BAL'ımıza KAN sıçratanlar pişman olacak

0

Samimi, iyi niyetli, misafirperver, yeniliklere açık, temiz, çalışkan, sözüne sadık, dürüst, hesapsız, beklentisiz güzel insanların, toplumların ve milletlerin bin yıllardır yaşadığı bir coğrafyadır BALKANLAR. Bu güzel insanlar her iki cihan mutluluğunun anahtarı olan İSLAM ile müşerref olduktan sonra kendilerinde bulunan güzel hasletleri olgunlaştırarak kalıcı hale getirmişlerdir. Cihan devleti Osmanlının bölgeye yaptığı hizmetler aracılığı ile bu bölge, uzun zaman zarfında barış yurdu ve medeniyet havzası olmuştur.

Osmanlının zayıflayıp bölgeden çekilmesi ve çok kısa süre içinde tarih sahnesinden çekilmesiyle, maalesef Balkanlardaki barış ve huzur yerini, kaos ve soykırımlara bırakmıştır.Balkanlarda tüm mazlum ve Müslüman milletler sadece ve sadece inançları ve milliyetleri sebebiyle bitip tükenmek bilmeyen, ardı arkası gelmeyen soykırımlara tabi tutulmuşlardır. Boşnaklar, Arnavutlar, Pomaklar, Balkan Türkleri için 3 seçenek vardı: Ya zillet içinde kendi inanç ve medeniyet değerlerinden uzak bir biçimde aşağılanmış 3. Sınıf vatandaşlar olarak yaşamak, ya yüzlerce yıldır yaşadıkları vatan yaptıkları topraklarından göç ederek sersebil olmak ya da ölmek!

BAL gibi insanların müzik tadında barış toplumu oluşturdukları bu cennet beldelere KAN sıçrattı zalimler.Yukarıda ismini saydığım tüm mazlum toplumların başına gelen bu zulümlerin belki de en trajik ve yıkıcı olanı şerefli Boşnak milletinin yaşadıklarıdır.

Boşnaklar Bizans döneminden bu yana sürekli, soykırımlarla adeta yeryüzünden silinmek istenmiştir. Osmanlının bölge idaresini bırakmak zorunda kaldığı Avusturya – Macaristan İmparatorluğu döneminde, daha sonra boşluktan istifade ile kurulan Yugoslavya Krallığı devrinde, akabinde komünist Yugoslavya zamanında ve son olarak da Balkan Kasabı Miloseviç ve köpekleri tarafından tarihin en karanlık ve kanlı soykırımlarıyla karşı karşıya kalmışlardır. Tüm bu utanç verici, kirli insanlık suçlarına rağmen yüreği iman ve insan sevgisi dolu temiz Boşnaklar ve elbette diğer tüm Müslüman Balkan milletleri direnerek varlıklarını devam ettirmişlerdir. Bu; inancın, vatan ve insan sevgisinin eseridir.

Vahşi Sırpların katliamına maruz kalan Boşnak ve Arnavut kardeşlerimizin yaşadığı dramı kısaca yazacak olsam bile, ben yazarken, sizler okurken tahammül edemezsiniz. Dünyanın gözleri önünde, ekmek kuyruğunda, su sırasında, pazarda bulunan insanlar kitlesel şekilde katlediliyordu. Evler, camiler, tarihi eserler yıkılıyor, dünya güçleri bu olanları ancak izliyordu. En korkunç savaş günlerinde ülkesi her gün çocuklarını kaybederken, ülkesi kanlar içindeyken merhum Alija İzzetbegovic, başkalarının ibadet yerlerine, sivillere, kadınlara asla dokunulmaması yönünde birliklerine emir veriyordu.

Birleşmiş Milletler'in koruması altındaki Srebrenica'da yaklaşık 10 bin insan bir gecede katledilirken Alija İzzetbegovic, "dünyanın sağır ve dilsiz" haline isyan ediyor, ancak bu isyanını dışarıya ve halkına asla yansıtmıyordu.

En zor günlerinde halkının etrafında kenetlendiği ve bir "baba" olarak gördüğü Alija, yaşanan olayları, "Her şeye kadir olan Allah'a andolsun ki; köle olmayacağız. Ben Avrupa'ya giderken kafam önümde eğik gitmiyorum. Çünkü çocuk, kadın ve ihtiyar öldürmedik. Çünkü hiçbir kutsal yere saldırmadık. Oysa, onlar bunların tamamını yaptılar. Hem de Batı'nın gözü önünde; Batı medeniyeti adına. Nefrete nefretle cevap vermeyin. Bosna için nefret çıkmaz sokaktır. Nefret sadece bizim ruhlarımızı zedelemiyor, Bosna'nın özünü de zedeliyor" ifadeleriyle özetliyordu.

Bugün dünyanın tamamında Müslümanlar, ezilenler olarak hem toplumlar hem yönetimler seviyesinde, reaksiyona değil; BAL'ımıza KAN sıçratanların bir daha buna cesaret bile edememeleri ve pişman olmaları için aksiyona/eyleme ihtiyacımız var.

İKİ DOĞU ve İKİ BATI'NIN RABBİNE EMANET OLUNUZ...