Ayrılık

Hayat, ayrılık ile başlar ve ayrılık ile devam eder. İlk ayrılık, insanlığın ilk anne ve babası olan Adem ve Hava’nın cennetten ayrılarak dünyaya gelmeleri ile başlamıştır. Sonra, bu dünyadan ayrılarak bir başka aleme gitmeleri ile devam etmiştir. Ademoğlu, annesinin rahminden ayrılarak hayata adım atar, verilen süre bitince bu dünyadan ayrılarak sonsuz bir aleme gider.

Hayat ile beraber ayrılık hep devam eder. Mesela, büyürken alışkanlıklarımızdan, hayallerimizden ayrılırız. Bazen aile üyelerimizi, bazen sevdiğimiz dostlarımızı toprağa gömerek ayrılırız. Bize verilen ömür bitince, sahip olduğumuzu sandığımız her şeyden ayrılırız. Belki de sahip olmayı öğrendiğimiz kadar, ayrılmayı öğrendiğimizde hayatın özünü, kavramış oluruz.

Ayrılık konusu, çok boyutlu derin bir konudur. Mesela, zorunlu ve tercih edilen ayrılıklar, iyi ve kötü ayrılıklar gibi daha pek çok boyutu vardır. Ancak bu bir inceleme yazısı değil, bu bir dertleşme, bir paylaşma yazısıdır. Ayrılığın kendine mahsus bir hüznü vardır. Ayrılık, hayatımızdaki insanların fiziki varlıklarının yokluğundan çok, onların bıraktığı boşlukta hissedilir.

Çünkü insan, sesine alıştığı bir sessizliğe uyanır... Her şey normal görünse de hiçbir şeyin eskisi gibi olmadığını hisseder. Hangi kızgınlıkların sonucunda olursa olsun, her ayrılık, kalbinizin bir parçasını geride bırakır. Acısı, yüksek sesle değil, içten içe, ağır, ağır sizinle konuşur. Zaman kesintisiz akar ama hüznün acelesi yoktur. Zira bazı ayrılıklar, insanın tüm hücrelerine siner ve uzun süre kalmayı seçer...

Ancak ayrılıkları sadece bir kayıp olarak değil, insanın kendini tanıdığı duraklar olarak da düşünebiliriz. Çünkü ayrılıkla birlikte, insanın yanılgıları, alışkanlıkları, beklentileri, umutları, umutsuzlukları da gider. Her ayrılık, hem sabrın sınırını hem de sırrını keşfetmemizi sağlar. Kalbin dayanma gücünü, var olan olgu her ne ise, olduğu gibi kabullenmeyi öğretir. Ayrılığın hüznü geçmese de, insan değişir, olgunlaşır ve derin bir fark ediş ve kavrayışa sahip olur.

Ülkeden ayrılmak

Bazen kendimizi daha iyi geliştirmek için, başka kültürleri tanıma ihtiyacını hissedebiliriz. Zira başka kültürleri tanımanın en etkili yolu, onları uzaktan gözlemlemek yerine, bizzat orada yaşayarak deneyimlemektir. Çünkü; dil, kültür, değerler ve insan ilişkileri, kitaplardan öğrenilmeyecek kadar derin konulardır. Günlük hayatın içinde bu tür konular daha iyi kavranır. Ayrıca, farklı bir ülkede yaşamak, insanın kendi kültürünü daha iyi anlamasını da sağlar. Önyargıları törpüler, başkasını anlama duygusunu güçlendirir, hayata ve dünyaya daha geniş bir pencereden bakma imkânı verir.

Bütün bu avantajlara rağmen, her yurt dışına çıktığımda, sadece bir toprak parçasından değil, yakınlarımdan, dostlarımdan ayrıldığımı hissederim. Derin düşüncelere dalıp yürüdüğün şehrin sokaklarından ayrılırsın. Sabahları fırınlardan etrafa yayılan ekmek kokusundan ayrılırsın. Gittiğiniz yerde her şey daha düzgün daha düzenli olabilir ama yine de bir şeyler hep eksiktir.

Vatan özleminin yarattığı hüzün, belki insanı yüksek sesle ağlatmaz ama kalpte ağır bir taş gibi durur. İnsan gülse bile, yüreğinin derinliklerinde hep yarım bir cümle kalır. Kendim için şunu söyleyebilirim; sanki zihnimde hep şu cümle tekrarlanır: ‘’Ben iyilik medeniyetine aitim.’’

Toparlayacak olursak; siz ‘’ayrılık’’ yazısını okuyunca, muhtemelen güzel Türkiye’mden ayrılmış olacağım. Her ayrılık, insanın içinde bir kapıyı kapatır ama uzun süre kapanmayacak bir pencere bırakır. Geride bıraktıklarıma devamlı o pencereden bakarak dua edeceğim...