Aykırı kalem: Bülent Akyürek’in ardından

1969 yılında Elazığ’da başlayan hayat serüveni 2026 yılının Şubat ayında, Ankara’da sona erdi Bülent Akyürek’in.

Turhan Candan, onun hayatını şu cümlelerle özetliyor: “Onun hayatı yoksulluğun, yalnızlığın, garipliğin en dokunaklı hikayesiydi… Ne var ki kimselere pek dokunamadı...”

Gariban bir adamdı. Garibanlığı, belki de yakasını bir ömür bırakmayan hastalıkları yüzündendi. Henüz bir bebekken ona ömür biçti doktorlar. Tıpkı yıldıznamelerde yazdığı gibi “3, 7 ve 12 yaşlarında ölür” dediler. O, 57 yıl yaşadı. Beş sene felçli kaldı. Bu süre zarfında binlerce kitap okudu.

Belki de garip bir adamdı. Garip bir adam olması da bence müthiş bir muhakeme gücünün ve hayata farklı pencerelerden bakan müthiş bir idrak kabiliyetinin neticesiydi.

Otuz beş yaşına kadar ateist olarak yaşadı. Gördüğü bir rüya ile dünya görüşü değişti ve Müslüman oldu. Ancak bu olayı kendisi şu şekilde izah etti: “Rüya görüp hidayete erdim… Benim dünya görüşüm değil ahiret görüşüm değişti. Eskiden ölünce tezek olacağıma inanıyordum şimdi tezek olmayacağımı anladım!”

Hayatını idame ettirmek için garsonluk yaptı, kâğıt topladı. Bu faaliyetlerinden elde ettiği üç kuruşu da götürüp kitaplara ve dergilere sarf etti.

Onunla sanırım 2010 yılında tanışmıştım. Bir program için Çorum’a gelmişti. Mehmet Okumuş beni de çağırmıştı. Beraber oturduk sohbet ettik. Hadiselere çok farklı bir zaviyeden bakıyordu. İronik bir tavrı vardı. Beni tanıştırdıklarında o günlerde çıkardığım ilk şiir kitabından bahsettiler. “Kitabınızın adı nedir?” diye sordu. “Yarına Ağıt Düne Gazel” deyince, “Bu ismi beğendim. Çok iyi düşünmüşsün.” demişti.

17 yaşında başladığı yazın hayatı boyunca; "Abdestsiz PİS'ikoloji", "Aykırı Yazılar", "Bir Mazlumun Portresi: Malcolm X", “Boş Laflar Antolojisi”, “Cinnetim Cennetimdir", "Çöldeki Penguen", "Dine Veda", "Fabrika Ayarlarımıza Dönelim", “Felsefeden Acil Çıkış”, "Güneşe Açılan Aynalar", "Güzel ve Etkili Susma Sanatı", “İçinizdeki Öküze Oha Deyin”, “İtin Biri”, "Kadınlar Üzerine Ahmet Abi'nin Gözünden Kaçanlar", "Karakalem Günlükleri", "Kıyamet Yakındır", “Öğle Namazına Nasıl Kalkılır?”, "Mavi Marmara Risalesi", "Mümince Yaşamak", "Müslüman'ın Diyeti", "Modern Müslümanların El Kitabı", “Seviyordum Söyleyemedim”, "Şehirleri Kim Öldürdü?", "Tek Kişilik Din", "Uyanık Uyku", "Uyuyan Adamın Defteri", “...Ve Tanrı Ağladı", "Yağmur Getiren Fırtına", "Yerden Yapılmış Bir Gökdelen", “Yılgın Türkler” ve “Zamanın Efendisi” gibi farklı kitaplara imza attı. Underground romanın ülkemizdeki temsilcilerinden biri olarak değerlendirildi.

Yazarlığı hakkında şunları söyledi: “Hiç süslü bir yazar olmadım; sokaktayım, dünyayı sevmiyorum, nefes alıp vermek geviş getirmeye dönüşmesin diye bütün kavgalara girdim.”

"İtin Biri" adlı romanı 1997 yılında tiyatroya uyarlanarak "Nihayet Tiyatro" grubunda sahnelendi.

Gökhan Özcan’ın dediği gibi; “Uyuklayan bir okurun yazarı olmadı hiç, uyuklamaya yüz tutanı da iki yakasından tutup, silkeleyip uyandırmak istedi.”

