Başkanlık sistemi tartışmaları aslında Türkiye için çok yeni bir durum değil fakat yıllardır tartışılması dahi ötelenmiş bir durum. Rahmetli Necmettin Erbakan, Turgut Özal ve Alpaslan Türkeş kendi dönemleri içerisinde başkanlık sisteminin Türkiye de uygulanması noktasında olumlu kanaatler sahibiydiler. Bu kanaatleri dönemin şartları gereği çok fazla dillendiremediler açıkçası. Bunun tabi neticesi olarak da başkanlık sisteminin Türkiye de uygulanabilirliği bir fikir ve model olarak ciddi bir tartışmaya dahi konu olamadı fakat ötelene ötelene günümüze kadar geldi. Bugün ise tam da karşımızda duruyor.
***
Öncelikle bana göre başkanlık sistemi ülkemizde uygulanması için geç kalınmış ve bir an önce uygulanması gereken bir sistemdir.
Hepimizin bildiği üzere yasama organı seçimleri olan milletvekilleri genel seçimleri ile bir parlamento meydana getiriyoruz. Bu parlamentodan yani yasama üyeleri içerisinden bir yürütme organı doğruyor ve bunun parlamentoya karşı sorumlu olmasını, aynı zamanda da parlamentoda içerisinden çıktığı meclis grubundan bağımsız hareket etmesini bekliyoruz. Bu tabi ki hem teknik, hem de yasamanın içerisinden çıkan yürütme organının, içerisinden çıktığı meclis grubu ya da diğer bir ifade ile iktidar partisi ile olan organik ilişkisinden dolayı mümkün olmayan, olamayacak bir durum. Bunun sebebi de son derece açıktır. Bakanların seçim kaygısı taşıyor olmaları ve kendilerini seçtiren parti organları ile aralarındaki organik bağdır.
Bunun sonucu gayet açıktır. Yasama organı olan meclis içerisindeki iktidar partisinin milletvekili üyelerinden oluşan bir yürütme organı mecliste tarafsız hareket edemez. Tarafsız hareket edemediği gibi bu durum yürütme organının denetimini de son derece zorlaştırır. İktidar partisinin milletvekili üyelerinden oluşan bir yürütmenin tüm icraatları, iktidar partisi grubu tarafından mecliste kolayca onaylanabilir. Denetim noktasında ise verilen önerge ve gensorular iktidar partisi meclis grubu tarafından her seferinde kolayca veto edilebilir.
Bu durumda açık ve net olarak şu sonuç ortaya çıkar. Yürütme organının birer üyesi olan bakanlar parlamento dışından olmalıdır. Yani yasama ve yürütme organı ayrılmalı, bugün işlemez hale gelen erkler ayrılığı ilkesi işletilmelidir. Ancak bu şekilde daha demokratik, hesap verebilir ve uzun vadeli politikalar üretebilecek bir siyasi irade ortaya çıkabilir. Daha fazla demokrasi istiyorsak, başkanlık sistemine geçmek elzem ve gerekli bir durum olarak önümüze çıkmaktadır.
Erkler ayrılığı ilkesi, erklerin bir birleri arasında tam bir uyum içerisinde çalışmaları için değil, erklerin bir birlerine karşı tahakküm kurmalarının önüne geçmek ve erkler arasında ki dengeyi kurarak ülkenin tüm kurumlarının işlerini bağımsız olarak yapabilmelerine ve bu devlet işlerinden doğabilecek kusurlar karşısında hesap verilebilirliği tam olarak işler hale getirmek için vardır. Yani erkler ayrılığı demokrasilerin emniyet sübapı olmak gibi bir görevi ifa eder.
Başkanlık sisteminin ülkemize getireceği en büyük fayda nedir diye bir soru sorulsa ben hiç düşünmeden ülkemizi koalisyon hükümetlerinin istikrarsızlığından ve basiretsizliğinden kurtaracak olması derim. Siyasi tarihimize baktığımızda, demokratik seçimlerin yapılmaya bağlandığı çok partili hayata geçiş döneminden itibaren Türkiye'nin en istikrarlı olduğu, ekonomik bakımdan en güçlü olduğu ve yatırımlar noktasında en fazla yatırımların yapıldığı dönemler hep tek başına iktidara gelen partilerin döneminde olmuştur. Çok başlılığın olduğu yerde ortaya çıkan sorunlar koalisyon hükümetlerinin en büyük handikapları olmuştur. Bu sebepten dolayıdır ki yatırımların durduğu, ekonominin açmaza girdiği ve istikrarsız hükümetlerin kurulup durduğu dönemler hep koalisyon dönemleri olmuştur.
Başkanlık sistemine geçildiğinde yasama ile yürütme seçimleri ayrı ayrı yapılacağından koalisyon hükümetleri dönemi tarih olacaktır. Böylece ülkemize siyasi istikrar gelecektir. Kim seçilirse seçilsin tek başına iktidarda olacağından siyasi istikrarsızlık gibi bir durum söz konusu olamaz hale gelecektir.
Bakanların parlamento dışından olmaları ve seçim kaygısı taşımamaları da bakanlıkların uzun vadeli planlar ortaya koymasına zemin hazırlayacak ve böylece gündelik politikalar yerine uzun vadeli hedefler hayata geçirilebilecektir.
Yasama ve yürütmenin ayrılması ile birlikte hükümet eden kanat yasamaya karşı daha hesap verebilir hale gelecek, ülkemizin siyasi hayatı daha demokratik bir hal alacaktır.
***
Siyasi istikrarın olduğu ülkelerde ekonomik istikrarda bunu takip eder. Ekonomik istikrarın olduğu yerde yatırımcıların güven oranı yükselir. Buna bağlı olarak ise yatırımlar artar. Yatırımların artması ile birlikte ülkedeki ticari girişim sayıları da artış gösterir. Bunun doğal sonucu olarak da işsizlik azalır, istihdam artar. Bunları söylememin temel sebebi her gencin bir gün ekonomik hayata atılmak gibi bir zorunluluğunun olduğu ve bu zorunluğa bağlı olarak da ya iş kurmak, ya da iş bulmak gibi bir sorunla karşı karşıya olduğu gerçeğidir. İşte gençlerin ekonomik hayata katılımları noktasında siyasi istikrar böylesine kilit bir role sahiptir. Başkanlık modeline geçilmesi ile birlikte koalisyon hükümetleri tarihe karışacak, böylece siyasi istikrarsızlığında önüne geçilecektir. Başkanlık modelinin gençler açısından ekonomik yönden önemini yüzeysel olarak böyle ifade etmemiz mümkün.