Yüzyıllık tarihin son demlerindeyiz. 1900'lü yıllarda yazılmaya başlayan ve 24 Temmuz 1923'de ise gelecek yüz yıla şekil veren bir dönemin tarih olmasına ramak kaldı. Ana mantalite açısından Lozan öncesini andıran günlere, milletçe şahitlik ediyoruz. Fakat bu sefer masada "Hasta adam" nitelemesi yapılan bir devlet kesinlikle yoktu. Bilakis karşılarında, ceddinden aldığı tecrübeyi ilmek ilmek işleyen dirayetli bir akıl mevcuttu. Bu manada kahvehanelerdeki insanlar bile, Dünya'da şuan kimisi Siyonist, kimisi Hristiyan Demokrat Para baronları arasında bir çatışma yaşandığının farkındaydı. Kaldı ki bugün DAEŞ'i kimin hangi misyon için kurduğunu, Esed'in niye al aşağı edilmediğini, Sisi'nin neden iş başına getirildiğini, Batnın Afrika kıtasına niçin üşüştüğünü, Paris'te bomba patlatanların ve PYD'yi güzelleyenlerin kime hizmet ettiğini çocuklar dahi biliyordu. Artık birilerinin her istediğini yapmak zorunda kalan, ensesine vurup ağzından lokmayı aldıkları bir ülkeden geriye eser kalmamıştı. Belki de asıl hazımsızlıkları bu yüzdendi. Yani bütün sıkıntı, dozunu gittikçe arttırdıkları sinsi planlarına rağmen, arzu ettikleri refleksler göstermeyen bir devletin varlığından kaynaklanıyordu.
Bu minvalde olaylara partizanca yaklaşmamak gerekirdi. Çünkü saplantılar gözümüze perde olacağı ölçüde gerçekleri görmemizi de engellerdi. Oysa olan bitene vakıf olmak için biraz kafamızı kaldırmamız yeterliydi. O yüzden yaşananlara tekdüze bakmak yanıltıcı olabilirdi. Büyük resmi gösterecek geniş menzilli bir gözlük takmaya mecburduk. Ancak bu sayede Ambargodan kurtulmak için kovduğu boranlara el açan Putin ve havarilerinin (İran, Irak ve Esed yönetimlerinin) Akdeniz doğal gazı için İsrail politikalarına hizmet ettiğini görebilirdik. Şayet bu farkındalıkla izlendiği takdirde, Batının İsrail'e rağmen, Filistin'in bağımsızlığını savunması bizlere garip gelmeyecekti.
Anlayacağınız zamanımızda, yıllar önce çeşitli entrikalarla Devletimizden ayırdıkları topraklar üzerinde birileri tekrar satranç tahtası kurmuş, karşılıklı hamleler yapıyordu. Bunlardan bir taraf Türkiye'nin bölgesindeki olaylara müdahalesini hiç ama hiç istemiyordu. Bunun yerine, Türkiye'nin sadece içerisinde PKK mevzusuyla meşgul olması ve hamasetle Kuzey Suriye'ye girerek kaos yaşaması niyetindeydi. Zira kendi derdiyle enerjisini harcayacak ülkenin, kurgulanan oyunu bozacak takati kalmayacaktı. Fakat diğer taraf ise, istikrarsızlığa düşecek bir Türkiye'nin mültecilere ve savaşçılara bariyer görevini yitireceğinin idrakindeydi. O anlamda Ankara'nın gardını düşürmemesi uğruna mecburen destek vermek zorundalardı. Hattı zatında Batıya açılacak imkanı bulan savaşçı ve mülteciler, Avrupa'nın sonu getirecekti. Özellikle son zamanlarda ABD Demokratları ve bazı Batı devletlerinin, kazanımlarını kaybetmemek adına Ankara ile aynı dili kullanmasının asıl sebebi de buydu. Yani bu durum, içimizdeki amaların iddia ettiği gibi "Ankara'nın kendisini inkar ettiği ve Avrupa'nın güdümüne girdiği" manasını taşımıyordu.
Tamda bu esnada, "Yeni Dünya Düzeninin" organizatörlerinin bu güne dek tıkır tıkır işlettiği programlarını, Musul hamlesiyle akamete uğratıyorduk. Bu bağlamda Musul olayını, egemenlerin böğrüne saplanan bir hançer cihetinde görmeliydik. Zaten Musul operasyonu, Devletimizin bölgeye bakış açısının değişmediğini ve tarihi duruşunda bir sapma olmadığını da ispatlamıştı. Çizilen perspektifte İbadi, Esed ve Rusya'nın tepkisi kadar tüm kozları Türkiye'ye kaptıran Batının sessiz kalması ise normal sayılmalıydı. Bakalım nasırına basılan Batı, bu meseleyi ne kadar kabullenecekti? İlerleyen dönemde göreceğiz!
Son tahlilde Musul'dan çekilmeyeceğimiz bilinmelidir. Hatta Kuzey Irak Yönetimi ile ilişkiler gelecek dönemde daha da ileri seviyelere ulaşırsa kimse şaşırmasın!!! Ha bu arada; Moskova ve avenesi Türkiye'ye kast ederek tüm dünya Müslümanlarını karşısına alacak kadar aptal değildir. Rahat olun. Siz içimizdeki algıcılara sakın bakmayın. Eğer bu cesareti gerçekten kendilerinde bulsalardı, emin olun şimdiye kadar çoktan harekete geçerlerdi. Sonuçta, bizim nasıl devamlı kaşıdıkları PKK mevzumuz varsa, söz konusu komşularımızın da yumuşak karnı olduğunu unutmayın. Bunu onlar da çok iyi biliyorlar…
Vesselam…