Julien Benda'yı tanır mısınız? Aydın hakkında ilk kapsamlı eleştiri, XX. yüzyılın başlarında, bizzat, Benda tarafından yapılmıştır. Benda'ya göre, "Aydınların hakikat duygusu zayıflamıştır. Onlar, şimdilerde siyasi ihtirasların güdümündedirler. İktidarın muhalif görünen sözcüleridir. Esasen kendi gruplarının çıkarlarını kollamak adına da sonsuz bir kin ve nefret duyarlar."
Türkiye'nin yaşamış olduğu sorunların başında, hiç şüphesiz, aydın sorunu bulunmaktadır. Tanzimat'tan Cumhuriyet'in kuruluşuna oradan da günümüz Türkiye'sinde aynı sorun yaşanmakta… Hakikati haykırmakla yükümlü olan aydınlarımız ve zamanın şahidi olması gereken gazetecilerimiz siyasi ihtiraslarının şehvetine kapılmış durumda… Siyasi ihtiras şehvetine tutsak, ihanet ve ihtiras sarkacında; insan olmanın uzağında…
Cemil Meriç'i Dinleyelim…
Oysa "Aydın olmak için önce insan olmak lazım. İnsan, mukaddesi olandır. İnsan hırlaşmaz, konuşur, maruz kalmaz, seçer. Aydın, kendi kafasıyla düşünen, kendi gönlüyle hisseden kişi… Aydını yapan; 'uyanık bir şuur, tetikte bir dikkat ve hakikatin bütününü kucaklamaya çalışan bir tecessüs'" der, Cemil Meriç fildişi kulesinin burçlarından…
Tüm bunları neden yazıyorum diye soranlara doğrudan cevap vereyim. Bu ülke, yine ve yeniden aydın ihanetini yaşamakta... Terörün kekremsi lanetiyle arasında ince bir çizgi bulunan Kürt Meselesi, aydın ve gazetecilerimizin şirazesini kaydırmış durumda… Ve ihanetlerini yalanın baştan çıkarıcılığı ile süsleyen aydınlarımız, sadece iktidarlarını kaybetmekle kalmıyorlar; aynı zamanda, ahlak ve basiretlerini de kaybediyorlar. Artık bu ülkenin aydınları, kendi kafası ile düşünme cesareti gösteremeyen, gönlü ile ülkesi arasına mesafe koyan insanlar topluluğu olmaktan başka hangi anlamı ifade edebilir?
PKK'ya Övgüler Düzen Aydınlar(!)
Düşünebiliyor musunuz? Hiç utanmadan, sıkılmadan "Akan kanın bir numaralı sorumlusu, Saray'daki Sultan'dır" diyen Cemal Paşa'nın torunu, PKK'nın üst düzey komutanlarına, Behoz Erdal'a, Cemil Bayık'a övgüler düzmüyor. Sorarım; terör örgütü PKK ile Hasan Cemal'i buluşturan hangi akıldır?
Hasan Cemal, Hayko Bağdat, Şirin Payzın, Aydın Engin, Aslı Aydıntaşbaş, Ezgi Başaran, Nuray Mert, Nazlı Ilıcak, Şahin Alpay, Ali Bulaç, Ekrem Dumanlı, Cengiz Çandar, Mümtaz'er Türköne, Can Dündar… Daha devam edeyim mi? Bazılara Erdoğan nefretine yenik düştü; bazıları da iktidarı kaybetmenin verdiği yenilmişlik duygusuna… Ancak hepsi, Stockholm Sendromu tarafından rehin alınmış durumda; tecavüzcüsüne hayranlar…
Sizleri suçluyorum…
"Tanzimat'tan bu yana Türk aydının alınyazısı iki kelimede düğümleniyordu; aldanmak ve aldatmak… Senaryoyu başkaları yazmıştı, biz sadece birer oyuncuyduk. Nesiller bir ütopyanın kurbanı olmuşlardı" diye seslenir, mağarasından Meriç… Oyuncu olmaktan uzak, sadece basit bir karikatüre dönüşen aydınlarımızın ve gazetecilerimizin niteliksizleşen hikayesi… Gazeteciliğin kutsal şemsiyesine sığınarak, ülkenin geleceğini üzerinde karanlık ve kanlı oyunlar tezgahlayanlar… Sizler, bu ülkenin aydınlanmaya çalışırken kararan taraflarısınız… Sizler, bu ülkenin gazetecilerisiniz, hakikati örten… PKK'yı kınamaktan bile korkan gazeteciler… Sizler, çift diliniz ile hem hakikati boğmaya çalışıyorsunuz, hem de şiddet ve terörü kutsuyorsunuz. Sizleri suçluyorum…
Sorarım sizlere; Kandil'e koşar adım giden gazetecilerimizin hangisi birkaç dakikalığına da olsa bir şehidin evine uğradı? Hangi ananın gözyaşlarına dokunabildiler, yüreğine temas edebildiler? Kısacası, irfanını kaybeden gazetecilerimiz, aydınlarımız; ihanetin fanusuna hapsoldu. Sizleri, tarih önünde hesap vermeye davet ediyorum…