Bir zamanlar Adil Avaz'dan dinlediğimiz güzel bir ezgi vardı: "Bana ırkımı sormayın/ Kah beyazım kah siyahım/ Bazen Türküm bazen Kürdüm/ Benim dinim yeter bana/ Bazen Türküm bazen Kürdüm/ İslam dini yeter bana"
Bugünlerde bu ezgi nedense (nedeni belli aslında) dilime dolandı.
Bana ırkımı sormayın! Kürt, Türk, Arap, Çerkez, Gürcü… olmanın ne önemi var?
Beyaz, siyah, sarı, kızıl olmanın ne farkı var.
Hazreti Âdem ile Havva'dan gelen bizler, aynı kökten değil miyiz?
Kainatı yoktan var eden Rabbimizin en mükemmel varlıkları değil miyiz?
Sani' olan Allah'ın en güzel dizayn edilmiş sanat eserleri değil miyiz?
…
Birbirimizle tanışmamız, kaynaşmamız, işbirliği yapmamız ve kainatı imar etmemiz için farklı desen, renk, kıvam ve bölgede var kılınan insanoğlu, maalesef ilahi bir karşılığı olmayan değerler üretmekte. Irk ve renk merkezli insan tasnifi…
Aslında tespit ve tasnifte olmayan sorun bu tasnifin sonunda ortaya çıkan tahkir, tezyif, inkar, asimilasyon ve yok sayma ile kriz oluşturmaktadır. Bu kriz de aslında şeytanla birlikte var olan bir duruştur. Hz. Âdem'i yaradılış maddesinden dolayı hor, hakir gören şeytan, günümüze kadar, ırk merkezli bakış açısına sahip olan, ırkçı anlayışı benimseyen herkese şeyhlik yapmıştır.
Bana ırkımı sormayın deyişimiz, kendimizi mensup olduğumuz ırktan ayrı tutmamız ve ırkımızdan utanmamız manasına gelmemekte elbette. Mademki Rabbimiz böyle bir sonuçla bizi karşı karşıya getirmiş, elbette bizim de buna sahip çıkmamız gerekir. Bir Türk, Kürt, Arap ve diğerinin ırkını, kültürünü, yerel değerlerini bilmesi, sahip çıkması, ifade etmesi, dilini konuşması vs en tabi hakkıdır. Irkının tarihin akışı içerisinde yaptığı güzellikleri yad etmesi, yanlışını bilip ders çıkarması önemlidir. Irkıyla bir bağ kurması, onu dillendirmesi, tanıtması makuldür. Yeter ki atalarının her yaptığında bir keramet aramasın, yanlışını savunmasın, başka ırklara karşı bir üstünlüğe yönelmesin.
Dedik ya, ırkımızı sormayın. Gerektiğinde bunu söyleyen söyler. Suyun akışı, güneşin doğuşu gibi doğal bir şekilde.
Ama illa da soracaksanız, imanımızı, inancımıza göre davranıp davranmadığımızı, adaletimizi, dürüstlüğümüzü, insan sevgimizi, görev ve sorumluluğumuzu yerine getirip getirmediğimizi sorun.
AK PARTİ SAADET İTTİFAKI
İki parti arasında devam eden gayrı resmi görüşmelerin bir an evvel olumlu olarak sonuçlanması gerekmektedir. Bunun için iki tarafın da makul bir noktada buluşması bir zorunluluktur. Saadet, hakkı olan 7 vekilliğe razı olmalıdır. Hatta Ak Parti 10 vekil çıkaracak bir kontenjan, 10 tane de oy artışına bağlı olarak çıkarılabilecek yerden kontenjan ayırmalıdır. Böylece iki taraf arasında daha makul bir yaklaşımın olması, Saadetten de değerli bazı isimlerin meclise girmesi sağlanmış olur. Bunu engelleyici olarak belirecek her türlü yaklaşım, davaya ihanettir.
KONGRE
Ak Parti kongresini yaptı. Öncesinde yaşanan küçük (ama çok önemli) bir kriz, büyümeden aşıldı. Recep Tayyip Erdoğan'ın, yani Reis'in ağırlığının hissedildiği (zaten öyle olmalıydı) bir liste ile seçim startı verildi. MKYK/MYK belirlendi. Artık geleceğe odaklanmalı, milletvekili listeleri kuşatıcı bir şekilde hazırlanmalı, yanlışlıklar giderilmeli, yeni politikalar geliştirilmelidir.
Hayırlı olsun inşallah…