Nuh Muaz Kapan’ın da dediği gibi Bülent Akyürek’in düşünce dünyası, popüler olanla mesafeli; hızlı tüketilenle ise neredeyse kavgalıydı.

Eda Topar’ın da belirttiği gibi; Batı’nın “kişisel gelişim” adı altında ruhlara zerk ettiği hırs zehrini, “kişisel gerileyiş” panzehriyle etkisiz hale getirdi. Modern dünyanın sahte başarı putlarını darmaduman ederek insanı tekrar kendisine, özüne, fıtratına dönmeye davet etti.

Ona göre özgür kalmanın diyeti büyüktür. Batı’nın ve nefsin prangalarından kurtulmadıkça özgür olmak da mümkün değildir.

İlerlemenin formülünü köklerimize ve kendimize dönmekte gördüğü için “Bizim ilerimiz geridedir,” dedi.

Selçuk Küpçük onun kitapları hakkında şu cümleleri kurar: “Müthiş sıra dışı metinler, dehşet ironik zekâ, dilin sınırlarını zorlayan anlatım, protest akıl, anarşist ruh... Hepsinin bir arada olduğu yıkıcı bir metin.”

Son olarak 14 yıl süren bir sessizliğin ardından "Satılık Adam" ve “Geriye Doğru İleri” isimli kitaplarını çıkardı. Yazılması tam 24 yıl süren “Satılık Adam” romanı çok ses getirdi.

“Kimseye yük olmuyorum, olamıyorum zaten. Bu dünyada kimseye yük bile olamadım..." demişti. Sonunda her canlı gibi o da ölümü tattı ve tüm dünyevi sancılarından kurtuldu. Rabbine kavuştu. Mekânı cennet olsun.

Belki hakkında çok şey yazılacak çizilecek; umarız bu süreç devamlı olur. Sadece vefatı nedeniyle yazılanlarla kalınmaz. Nuh Muaz Kapan’ın da belirttiği gibi; onun ardından bize düşen, sadece iyi dileklerde bulunmak değil, eserlerine sahip çıkmaktır. Okumak, okutmak, konuşmak ve taşıyabildiğimiz kadar taşımak… Çünkü fikir ancak dolaşımda kaldıkça yaşar, ancak bir başkasının zihninde yankı buldukça diri kalır.

Yazımızı onun sözlerinden derlediğimiz birkaç cümle ile bitirmek istiyorum.

“Her taş parçası, yıkılmış bir duvarın yamasıdır. Taşa bakıp gediği aramak da var, gediği inceleyip taşın izini sürmek de…”

“Kendinizi dünyadan alacaklı sandığınız an; ‘Haksızlığa uğradım, ben daha iyisine layıktım…’ hissiyle, kendinize acır, zalimleşir ve hırsınızdan gözyaşı dökmeye başlarsınız.”

“Bir kez yalnızlığından dem vurup, daha sonra bunu sürdüren adam kendi ayaklarıyla cehenneme koşmaya başlar. “

“Bir Müslüman, yalnız olduğunu haykırdığı anda bütün şeytanları başına toplar ve dünyanın en büyük cemaatini kurmuş olur.”

“Yalnızlık, modern dünyanın üretip bize de kakaladığı züppe bir gevelemedir.”

“Kişisel gelişim kitaplarındaki her başlık Kuran-ı Kerim’in tersten okunuşu… Kitap bize ‘Rızık Allah’tandır.’ diyor ama onlar ‘İste başar, kendine inan, tut kopar, her şey senin hakkın, kaderini kendin yarat, çalış kazan…’ diyorlar… Bunlar şeytanın askerleri. Ego, kibir, sonsuz istek pompalıyorlar. Bir din kurdular, kişisel gelişim uzmanları bu dinin rahipleri…”

“Sizin göbeklerinizdeki yağlar, Somali'de hayat ve ölüm arasındaki duvardır, unutmayalım lütfen!”

“Müslüman, beş deliği tıkayan insandır: İki gözüyle harama bakmayacak, iki kulağıyla faydasız şeyleri dinlemeyip dedikodudan, fitneden kaçacak ve ağzını tıkayacak.”

“Kırmızı et yiyip İslam ülkelerine saldıran Batı’yı taze fasulye yiyerek yenemeyiz.”