedesi eline kapanarak Davutoğlu'nun elini öpmek ister. Davutoğlu bu yaşlı dedenin isteğini nazikçe reddeder "Ne haddimize, bizden yaşlı birine, bir dedeye el öptürmek" der ve mukabele ederek dedenin elini kendisi öpmeye çalışır.

İşte 1. Cumhuriyetin vatandaşlara tepeden bakan, kendi halkını hor gören soğuk devlet yüzünün tarihin çöp sepetine atıldığının kanıtı bu fotoğrafta.

Yıllarca halka rağmen politika yapan, tabandan gelen tüm talepleri fildişi kulelerinin kapısında öğüten, erişilmez bir devletçi gelenekten beslenen "bürokratik oligarkların" yönettiği bir ülkeden, bizzat halkın seçtiği "yerli temsilcilerin" işbaşına geldiği bir ülkeye geçişin şifreleri de bu fotoğraf karesinde.

Artık halk değil, devlet yahut devletin başındaki seçilmişler halkın karşısında önlerini ilikliyor. Bugün artık önce devlet değil, önce millet geliyor. "Halka rağmen yönetmek geleneği" tarihin karanlık sayfalarına karıştı.

Başbakan Davutoğlu; Tunceli ziyaretinde bir Alevi dedesinin elini öpmeye çalıştığı anda patlayan flaşlardan sonra çok tartışılan ve geniş yankı bulan o fotoğraf karesi için şunları söyledi:

"Bundan sonra kimse bizim önümüzde, devletin önünde diz çökmeyecek, kimse devleti temsil eden kişilerin ellerini öpmeyecek. Çünkü bundan sonra amir olan millettir, memur olan devlettir. El öpecek olandevlettir. Diz çökecek olan, milletle birlikte yürüyecek olan devletin temsilcileridir, liderleridir."

Davutoğlu'nun tarif ettiği tam da "Yeni Türkiye'"dir aslında. Devletin, milletin emrinde olduğu Türkiye. Halkın taleplerini görmezden gelen, hak ve özgürlük çığlıklarına kulaklarını tıkamış, "ithal ve mavi kanlı" yöneticilerin atama usulü işbaşına geldiği, el öptüren eski Türkiye'den, bizzat halkın, özgür iradesiyle seçerek "yerli ve bağımsız" yöneticileri işbaşına getirdiği, vatandaşların hak ve özgürlük taleplerine karşılık veren, kendi politikalarını kendisi belirleyen, gündemi belirlenen değil, gündem belirleyen, sınırları aşan bir vicdana sahip olan veya olmaya çalışan, ikiyüzlü demokrasi ihracatçılarının demokrasilerini elinin tersiyle geri iten, geçmişiyle barışmış, vatandaşıyla kopartılmış bağı yeniden kurmuş, el öpen bir Türkiye'ye geçiş hikayesinin özü bu fotoğraf karesinde saklı.

Bu değişim ve dönüşüm elbette bir sürece ve zamana tabi. Eksiklikler, aksaklıklar elbette var. Olacaktır da. Ancak her şeye rağmen "yenileşme" iradesinin hakkını teslim etmek biz Türkiyelilere düşer. Demokratikleşme, değişim ve dönüşüm sürecinde eksik bırakılan noktaları dile getirmek de bizim görevimiz. Ancak bunu yaparken kategorik muhaliflik yapmak, her şeyi toptan reddetmek vicdanlı bir topluma ve bireye yakışmaz.

Eski Türkiye'yi unutan ve/ya "Yeni Türkiye" nerde diye soran emekliliği geçmiş liberaller, tatlı su solcuları, Atanamayan Gazeteciler Kıraathanesi T24'ün müdavimleri, sokaklarındaki köpekler üşüdüğü zaman kıyameti kopartan, aramadık yer bırakmayan ancak sokakları dışında ölen insanlar ve katledilen toplumlar için dahi olsa kılını kıpırdatmayan Nişantaşı'nın Politik Vicdanlı Konformistleri ve ergenlik döneminde Malcolm X'in kısa bir süreliğine yüzüne pudra sürerek beyazlaşabileceğini zannettiği gibi yüzüne pudra sürerek beyazlaşacağını ve Nişantaşılılaşacağını zanneden Ahmet Hakan Coşkungiller, aşağıdaki Eski Türkiye fotoğrafına bakarak nostalji yapabilirler: